
HALKIMIZ;
DÜZEN PARTİLERİNİN
ÇEVRE ve DOĞA SEVGİSİ SAHTEDİR. TEMSİLCİLERİNİN ÇEVRE ve DOĞA ÜZERİNE
YAPTIKLARI GÜZELLEMELERİNE KANMAYALIM! RİYAKARLIKLARINI ANLAMAK İÇİN AKP'Lİ ve
CHP'Lİ BELEDİYELERİN İCRAATLARINA BAKMANIZ YETERLİDİR! TRABZON UZUNGÖL'e,
ÇANAKKALE KÜÇÜKKUYU'YA BAKIN. ÇEVREYİ ve DOĞAYI RANT UĞRUNA NASIL TALAN
ETTİKLERİNİ GÖRECEKSİNİZ.
Halk Meclisleri olarak, Kanadalı ALOMOS GOLD adlı emperyalist tekelin Çanakkale Kirazlı köyü balaban bölgesinde siyanürle altın çıkarılmasına karşı düzenlenen 'Büyük Buluşma'daki yerlerimizi aldık.
Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. (Kaynak: Tema)
5 Ağustos Pazartesi günü Çanakkale Kirazlı köyü balaban mevkii'nde emperyalist bir tekelin işleteceği maden bölgesine karşı çeşitli STK'lar ve siyasi partilerinde yer aldığı bir program gerçekleştirildi.
Program saat 11:00 gibi aydın ve sanatçılar siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarıyla başladı. Konuşmaların ardından Alomos Gold denilen Kanadalı emperyalist tekelin daha şimdiden 195 bin ağacı keserek oluşturmak istediği maden sahasına bir yürüyüş başlatıldı. Yaklaşık 10 bin kişilik kalabalığa ulaşan kitle çeşitli sloganlar ve marşlar eşliğinde yürüyüşe başlarken son derece coşkuluydu. Bu coşkulu ilerleyişle yaklaşık yarım saat süren yürüyüşün sonunda tel örgülerle çevrili maden sahasına ancak varılabilmişti. Maden sahasına giriş yapılan tek kapının emperyalist tekelin işbirlikçi çalışanları tarafından tutulduğu görülürken, kapıyı açmak istemeyen işbirlikçilere karşı sert ve kararlı bir duruş sergileniyordu. Kısa süre içinde bu tavır karşılık buldu ve kapı açılmak zorunda bırakıldı. Ve girişler başladı. Binlerce kişinin o küçücük kapıdan geçişi kabul edilemezdi. Araç girişi için kullanılan kapılar da arkadan gelen kitle tarafından kırılarak vatanseverlerin bölgeye girişi daha da hız kazandı. O ana kadar küçük kapıdan giriş yapan kitleyi yan tarafta sessizce izleyen işbirlikçi çalışanların tedirginlikleri artmış, çareyi jandarmaların arkasına kaçmakta bulmuşlardı.
Talan ve yağma için ülkemize gelen emperyalist tekelin yerli işbirlikçileri 'halk için vatan için' güvenlik taslayanların arkasına saklanmıştı. Jandarmalar onların güvenli limanıydı. Emperyalizmin Ortadoğu’daki koçbaşlığı görevini gören Türkiye oligarşisinin jandarması böyle olmalıydı elbette. Bunu görenler sesli olarak şaşkınlıklarını ifade ederken jandarmalardan çıt çıkmıyordu. Vatansever bir ablamız, ise 'şimdi vatanı her türlü düşmandan korumakla mükellef olan jandarmalar mı vatansever, biz mi' diyerek Allah belanızı versin bedduasıyla durumu tespitliyordu.
Girişler hızlandıkça Alomos Gold - jandarma işbirliği daha da açığa çıkıyordu. Keza jandarmalar vatanseverlerin işbirlikçi çalışan tayfasının 'üs' olarak kullandığı şantiye şefliğinin olduğu bölgeye varmasını istemiyordu. Belli ki emirler bu yöndeydi. Ne var ki, araçlarını şantiye şefliğine giden yolun ortasına hızlı bir şekilde çarprazlamasına park ederek kitlede tedirginlik yaratmak istediler. Amaç vatanseverlerin ani refleksle durup geriye doğru ilerlemesini bununda tüm bir kitleye sirayet etmesini sağlamaktı. Bunu başarmak 'na mümkün', söz konusu vatandı çünkü. Öyle de oldu. Jandarmanın bu hamlesi yuhalana sesleriyle birlikte 'kime güveneceğiz' tartışmalarını da ayyuka çıkarıyordu.
