Dursun Karataş, devrimci düşüncelerle 1970 öncesinde tanışır. 1970’te İstanbul
Üniversitesi Orman Fakültesi’ni kazanır ve İstanbul’a gider. Mahirler’in
radikal, ihtilalci bir biçimde sürdürdüğü savaştan etkilenen Karataş,
üniversite döneminde THKP-C sempatizanı olur.
İlk
gözaltısını 1974 yılında, T.C.’nin Kıbrıs’a askeri müdahalesine karşı yapılan
protesto kampanyasında, Elazığ’da, daha sonra Devrimci Sol Merkez Komitesi’nde
yer alacak Niyazi Aydın’la birlikte duvarlara “Bağımsız Kıbrıs” sloganını
yazdığı için yaşadı.
İstanbul
öğrenci gençliğinin anti-emperyalist, anti-faşist temelde örgütlenmesinde önde
gelen militanlardan birisi olan Dursun Karataş, İYÖKD’ün kurucularındandır.
Yönetici özelliği ve militan yapısıyla hem güven duyulan, hem önerilerine,
düşüncelerine kulak verilen bir isimdir artık. “Dayı” diye anılmaya başlanması
da bu sürece denk gelir.
Gerek
İYÖKD’de, gerekse de kaldığı Elazığ Yurdu’nda bir çok yeğeni vardır ve onlar
doğal olarak Dayı demektedirler yoldaşımıza. Ama bu hitap giderek yaygınlaşır
ve onun adının önüne geçer. Dayı kelimesi, artık onun nezdinde bir hısımlık
değil, kelime anlamının ötesinde yoldaşlığı, ona duyulan saygıyı, güveni ifade
eden bir sıfata dönüşecektir.
THKP-C’yi
büyük bir içtenlikle sahiplenen Dev-Gençliler’in gelişen mücadelesi, yeni
örgütlenmeleri gerektirmektedir. Dayı’nın önderliğinde şekillenen Kurtuluş
Grubu, o gün bu ihtiyaca cevap vermeye yönelik atılan adımlardan biridir.
Dev-Gençliler artık hayatın her alanında grevlerde, gecekondu direnişlerinde,
memurların, yer yer köylülerin eylemlerinde aktif olarak yer alıyorlardı.
Bu dönemde
faşistlerin katlettiği iki devrimcinin cenaze töreninde polisle yaşanan
çatışma, Türkiye devrim tarihinde yaşanan ilk sokak çatışmasıydı aynı zamanda.
Cenaze Dayı’nın Yaşamı törenini faşist polisle barikat savaşına dönüştüren,
kitleyi doğru biçimde yönlendiren ise Dayı’ydı.
Mücadeleyi
yükseltmek gerektiğinin bilincinde olan Dursun Karataş ve genç militan
arkadaşları, sürecin dayattığı daha nitelikli örgütlenmelerin yaratılması ve
THKP-C potansiyelinin toparlanması için 1977’de Devrimci Yol adını alan yeni
bir yapılanmanın içinde yer aldılar. Devrimci Yol’un başını çekenlerin
hizipçilikten ve tasfiyecilikten vazgeçmemeleri sonucunda ise Dayı, Devrimci
Yol’un THKP-C’yi savunmadığını ve sağ bir çizgiyi benimsediğini ilan etti.
Sonrasında THKP-C çizgisine sempati duyan geniş bir kitle ve militan kadroyla
birlikte 1978 yılında Devrimci Yol’dan ayrılarak Devrimci Sol’u kurdu.
Devrimci
Sol, tüm tecrübesizliğine, zaaf ve eksikliklerine, deşifrasyona rağmen yeni bir
siyasi hareketin örgütsel mekanizmalarını, kurumlarını vakit geçirmeksizin yarattı
ve sürece uygun devrimci politikayı hayata geçirdi. Kuruluşundan itibaren zor
koşullar altında mücadelesini sürdüren Devrimci Sol, henüz çok genç bir hareket
olmasına karşın 12 Eylül 1980 Amerikancı faşist cuntasına karşı mücadele kararı
aldı. Bütün solun mülteciliği seçtiği dönemde, ülkede kalmayı ve Amerikancı
cuntaya karşı mücadeleyi yükseltmeye çalıştı. Dursun Karataş, “Amerikancı
Faşist Cunta 45 Milyon Halkı Teslim Alamaz” başlıklı bir bildiri kaleme alarak
Devrimci Sol’un bütün gücüyle faşist cuntaya karşı savaşacağını ilan etti.
Faşist cuntaya karşı savaş hazırlıklarının yoğun olarak sürdürüldüğü ilk
günlerde Dursun Karataş tutsak düştü. Günlerce süren işkencelerden geçirildi.
Bu işkenceler sonucu ayak tabanlarında ve vücudunun çeşitli yerlerinde açılan
yaralar yıllarca kapanmadı. “Faşist Cuntaya Karşı Mücadele Kampanyası”
sürecinde, sokağa çıkma yasaklarına rağmen sayısız kitlesel eylemlilikler
gerçekleştirildi. Çok kısa sürede cuntanın tüm dikkatlerini üzerine çeken
Devrimci Sol, önder ve ileri kadrolarının tutsak düşmesine rağmen savaşa devam
ederken, hapishanelerde de direniş yaşanıyordu. Faşist cunta, siyasi tutsakları
devrimci kişiliklerinden arındırma, hainleştirme politikası izliyordu…
(sürecek)
***
Türkiye
Devrim Tarihine 38 Yıllık Yaşamıyla Damgasını Vuran Bir Önder (2)
Dursun
Karataş, bu politikaların boşa çıkartılmasında, tutsakların siyasi
kimliklerinin korunması için direniş hattının yaratılmasında, hapishanelerin de
sınıf mücadelesinin sürdürüldüğü alanlar haline getirilmesinde kendini bir kez
daha ortaya koydu. Yeni bir geleneğin başlatıcısı oldu. İstanbul
hapishanelerinde Devrimci Sol tutsakları her türlü yolla faşist uygulamalara
direnmiştir. 1984’te ise Dayı’nın Yaşamı 16 “Tek Tip Elbise” uygulamasına ve
hapishanelerde aralıksız sürdürülen insanlık dışı uygulamalara son verilmesi için
Ölüm Orucu’yla bu direnişleri taçlandırmıştır. 75 gün süren Ölüm Orucu
eyleminde Dursun Karataş da yer aldı.
