Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni: Kızıldere Son Değil Umudun Bayraklaştığı Yerdir! Kızıldere Devrimin Kalesidir! Kalemiz Ve Bayrağımız Olduğu Sürece Yalnız Değiliz Zafer Bizimdir!
SAYI: 59 TARİH:
28 Mart 2026
KIZILDERE SON DEĞİL
UMUDUN BAYRAKLAŞTIĞI YERDİR!
KIZILDERE DEVRİMİN KALESİDİR!
Kalemiz
ve bayrağımız olduğu sürece
yalnız
değiliz
ZAFER
BİZİMDİR!
“Bugünün
dünyasında tek başına kalmayı göze almadan emperyalizme karşı savaşmak mümkün
değildir!” DAYI
“Yalnız
değiliz! Tüm dünya halklarıyla birlikteyiz.
Güçsüz
değiliz; gücümüz inancımızda,
tarihsel
ve siyasal haklılığımızdadır.
Biz
kazanacağız! Çünkü biz halkız ve haklıyız.” DAYI
Boyun
eğmenin akıllılık sayıldığı yerde, devrimde ısrar
elbette
“delilik” sayılacaktır.
Bizi yalnızlıkta boğmak
istiyorlar.
Yalnız değiliz, dünya
halklarının kurtuluş cephesiyiz.
Emperyalizme meydan okumayı
delilik sayıyor, bizi deli damgasıyla tecrit etmek istiyorlar. İşbirlikçiliğin,
dönekliğin, emperyalizme teslimiyetin ‘akıllılık’ sayıldığı yerde, biz bin kere
deliyiz!
Mahirler, Kızıldere yolundan
dönselerdi ya da ellerini kaldırıp teslim olsalardı faşizme, bir THKP-C
geleneği yaratılabilir miydi o teslimiyetten? Hayır!
Teslimiyetten çıkacak olan;
tarihini, bugününü, geleceğini, ideallerini, hedeflerini, ruhunu satmış
Amerikan askerliğidir. Teslimiyet; ideolojik, politik, örgütsel, ahlaki,
kültürel ölümdür.
Marksist-Leninistler, hiçbir
koşulda yalnız değildir. Dünya halklarını temsil ederler.
İki ideoloji var.
Emperyalizmin ideolojisi yani burjuva ideolojisi ile halkların ideolojisi yani
proletaryanın ideolojisi Marksizm-Leninizm.
Yalnız olan, bir avuç emperyalist tekeldir.
Dünya halklarının örgütlendiği, savaştığı her yerde yalnızlıkları
teşhir olmuş, kâğıttan kaplan oldukları açığa çıkmıştır. O
kâğıdı parçalayıp attığınızda görürsünüz ki, o kaplanın ardında bir avuç sapık,
asalak, çürümüş burjuva cesetten başka bir şey yoktur.
Onların tüm geceleri Kızıldere
kâbusuyla doludur. Gecekondulardan gelen halkın, gırtlaklarını keseceği
korkusuyla yaşarlar. Bombalarla yıktıkları üslerimizde de attıkları kuyuların
diplerinde de kâbusları olmaya devam ediyoruz.
Sayımız bir iken de sayımız bin, on bin iken de dünya halklarının tek gelecek
umudu biziz.
Hangi zorlu süreç olursa
olsun, hangi baskı ve saldırı biçimiyle karşılaşırsak karşılaşalım, burjuvazi
ve NATO solcuları el birliğiyle türlü demagojilerle marjinalleştirmeye
çalışırlarsa çalışsınlar; biliyoruz ki bu sadece fiziki bir yalnızlık
durumudur. Çünkü tarihsel ve siyasal olarak devrimciler asla yalnız kalmazlar.
Devrimci olmak; vatanının
bağımsızlığı, halkının kurtuluşu için ömrünü bu mücadeleye adamak demektir.
Kavganın bilincine varan her devrimci; yüreği ve ruhuyla, ezilen dünya halklarıyla
bir bütündür. Marksist-Leninistler attıkları her adımda, tarih boyunca
özgürlükleri için mücadele eden savaşçıları, önderleri, savaşan halkları
yanlarında hisseder. Devrimciler her koşulda, halklar halayının parçası, kolektif bir bütünün ayrılmaz
parçasıdırlar.