Kitlenin büyük çoğunluğu Emperyalist tekel Alomos Gold'un şantiye şefliğinin bulunduğu bölgeye daha gelmeden içinde CHP'li milletvekillerininde bulunduğu 35-40 kişilik bir kitle kameralar önünde şova başlamışlardı bile. Şovlarına yürüyüş programında olan fidan dikimini de alet ediyorlardı. Sanki Kazdağları'nda gerçekleşen genel ağaç katliamına ortaklıkları yokmuşcasına kahramanlık edasına bürünmüş, konuşmalara imza atıyorlardı. Düzen partilerinin utanması yoktur. Nitekim, Çanakkale'de bir beldesi olan ve Kazdağları'nın eteklerinde yer alan Küçükkuyu'da binlerce ağacın kesilmesine ses çıkarmayıp yerine dikilen villalara bir de izin veren yine CHP belediyesidir.
Fidan dikimi esnasında CHP'li bir milletvekili elinde bir mikrofon konuşmaya başlamış daha ilk etapta 195 bin ağacın kesildiği kesilmeyenlerin de sırasını beklediği yerde 'mücadelemizi barış içinde kimseyi kırmadan sürdürmeliyiz' diyordu. Ki oradan bir teyzemiz 'barış barış diye anamızı bellediler' diyerek daha baştan itiraz ediyordu duruma. Tarihin doğruladığı bir serzenişti bu, haklıydı.
Evet ülkemizin dört bir yanı emperyalist tekellerce yağmalandığı, yağmalamayanların ise sırasını beklediği bir durumdan barış içinde bir mücadele hattı yaratarak içinden zafer çıkarmak tarihin hiçbir yerinde yazmıyordu. Düşünsenize ülkenin önemli bir değeri sömürülmek üzere geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahribatlanıyordu. Böyle bir şeyi ancak bir düşman yapabilirdi. Böylesi bir düşmanla da barış içinde değil, savaşarak mücadele edilir.
Vatan topraklarımız emperyalizmin gizli işgal politikasının bir sonucu olarak yağmalanıp talan edilmektedir. Bunu da 1945 yılından itibaren iktidara gelen yerli işbirlikçileri eliyle yapmaktadırlar. Dolayısıyla emperyalist tekellerin yeraltı ve üstü zenginliklerimizi sömürmek için delik deşik ettiği bir ülkede 'barışcıl bir mücadele'den bahsetmek ancak vatan için bedel ödemek gibi derdi olmayanların arzusu olabilir. Bilinir ki, emperyalizmin açık işgaline karşı yürütülen kurtuluş savaşımız bedelsiz kazanılmadı. Mevcut gizli işgale karşı da bedelsiz bir zafer kazanılması mümkün değildir.
Yürüyüş kitlesi işbirlikçilerin kaldığı konteynerlerden oluşan şantiye şefliğine yaklaşmamaları konusunda CHP milletvekilleri olmak üzere reformist partilerin yöneticileri ve programı üstlenen komitenin oluşturduğu görevlilerce uyarılıyordu. Kabaran hesap sorma bilinci pasifize edilmek isteniyordu. Uyarıların artarak süreklileştiği anda bir vatansever elindeki boya spreyi ile yönelerek emperyalist tekelin şantiye şefliğine ait konteynere 'canadian go home' yazılamasına imza atıyordu.
Bu eylem bütün bir kitle tarafından 'bu daha başlangıç, mücadeleye devam' sloganları eşliğinde coşkuyla karşılanıyordu. Yazılama sırasında ve sonrasında hızla oraya koşan görevlilerin 'barış içinde geldik, barış içinde gideceğiz' diye karşı çıkışları kalabalık tarafından yuhalanıyor, elinde bir megafon oraya hızla gelen bir reformist ise 'orada kalanlar emekçiler' iddiasında bulunarak işbirlikçiliği masumlaştırmaya çalışıyordu. Ancak orada bulunan 'Halk Meclisleri' üyeleri tarafından sert bir dille 'hayır onlar emekçi değil işbirlikçi, 3 kuruş paraya vatanımızı satarak delik deşik edenlerdir' denilerek susturuluyordu.