Direniş,
dört şehit verilerek zaferle sonuçlandı. Devrimci Sol Ana Davası, 15 Mart
1982’de başladı. 1243 kişinin yargılandığı ana dava, devrimcilerin değil,
faşist cuntanın yargılandığı bir dava oldu. Devrimci Sol tutsakları,
hazırladıkları “Haklıyız Kazanacağız” adlı siyasi savunma ile faşizmi,
emperyalizmi ve işbirlikçisi oligarşiyi yargıladılar.
Dayı,
1980’de başlayan tutsaklığına, Ekim 1989’da gerçekleştirdiği özgürlük eylemi
ile son verdi. Dayı’nın tekrar fiili mücadele içinde yer almasının ardından
1990 Mart’ında, “Daha Hızlı Koşmalıyız” şiarıyla atılım süreci başlatıldı.
Bir yandan
demokratik platformda yaygın kitlesel örgütlenmelerin yaratılmasına, diğer
yandan silahlı pratiğin adım adım geliştirilmesine paralel olarak karşı
devrimin yoğun saldırılarına hedef oldu. Devrimci hareket, 12 Temmuz 1991 ve 17
Nisan 1992 operasyonları ile aldığı darbelerde Niyazi Aydın, Sinan Kukul ve
Dursun Karataş’ın eşi Sabahat Karataş gibi merkez komite üyelerini, ileri kadro
ve savaşçılarını şehit verdi.
Devrimci
hareket, Dayı’nın önderliğinde gelişimini sürdürürken, 13 Eylül 1992’de,
yurtdışındaki merkezi üste, darbeci ihanet çetesi, Dursun Karataş’a alçakça
saldırıp, onu tutsak etti. Tarih bir kez daha sınıyordu onu. Ve o bir kez daha
önderlik vasfını gösterecek; iradesiyle, öngörüleriyle bu ihanetin aşılmasını,
hareketimizin devrim yürüyüşüne kaldığı yerden devam edebilmesini sağlayacaktı.
Devrimci harekette ağır tahribatlar yaratan darbe ihaneti onun önderliğinde
altedilip, hemen her şey yeniden yaratılarak, devrim yürüyüşü sürdürüldü. Onun
güçlü iradesi, şaşmaz öngörüsü ve isabetli politik kararları, işte bu süreçte
hareketin önüne partileşme görevini koydu.
Bu görevi
yerine getirmek için, devrimci hareketin önder kadrolarının katılımıyla, 30
Mart 1994’te Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Kuruluş Kongresi toplandı. Devrimci
Sol, kongrede devrim yürüyüşünü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi (DHKP) olarak
sürdürme kararı aldı ve Dursun Karataş, DHKP Genel Sekreteri olarak seçildi.
Bu görevi
yerine getirdiği yıllar boyunca da halkların umudunu büyüten, devrimi ilerleten
sayısız politikaya, eyleme, örgütlenmeye imza attı. Kongreden kısa bir süre
sonra, parti ilanı açıklanmadan 9 Eylül 1994’te Dayı, Fransız emperyalizmi
tarafından tutsak edildi. Tutsaklığının hemen bitiminde yeniden illegalite
koşullarına geçti. Yeniden örgütünün başındaydı. Ve 1 Ağustos Genelgesi’nin
altında imzası olan eski Adalet Bakanı Mehmet Topaç’ın cezalandırılması ile
parti kuruluş ilanı resmen yapıldı. THKP-C’den bu yana sürdürülen devrimci mücadele
artık DHKP-C bayrağı altında sürdürülecekti. Önderi de Dursun Karataş’tı.
Kuşatmalar
altında, illegalite koşullarında ve hastalığıyla da mücadele ettiği yıllar
boyunca Türkiye devrimi için yaşadı. Devrimci hareketin önderi, Genel Sekreteri
olarak üstlendiği görevi eksiksiz yerine getirdi. Dursun Karataş 14 yıldır bu
görevdeydi ve son günlerine kadar da bu görevini sürdürdü. 38 yıldır devrim
için çarpan, dünya halklarının kurtuluşuna, vatanımızın bağımsız, halkımızın
özgür olmasına adanmış bir yürek 11 Ağustos 2008 günü durdu. Dayı, son nefesini
yoldaşlarının kolları arasında, dünya halklarına ve kendi halkına karşı
görevini yerine getirmiş bir önderin huzuruyla verdi. 10 yıldır kanser tedavisi
gören Dursun Karataş, hastalığa karşı direnişiyle de örnek olmasını bilmiştir.
Onun yaşamı, bağımsız, demokratik, sosyalist Türkiye’ye adanmış bir yaşamdır.
38 yılı devrime verilmiş bu yaşamın her saatini, her saniyesini belirleyen bu
adanmışlık olmuştur. Bu adanmışlık, bu dava adamlığı, bize her zaman hedefimizi
hatırlatan bir miras olarak önümüzde duracak. Bağımsız, demokratik, sosyalist
Türkiye hedefinden hiç sapmadan devrim yürüyüşümüze devam edeceğiz.
HABER
KAYNAĞI; https://gercekhaberajansi.org