Halkı ezip sömürenlerin
iktidarını devirip, sosyalizmi kurmak; eşit, adil, özgür bir gelecek yaratmak
istiyoruz. Bundan 150 yıl önce Marks ve Engels, 100 yıl önce Lenin ve Stalin,
60 yıl önce Fidel ve Che, 45 yıl önce Mahir, Hüseyin, Ulaş... Hepsi ortak bir
düşün ardında düştüler yola.
Spartaküs’ten Bruno’ya,
Marks’tan Lenin’e, Baba İshak’tan Şeyh Bedreddin’e, Atçalı Mehmet Efe’den Nazım
Hikmet’e, halkların özgürlüğü için savaşmış kim varsa bizim yoldaşımızdır.
Düşleriyle, mücadeleleriyle, deneyimleriyle, geleceğe ışık tutan
bilgelikleriyle her zaman yanı başımızdalar.
Hal böyleyken, nasıl yalnız
tek başımıza kalabiliriz ki?
Tek başına olmak, yalnız olmak
değildir.
Ezilen halklar, tarihin her
kritik dönemecinde tekti.
Marks ve Engels kendi
dönemlerinde Avrupa’da tekti.
Lenin ve Bolşevikler tekti.
Mao tekti. Nerede devrim
varsa, orada ona önderlik eden tek doğru ideoloji vardı: Marksizm-Leninizm.
Ezen sınıf karşısında tek
olmak, doğru olmaktır. Doğru tektir. Yanlış çoktur.
Biz de hep tek başımızaydık
aslında… 1970 Aralık’ından bu yana, Anadolu İhtilali’ne giden yolu tek başımıza
açmaya devam ediyoruz…
“Cunta 45 milyon halkı teslim
alamaz” diyerek, faşist cuntaya karşı direnirken tektik. Bir tek biz mültecileşmedik.
Diyarbakır, Mamak
hapishanelerinde milliyetçiler, oportünistler, reformistler teslim olurken, düşman
köpeklerine ‘komutanım’ diye tekmil verirken, cuntanın hapishanelerinde
direnenler olarak tektik.
Romanya’da karşı-devrimciler eliyle
sosyalist Çavuşesku’lar katledilirken, Irak işgal edilirken, emperyalizme karşı
net tavrımızla tektik.
2000-2007 Büyük Direniş’te,
NATO’nun tecritle teslim alma politikasına karşı ölüm orucuyla zafer kazanırken
tektik.
Her türlü reformist,
uzlaşmacı, teslimiyetçi çizginin karşısında militan direniş çizgisini
savunurken tekiz.
Emperyalizm tüm dünyada
silahlı örgütleri teslim aldığı, silahlarını yaktırdığı bir süreçte; halkın
silahlı mücadelesinin tasfiyesine karşı direnirken tekiz.
Çünkü biz
Marksist-Leninist’iz.
Tarih Direnenleri Yazar,
Direnenler İse Tarihi…
50 yılı aşkın mücadele
pratiğimiz boyunca “tek başına” olmak, yalnız yürümek, hiçbir zaman tereddüt
yaratmadı bizde. Sosyalizme inancımız, stratejimize güvenimiz, önderlerimizle,
yoldaşlarımızla bir bütün olmamız yetti sağa sola savrulmadan dimdik
yürümemize.
Hiçbir zaman nicelikte
aramadık gücü. Doğrudur, bu da bir güç ifadesidir; ancak o niceliğin temelinde
yatan özdür esas olan.
Lenin, parti içinde azınlıkta
olduğunda bile devrime yürüme cüretini göstermeseydi, nasıl devrim olurdu
Sovyetlerde?
Mao, Uzun Yürüyüş’ü
örgütlediğinde on binlerce kayıp ve binlerce mil yolun ardından “yalnız kaldım”
deyip dursaydı, nasıl ulaşırdı zafere?
Mahirler, Kızıldere yolundan
dönselerdi ya da ellerini kaldırıp teslim olsalardı faşizme, bir THKP-C
geleneği yaratılabilir miydi o teslimiyetten?