Hareketliliğin arttığı noktada siyasi parti ve STK temsilcilerinin toplandığı yerdeki kalabalıkta dahil olmak üzere bütün bir kitle şantiye şefliği önüne birikmeye başlamıştı. Kalabalık arttıkça sloganlar da militanlaşıyordu.
Programın hedefi talanı görüp sonrasında ahlayıp, vahlayıp bölgeden çıkmak değildi, emperyalist 'üs'tü artık.
Bütün görevliler konteynerlerin önüne bir ip gibi dizilerek işbirlikçileri koruma görevi üstlenmiş, düzen partileri temsilcileri ise pasifizmi yayma görevlerini yeniden icra etmek üzere kalabalığın içine sızmıştı yine. Kitlenin Alomos Gold'un şantiye şefliği önünden ayrılması için çabalar artarken, yine bilindik sözler veriliyor, üstü kapalı tehditler eşliğinde de yasal prosüdürler hatırlatılarak direnişin kırılması amaçlanıyordu. Yaklaşık 15 dakika süren tartışmalar, pasifizm temsilcileri lehinde sonuçlanmış kitle geri dönmeye başlamıştı. Pasifizm için başarıydı belki ama vatanseverler için kazanımla biten bir başarısızlıktı bu. Lakin bundan sonraki ilk büyük buluşmada tartışmasız ilk ve tek hedef emperyalist üs'sün yerli işbirlikçileriyle birlikte başlarına yıkılması olacaktır.
Halkımız;
Düzen partilerinin çevre ve doğa sevgisi sahtedir. Temsilcilerinin çevre ve doğa üzerine yaptıkları güzellemelerine kanmayalım. Riyakarlıklarını anlamak için AKP'li ve CHP'li belediyelerin icraatlarına bakmanız yeterlidir. Trabzon, Uzungöl'e, Çanakkale, Küçükkuyu'ya bakın, çevreyi ve doğayı nasıl talan ettiklerini göreceksiniz. Yalnızca verdiğimiz bu iki örnekle bile sahtekarlıkları ortaya çıkacaktır.
Delik Deşik Edilen Senin Vatanındır!
Vatan Namustur, Namusumuza Sahip Çıkalım!
Halk Meclisleri'nde Birleşelim, Emperyalist Tekelleri Yerli İşbirlikçileriyle Birlikte Kovalım!
Halk Meclisleri
Halk Meclisleri olarak, Kanadalı ALOMOS GOLD adlı emperyalist tekelin Çanakkale Kirazlı köyü balaban bölgesinde siyanürle altın çıkarılmasına karşı düzenlenen 'Büyük Buluşma'daki yerlerimizi aldık.
Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. (Kaynak: Tema)
5 Ağustos Pazartesi günü Çanakkale Kirazlı köyü balaban mevkii'nde emperyalist bir tekelin işleteceği maden bölgesine karşı çeşitli STK'lar ve siyasi partilerinde yer aldığı bir program gerçekleştirildi.
Program saat 11:00 gibi aydın ve sanatçılar siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarıyla başladı. Konuşmaların ardından Alomos Gold denilen Kanadalı emperyalist tekelin daha şimdiden 195 bin ağacı keserek oluşturmak istediği maden sahasına bir yürüyüş başlatıldı. Yaklaşık 10 bin kişilik kalabalığa ulaşan kitle çeşitli sloganlar ve marşlar eşliğinde yürüyüşe başlarken son derece coşkuluydu. Bu coşkulu ilerleyişle yaklaşık yarım saat süren yürüyüşün sonunda tel örgülerle çevrili maden sahasına ancak varılabilmişti. Maden sahasına giriş yapılan tek kapının emperyalist tekelin işbirlikçi çalışanları tarafından tutulduğu görülürken, kapıyı açmak istemeyen işbirlikçilere karşı sert ve kararlı bir duruş sergileniyordu. Kısa süre içinde bu tavır karşılık buldu ve kapı açılmak zorunda bırakıldı. Ve girişler başladı. Binlerce kişinin o küçücük kapıdan geçişi kabul edilemezdi. Araç girişi için kullanılan kapılar da arkadan gelen kitle tarafından kırılarak vatanseverlerin bölgeye girişi daha da hız kazandı. O ana kadar küçük kapıdan giriş yapan kitleyi yan tarafta sessizce izleyen işbirlikçi çalışanların tedirginlikleri artmış, çareyi jandarmaların arkasına kaçmakta bulmuşlardı.
