
Boran Yayınları Yeni Sömürgecilik kitabının yeni
baskısını paylaşıyoruz. Okumak, paylaşmak indirip saklamak için TIKLAYIN.
“Emperyalizmin En Sinsi Ve Daha
Saldırgan Hali; YENİ SÖMÜRGECİLİK” başlıklı kitabın önsözünden kitabın içeriği
hakkında bilgi edinebilirsiniz:
ÖNSÖZ
Yeni sömürgecilik tarihin gördüğü
en sinsi, en tehlikeli, en onursuz ve en azgın-kanlı sömürü ilişkisinin adıdır.
Çünkü emperyalizm, sömürge ülkelerin bağımsızlığını sözde tanırken, özde
kendine işbirlikçi kader ortakları hainler yaratarak içsel olgu haline gelmiş,
sömürgeci ilişkilerini ve işgalini gizlemiş, böylece halkın gerçekleri
görmesini ve tepkisini göstermesini engelleyen bir tarz geliştirmiştir.
Pirinç içindeki beyaz taş siyah
taştan daha tehlikelidir.
Bu kitabımızda 2. Emperyalist
Paylaşım Savaşı sonrası emperyalist cephede, emperyalizmin sömürü ilişkilerinde
değişen koşulları, ortaya çıkan yeni ilişkileri yani yeni sömürgecilik
ilişkilerini genel hatlarıyla ele aldık.
Özelde ise ülkemizde yeni
sömürgeciliğin gelişimini ortaya koyduk.
Yeni sömürgecilik hangi koşulların
ürünü ve sonucudur?
2. Paylaşım Savaşı sonrasında
dünyanın 1/3'ü emperyalist pazarın dışına çıkmıştı. Emperyalizm karşısında yeni
bir kamp (sosyalist kamp) ortaya çıkmış dünya da belli başlı dört ana çelişki
şekillenmişti;
-Emperyalizm ile ezilen dünya
halkları arasında çelişki
-Emperyalizm ile sosyalist kamp
arasındaki çelişki
-Emperyalizm ile metropol ülkeler
işçi-emekçileri arasındaki çelişki
-Emperyalistlerin kendi
aralarındaki çelişki
Bu çelişkiler içinde belirleyici
olan baş çelişki durumunda olan emperyalizmle ezilen dünya halkları arasındaki
çelişkiydi. Emperyalistler için ölümcül tehlike işte bu çelişkiydi. Yani
ulusal-sosyal kurtuluş savaşları.
1945 İkinci paylaşım savaşının
hemen ardından Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın sömürge halkları içinde hızlı
bir uyanış başlamıştı. Çin, Hindistan, Vietnam, başta olmak üzere Asya’nın bozkırları
tutuşmuş, bağımsızlık için ayağa kalkmıştı. Cezayir, Angola, Mozambik, Gine
Bisseau başta olmak üzere Afrika kaynıyordu. Latin Amerika’da Simon Bolivar
ruhu canlanmış, özgürlük ve bağımsızlık hareketleri gelişiyordu. Kısaca açık
sömürgecilik artık yürütülemez durumdaydı.
Dönemin ABD Başkan Yardımcısı
Humprey duydukları korkuyu benzer sözlerle dile getiriyordu:
“Askeri
bakımdan, önemi barutun keşfi ile kıyaslanabilecek ve en cüretkâr bir saldırı
biçimiyle karşı karşıyayız. Ulusal kurtuluş savaşlarından söz ediyorum. Bu yeni
ve karmakarışık harp biçimi, güvenliğimiz için belli başlı bir tehlike
oluşturmaktadır.”
İşte emperyalistleri yeni
sömürgeciliğe götüren koşullar ve ihtiyaç buradaydı; Bağımsızlığı isteyen
halkların sosyalizme doğru yürüme tehlikesi vardı. Bu sürecin önüne geçmek
için, emperyalist ülkeler açık işgalleri terk ederek, yeni bağımlılık
yöntemleri geliştirdiler.
Ne yapılmalıydı ki devrim
tehlikesi önlensin? Eldeki pazarlarda derinlemesine bir sömürü yaratılırken
diğer yandan yeni pazarlar kazanılsın?
Yeni sömürgecilik bu soruya
verdikleri cevap oldu emperyalizmin.
Açık işgallerin yerine, sömürücü imtiyazlarını korumanın farklı
yollarını geliştirdiler.
Bu kitapta okuyacaklarınız
emperyalistlerin sözde bağımsızlıklarını tanıdıkları ülkeleri nasıl
bağımlılaştırdığının, emperyalist sömürüyü nasıl yeniden kurumlaştırdıklarının
ve halkların geleceklerini nasıl çaldıklarının kısa bir anlatımıdır.
Ülkemizdeki gelişmeler de
dünyadaki gelişmelerin bir parçasıdır.
Emperyalizm dünyada yeni sömürgecilik
ilişkilerini geliştirirken, ülkemizin egemen sınıfları ise, kurtuluş savaşıyla kapıdan kovduğumuz
emperyalizme kapıları ardına kadar açmışlar, emperyalist şirketler başta olmak
üzere tüm emperyalist kurumları ülkemize davet ederek, ülkemizin yeraltı ve
yerüstü zenginliklerini, emek gücünü ve geleceğini emperyalizme peşkeş
çekmişlerdir.
Bağımsızlık giderek anlamını
kaybetmiş, emperyalizm, ülkemiz egemen sınıflarının açık daveti ve işbirliği
sonucu ülkemize çöreklenmiş, ülkemizi gizlice işgal etmiştir.
Bu kitapta, egemen sınıfların
işbirlikçilik yaparak adım adım geliştirdikleri ihanet sürecini, sanayileşme ve
gelişme adına ülkemizi nasıl emperyalist tekellere peşkeş çektiklerini kendi
ağızlarından okuyacaksınız.
Ancak bu vatan sahipsiz değildi.
Bu ülkede işbirlikçiler yoktu
sadece. Sömürünün, işgalin, faşizmin olduğu yerde bağımsızlık, demokrasi,
sosyalizm diyenler de vardı.
Yoksulluğumuzun, açlığımızın,
yozlaşmanın, işsizliğin, baskının, adaletsizliğin kısacası sömürü ve zulmün baş
sorumlusu emperyalizm ve oligarşiye karşı Mahirler, Denizler, İbolar...
Yolumuz Çayanların Yoludur diyen Dayılar,
Niyaziler, Sinanlar... Bayrağımız ülkenin her yanında dalgalanacak diyen
Sabolar, Edalar... Selçuklar, Alişanlar... Ülkemizin dağlarında şehirlerinde
hapishanelerinde emperyalizme ve oligarşiye karşı silah elde savaşan Cepheliler
vardı.
Bu kitap sadece bir durum tespiti yapma
amacında değildir. Ülkemizin nasıl sömürgeleştirildiğini, işbirlikçi vatan
hainleri tarafından nasıl peşkeş çekildiğini, halkımızın emeğinin nasıl
çalındığını, baskı, zulüm ve sömürü düzeninin nasıl kurulduğunu açıkça ortaya koyarken,
bu gerçeklerden hareketle “ Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” sloganlarıyla
emperyalist ahtapotun kollarını koparma mücadelesini büyütmek için bir çağrı
niteliği taşımaktadır.
Ülkemizde ve dünyada, bağımsızlık
demokrasi sosyalizm mücadelesinde şehit düşenlere saygı ile…