Tarih, soyut bir şey değildir
bizim için. Çünkü kanımızla yazıyoruz onu. Her birimizin emeği, iradesi,
direnişiyle, feda feda yazılıyor tarih.
Şimdi “Bir tek siz kaldınız”
diyor düşman!
“Kızıldere’nin adı bile
değişti; ama siz hâlâ aynı şeyleri söylüyorsunuz” diyor. Dünyada Marksist-Leninist
örgüt mü kaldı, silahlı mücadeleyi savunan mı var bu çağda?.. diyorlar. Varsın
öyle desinler. Biz devrimci irademizi milyonların özlemleriyle birleştirip
yürüyoruz geleceğe. Bundan öte bir gerçeklik yoktur.
Milyonlar aç ve yoksul!
Adaletsiz bırakılmış! Kendi yurdunda esir hale getirilmiş!
Teslim mi olacağız bu zulme ve
adaletsizliğe?
Kimse ses çıkarmıyor diye biz
de susup oturacak mıyız? Kimse savaşmıyor diye biz de boyun mu eğeceğiz çağın
imparatorluğuna? Saraylar-saltanatlar önünde diz mi çökeceğiz? Hayır! Bin kere
hayır!
Şafak, Bahtiyar, Elif gibi,
Çiğdem ve Berna gibi, Pınar ve Emrah gibi onurla dimdik yürüyecek, inançla
vuracağız zulme.
Emperyalizme ve oligarşiye
karşı başka türlü zafer kazanmak mümkün değildir.
Mücadelenin
tüm alanları ve halkımız bizi bekliyor.
Devrimci iradeyi, mücadelenin
tüm alanlarına, hayatın her yanına hakim kılmalıyız. Sahip olduğumuz ideolojik
güç; karşımıza çıkan tüm engelleri aşmamıza, tüm kapıları açmamıza yeter. Tarih
bizden yana, gelecek bizim. Yeter ki biz kavganın hakkını verelim.
Evet, yine tekiz! Varsın öyle
olsun!
Boyun eğmenin akıllılık sayıldığı yerde, devrimde
ısrar elbette “delilik” sayılacaktı.
Varsın emperyalizmin akıllı
işbirlikçi askerleri olacağımıza, halkımızın deli savaşçıları olalım.
Tek başımıza savunalım devrimi!
Tek başımıza savunalım silahlı
mücadeleyi!
Dünyada tek Marksist-Leninist
örgüt biz kalalım varsın!
Ne olur? Böyle de iktidar
iddiamızdan bir gram eksiltmeden; halk ve vatan sevgimizi, tarih ve sınıf
bilincimizi, sınıf kinimizi her gün daha da büyüterek kararlılıkla savaşıyoruz
zaten!
Doğru bildiğimiz yolda tek
başımıza da olsak, yürümeye devam edeceğiz!
Dayı’nın ifadesiyle söylersek: “Bugünün
dünyasında yalnız başına kalmayı göze almadan, güçlü olmak ve düşmana karşı
savaşmak mümkün değildir. Yalnız başına emperyalizme, oligarşiye ve onun
uzantılarına karşı savaşmak; hiçbir teknikle, silahla, güçle değiştirilemeyecek
dünyanın en büyük gücüdür. Bu, kendine güvendir. Bu, ideolojik sağlamlıktır.”
Bu devrimci tercihimiz ve ideolojik sağlamlığımızla hep
tek başımıza kaldık. Mahir, Hüseyin, Ulaş’ların yarattığı “Koskoca
karanlıklar imparatorluğuna kafa tutan Adalılar” olmaktan vazgeçmeyerek, “Kurtuluşa
Kadar Savaş”ın gereğini yaptık.
Biz, emperyalistlerin kendilerini en güçlü sandıkları
ve bu zafer sarhoşluğuyla “Yeni Dünya Düzeni” ilan ettikleri 1990’ların başında
“Atılım” ilan etmenin onurunu taşıyanlarız.
Biz, bu iradeyle milyonları
örgütleyecek, dünyanın Türkiye’sinde Devrim Yapacağız!