Talan ve yağma için ülkemize gelen emperyalist tekelin yerli işbirlikçileri 'halk için vatan için' güvenlik taslayanların arkasına saklanmıştı. Jandarmalar onların güvenli limanıydı. Emperyalizmin Ortadoğu’daki koçbaşlığı görevini gören Türkiye oligarşisinin jandarması böyle olmalıydı elbette. Bunu görenler sesli olarak şaşkınlıklarını ifade ederken jandarmalardan çıt çıkmıyordu. Vatansever bir ablamız, ise 'şimdi vatanı her türlü düşmandan korumakla mükellef olan jandarmalar mı vatansever, biz mi' diyerek Allah belanızı versin bedduasıyla durumu tespitliyordu.
Girişler hızlandıkça Alomos Gold - jandarma işbirliği daha da açığa çıkıyordu. Keza jandarmalar vatanseverlerin işbirlikçi çalışan tayfasının 'üs' olarak kullandığı şantiye şefliğinin olduğu bölgeye varmasını istemiyordu. Belli ki emirler bu yöndeydi. Ne var ki, araçlarını şantiye şefliğine giden yolun ortasına hızlı bir şekilde çarprazlamasına park ederek kitlede tedirginlik yaratmak istediler. Amaç vatanseverlerin ani refleksle durup geriye doğru ilerlemesini bununda tüm bir kitleye sirayet etmesini sağlamaktı. Bunu başarmak 'na mümkün', söz konusu vatandı çünkü. Öyle de oldu. Jandarmanın bu hamlesi yuhalana sesleriyle birlikte 'kime güveneceğiz' tartışmalarını da ayyuka çıkarıyordu.
Kitlenin büyük çoğunluğu Emperyalist tekel Alomos Gold'un şantiye şefliğinin bulunduğu bölgeye daha gelmeden içinde CHP'li milletvekillerininde bulunduğu 35-40 kişilik bir kitle kameralar önünde şova başlamışlardı bile. Şovlarına yürüyüş programında olan fidan dikimini de alet ediyorlardı. Sanki Kazdağları'nda gerçekleşen genel ağaç katliamına ortaklıkları yokmuşcasına kahramanlık edasına bürünmüş, konuşmalara imza atıyorlardı. Düzen partilerinin utanması yoktur. Nitekim, Çanakkale'de bir beldesi olan ve Kazdağları'nın eteklerinde yer alan Küçükkuyu'da binlerce ağacın kesilmesine ses çıkarmayıp yerine dikilen villalara bir de izin veren yine CHP belediyesidir.
Fidan dikimi esnasında CHP'li bir milletvekili elinde bir mikrofon konuşmaya başlamış daha ilk etapta 195 bin ağacın kesildiği kesilmeyenlerin de sırasını beklediği yerde 'mücadelemizi barış içinde kimseyi kırmadan sürdürmeliyiz' diyordu. Ki oradan bir teyzemiz 'barış barış diye anamızı bellediler' diyerek daha baştan itiraz ediyordu duruma. Tarihin doğruladığı bir serzenişti bu, haklıydı.
Evet ülkemizin dört bir yanı emperyalist tekellerce yağmalandığı, yağmalamayanların ise sırasını beklediği bir durumdan barış içinde bir mücadele hattı yaratarak içinden zafer çıkarmak tarihin hiçbir yerinde yazmıyordu. Düşünsenize ülkenin önemli bir değeri sömürülmek üzere geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahribatlanıyordu. Böyle bir şeyi ancak bir düşman yapabilirdi. Böylesi bir düşmanla da barış içinde değil, savaşarak mücadele edilir.