Devrimden sonra da emperyalist
dünyaya aynı cüretle meydan okuyup, sosyalizmi ete kemiğe büründüreceğiz
Anadolu topraklarında!
Evet; tekiz!
Hayır; asla yalnız
kalmayacağız! Emperyalizmi yerle yeksan edecek, ezilen tüm dünya halklarını
özgürleştireceğiz.
Emperyalizm ve uşakları
yenilecek, Biz Kazanacağız!
KIZILDERE ADALETİMİZDİR!
Adaletsizlik; sömürüdür, zulümdür.
Adaletsizlik; halkın aşağılanması, onurunun kırılmasıdır.
Tersine çevirmenin tek yolu ADALET’tir.
Halkların onuru, kişiliği, kimliğidir ADALET!
ADALET
İÇİN KURTULUŞA KADAR SAVAŞACAK,
UMUDU
YENİLMEZ KILACAĞIZ!
Bunu
cüretle söyleyebildiğimiz müddetçe, asla tek başımıza değiliz.
Ülkemizde
80 milyonun, tüm dünya halklarının temel talebidir ADALET.
Faşizme ve Adaletsizliğe
Teslim Olmamak, Halkın En Doğal Hakkıdır.
Faşizmden tüm katliamlarının
hesabını sormak için,
İşkencelerin zindanların kuyu
tiplerinin hesabını sormak için,
Sömürünün, açlığın hesabını
sormak için;
ADALET İSTİYORUZ.
ADALET İÇİN SAVAŞIYORUZ.
Kuyunun dibinde de
Emperyalizmin karşısında da
Yalnız değiliz, umutsuz değiliz;
Çünkü bizim Kızıldere’miz var!
Anadolu İhtilali’nin
manifestosu olan, herkesin umutsuzluk ve karamsarlık gördüğü yerde bize umut
olmayı öğreten Kızıldere’de ne vardı?
1- Kızıldere’de baş çelişkiyi
esas alan anti-emperyalist bilinç vardı.
2- Devrimci değerleri,
devrimin prestijini her şeyin üzerinde görmek vardı.
3- Yalnız Anadolu halklarına
değil, tüm dünya halklarına iktidarlarını nasıl kuracaklarını gösterme
sorumluluğu vardı.
4- Devrimci dayanışma vardı. O
kerpiç evde iki devrimci örgütün savaşçıları yan yana, omuz omuza çarpıştılar
ve ölümle karşı karşıya gelinen o son ana kadar, ölmek ama teslim olmamak
tavrında iradelerini ortaklaştırdılar.
5- Kızıldere’de Önderimiz
Mahir Çayan’ın “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözlerinde somutlanan,
düşmanla ölümüne savaşma ve kazanma iradesi vardı.
6- Kızıldere’de başeğmezlik
vardı.
7- Kızıldere’de uzlaşmazlık
vardı.
8- Kızıldere’de geleceğe inanç
vardı.
9- Kızıldere’de hesap sorma
bilinci vardı.
10- Kızıldere’de emperyalizme
ve faşizme boyun eğmeyen, teslim alınamayan Marksist-Leninist ideoloji, devrime
yürüme kararlılığı vardı…
KIZILDERE EVİMİZ
UMUT
YENİLMEZLİĞİMİZDİR
Kızıldere Son Değil,
Umudun Bayraklaştığı Yerdir!
DOĞUM YERİMİZ KIZILDERE
ÖLÜMSÜZLÜĞÜMÜZ PARTİ-CEPHE’dir.
Bugün
emperyalizmin hakimiyetindeki dünyada, Marksist-Leninist ideolojiyi savunan bir
tek biz kaldık. Bu tesadüf değildir.
Bizi, ülkemiz ve dünya solundan bu kadar kalın çizgilerle ayıran;
Kızıldere’dir, Mahir Çayan’dır.
Ülkemiz
ve dünya solu; Çin, SSCB, Arnavutluk şablonlarıyla ideolojik zehirlenmeye
uğrarken, Mahir Çayan Türkiye devriminin yolunu çizdi.
Bize Kesintisiz
Devrim’i ve Kızıldere’yi bıraktı.