Vatan topraklarımız emperyalizmin gizli işgal politikasının bir sonucu olarak yağmalanıp talan edilmektedir. Bunu da 1945 yılından itibaren iktidara gelen yerli işbirlikçileri eliyle yapmaktadırlar. Dolayısıyla emperyalist tekellerin yeraltı ve üstü zenginliklerimizi sömürmek için delik deşik ettiği bir ülkede 'barışcıl bir mücadele'den bahsetmek ancak vatan için bedel ödemek gibi derdi olmayanların arzusu olabilir. Bilinir ki, emperyalizmin açık işgaline karşı yürütülen kurtuluş savaşımız bedelsiz kazanılmadı. Mevcut gizli işgale karşı da bedelsiz bir zafer kazanılması mümkün değildir.
Yürüyüş kitlesi işbirlikçilerin kaldığı konteynerlerden oluşan şantiye şefliğine yaklaşmamaları konusunda CHP milletvekilleri olmak üzere reformist partilerin yöneticileri ve programı üstlenen komitenin oluşturduğu görevlilerce uyarılıyordu. Kabaran hesap sorma bilinci pasifize edilmek isteniyordu. Uyarıların artarak süreklileştiği anda bir vatansever elindeki boya spreyi ile yönelerek emperyalist tekelin şantiye şefliğine ait konteynere 'canadian go home' yazılamasına imza atıyordu.
Bu eylem bütün bir kitle tarafından 'bu daha başlangıç, mücadeleye devam' sloganları eşliğinde coşkuyla karşılanıyordu. Yazılama sırasında ve sonrasında hızla oraya koşan görevlilerin 'barış içinde geldik, barış içinde gideceğiz' diye karşı çıkışları kalabalık tarafından yuhalanıyor, elinde bir megafon oraya hızla gelen bir reformist ise 'orada kalanlar emekçiler' iddiasında bulunarak işbirlikçiliği masumlaştırmaya çalışıyordu. Ancak orada bulunan 'Halk Meclisleri' üyeleri tarafından sert bir dille 'hayır onlar emekçi değil işbirlikçi, 3 kuruş paraya vatanımızı satarak delik deşik edenlerdir' denilerek susturuluyordu.
Hareketliliğin arttığı noktada siyasi parti ve STK temsilcilerinin toplandığı yerdeki kalabalıkta dahil olmak üzere bütün bir kitle şantiye şefliği önüne birikmeye başlamıştı. Kalabalık arttıkça sloganlar da militanlaşıyordu.
Programın hedefi talanı görüp sonrasında ahlayıp, vahlayıp bölgeden çıkmak değildi, emperyalist 'üs'tü artık.
Bütün görevliler konteynerlerin önüne bir ip gibi dizilerek işbirlikçileri koruma görevi üstlenmiş, düzen partileri temsilcileri ise pasifizmi yayma görevlerini yeniden icra etmek üzere kalabalığın içine sızmıştı yine. Kitlenin Alomos Gold'un şantiye şefliği önünden ayrılması için çabalar artarken, yine bilindik sözler veriliyor, üstü kapalı tehditler eşliğinde de yasal prosüdürler hatırlatılarak direnişin kırılması amaçlanıyordu. Yaklaşık 15 dakika süren tartışmalar, pasifizm temsilcileri lehinde sonuçlanmış kitle geri dönmeye başlamıştı. Pasifizm için başarıydı belki ama vatanseverler için kazanımla biten bir başarısızlıktı bu. Lakin bundan sonraki ilk büyük buluşmada tartışmasız ilk ve tek hedef emperyalist üs'sün yerli işbirlikçileriyle birlikte başlarına yıkılması olacaktır.
Halkımız;
Düzen partilerinin çevre ve doğa sevgisi sahtedir. Temsilcilerinin çevre ve doğa üzerine yaptıkları güzellemelerine kanmayalım. Riyakarlıklarını anlamak için AKP'li ve CHP'li belediyelerin icraatlarına bakmanız yeterlidir. Trabzon, Uzungöl'e, Çanakkale, Küçükkuyu'ya bakın, çevreyi ve doğayı nasıl talan ettiklerini göreceksiniz. Yalnızca verdiğimiz bu iki örnekle bile sahtekarlıkları ortaya çıkacaktır.
Delik Deşik Edilen Senin Vatanındır!
Vatan Namustur, Namusumuza Sahip Çıkalım!
Halk Meclisleri'nde Birleşelim, Emperyalist Tekelleri Yerli İşbirlikçileriyle Birlikte Kovalım!
Halk Meclisleri