Dayı, Mahir’in
Kesintisiz Devrim’de yazdığı her satırı, yoksul halkımızın yaşamının her anına
ve alanına taşıdı.
Yenilmezliğimiz
bundandır.
Kızıldere
Anadolu’dan yayılan dünya halklarının umududur.
Kızıldere Son Değil
Savaş Sürüyor.
Savaş, Devrimci Sol
ile sürdü, Parti-Cephe ile iktidarı alacak!
Bedreddinlerden Pir
Sultanlara, Pir Sultanlardan Mahirlere, Mahirlerden Elif, Şafak, Bahtiyar ve
Günaylara, Pınar ve Emrah’a Teslim Olmadık Olmayacağız!
Tarih Bizim Teslim Olduğumuzu
Yazmadı, Yazmayacak!
Halklar Bizim Teslim
Olduğumuzu Görmedi, Görmeyecek!
Anadolu Tarihi Baş Eğmemenin
Tarihidir! Cepheliler’in Kökü, İşte Bu Tarihtedir.
Kızıldere Teslimiyetin Değil,
Cüretin, İktidar İddiasının Kalesidir.
“Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç
yatılmayan”, sınıfsız sömürüsüz bir dünyayı, bağımsız, sosyalist bir Türkiye’yi
kurana kadar savaşacağız!
Tek
başımıza da kalsak,
KIZILDERE
EVİMİZ
UMUT
YENİLMEZLİĞİMİZDİR demeye devam edeceğiz.
Tek
başımıza da kalsak,
UMUT
VATANDIR
UMUT
ŞEHİTLERDİR
UMUT
HALKTIR
UMUT
YENİLMEZDİR demeye devam edeceğiz.
Tek
başımıza da kalsak,
KIZILDERE SON DEĞİL SAVAŞ
SÜRÜYOR demeye devam edeceğiz.
HALK VE KURTULUŞ…
İki yenilmez silah!
KIZILDERE, DEVRİMİN KALESİDİR.
İktidar iddiası ve savaşma kararlılığının yaratıldığı yerdir.
Bugün ‘Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor’ sloganı maddi bir gerçek
olmanın ötesine geçmiş, Anadolu İhtilali'nin güvencesi olmuştur.
56 yıl önce THKP-C ile siyasi arenaya çıktığımızdan bu yana,
sosyalizme inancımızdan, iktidar iddiamızdan bir milim şaşmadık.
54 yıl önce fiziken imha olduk; ama küllerimizden yeniden doğduk.
İktidar iddiasının adı, 30 Mart 1994’te DHKP-C oldu.
32 yıldır düşmana korku salmaya, dosta güven vermeye, söylediğini
yapan yaptığını savunan olmaya devam ediyoruz.
ABD emperyalizminin, uşak köpeği İsrail siyonizmiyle birlikte
Ortadoğu’yu kana bularken, dünya halklarına tehditler savururken, okullarda
çocukları, kundakta bebeleri, siperlerde savaşçıları katledip korku yaymaya
çalışırken diyoruz ki; Emperyalizmin Kurbanı Değil CELLADI OLACAĞIZ!
Şehitlerimizi Anma, Önderlerimizi Selamlama, Umudun Kuruluşunu
Kutlama Haftası’nda; bine yakın şehidimizden ve 300’ün üzerindeki tutsak
yoldaşımızdan aldığımız güçle diyoruz ki; emperyalizm ve işbirlikçi oligarşi
yenilecek, BİZ KAZANACAĞIZ!
Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, Dünya Halklarının
Kurtuluş Cephesi Olmanın Verdiği Sorumlulukla, Asla Yalnız Kalmayacağını
Bilmenin Coşkusuyla, Halkımızı Komitelerde ve Meclislerde Örgütlemektir.
Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, Kurtuluşa Kadar Savaşma
İddiamızı ve Kararlılığımızı Büyütmektir.
Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, İktidara Yürümektir.
Kızıldere
Son Değil Umudun Bayraklaştığı Yerdir!
Doğum Yerimiz Kızıldere,
Ölümsüzlüğümüz Parti-Cephe!
Mahir, Hüseyin, Ulaş
Kurtuluşa Kadar Savaş!




.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)




.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
