1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere istanbul isveç isviçre italya izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere İsviçre şiir şiirler şişli

Kamu Emekçileri Cephesi Açıklama


Eğitim-Sen Merkez Disiplin Kurulu 19 direnişçi ve KEC’li Eğitim-Sen üyesi hakkında yürütmekte olduğu soruşturmayı geçtiğimiz günlerde sonuçlandırmıştı. Soruşturmalar sonucunda, Yüksel Direnişçileri Nuriye Gülmen, Acun Karadağ ve Mehmet Dersulu ile Eğitim-Sen Hatay Şubesinin yürütme kurulu üyelerinin tamamı ve iki üst kurul delegesi hakkında  “genel kurulda ihraç edilmek üzere üyeliği askıya alma” cezaları; Eğitim-Sen üyeleri direnişçiler Nazife Onay, Nursel Tanrıverdi ile birlikte diğer beş üye hakkında “geçici süreyle üyeliği askıya alma” ve “kınama” cezaları verilmişti. Bu cezalar sonucu Eğitim-Sen Hatay şube yürütmesinin tamamı görevden alınmış, kendilerine cezalar tebliğ dahi edilmeden sendikada kullandıkları programların şifrelerinin genel merkez eliyle değiştirilmesinden ve sisteme giriş yapamamalarından görevden alındıklarını anlamışlar, bu durumu, üyenin iradesine darbe vurulması, sendikaya “kayyım” atanması olarak ifade etmişlerdi.
Eğitim-Sen Merkez Disiplin Kurulunun verdiği cezaların halktan tepki görmesi sonucunda Eğitim-Sen Genel Merkezi 21 Eylül 2019 tarihinde konuya ilişkin bir açıklama yayımladı. Öncelikle belirtmek isteriz ki söz konusu açıklama meselenin özüne dair hiçbir bilgi ya da argüman içermemektedir. Açıklamada, disiplin kurulunca cezalandırılanların kim oldukları, neden söz konusu cezalarla tecyiz edildikleri, bu cezalandırma işleminin ardından Eğitim-Sen Genel Merkezinin kendilerine yöneltildiğini iddia ettikleri “akıl sınırlarını zorlayan, anlaşılması mümkün olmayan itham ve iddiaların” kim tarafından yapıldığı ve bu iddiaların ne olduğuyla ilgili bir bilgi yoktur.
Açıklamada,
• bu cezaların, bağımsız bir organ olduğu ve üye iradesinin onayıyla göreve geldiği iddia edilen Merkez Disiplin Kurulu tarafından verildiği, dolayısıyla çeşitli iddialarla Merkez Disiplin Kurulunun yıpratılmasının kabul edilemez olduğu;
• üyelerin ihraç edildiklerinin doğru olmadığı, 12 üyenin Genel Merkez Genel Kurulunda ihraç edilmek üzere üyeliklerinin askıya alındığı; 4 tanesinin üyeliklerinin geçici olarak askıya alındığı, 3’ünün de kınama cezası ile cezalandırıldığı,
• cezalandırılan üyelerin sendika mevcut yürütmesine muhalefet ettikleri için değil, sendikaya karşı “kabul edilmesi mümkün olmayan fiiller işledikleri” için cezalandırıldıkları,
• Hatay şubeye kayyım atandığı iddiasının doğru olmadığı, Hatay Şube Yürütme Kurulu Üyelerinin aldıkları cezalar sonucu görevlerini yapamaması dolayısıyla yerlerine, yine üyeler tarafından seçilmiş olan yedek yürütme kurulu üyelerinin geçeceği, yani üye iradesine bir darbe olmadığı ifade edilmektedir. 
Tüm bunlar meseleyi biçimsel yönüyle ele alma; gerçeklerin üzerini, özden, yani meselenin kendisinden uzaklaşarak örtme ve emekçilerin ve halkın bilincini bulandırma çabasıdır. Konu, verilen cezanın aslında “üyelikten ihraç” değil, “Genel Merkez Genel Kurulunda ihraç edilmek üzere üyeliği askıya alma” olması, Hatay Şubeye aslında kayyım atanmadığı, görevden alınan Hatay yürütme kurulu üyelerinin yerine yedek üyelerin geçeceği şeklinde özden uzak tartışmalara indirgenemez. Eğitim-Sen Genel Merkezi bu biçimsel tartışmaları bir kenara bırakıp yüzünü gerçeklere dönmelidir.
Devrimci Kamu Emekçilerinin Sendikalardan Tasfiye Süreci
Gerçekte olan, devrimci bir sendikal anlayışın disiplin soruşturmaları yoluyla, düzeniçileşme sürecini tamamlayan KESK’ten tasfiye edilmesidir. Bu süreci tasfiye saldırısının son aşaması olarak ifade etmek daha doğru olacaktır çünkü sendikal hareket içindeki devrimci kamu emekçilerine dönük tasfiye saldırısı bugün başlamamıştır. En belirgin halini, bir süredir sendikal politikaların ve ittifakların belirleyicisi konumunda olan DEMEP’in, diğer bütün reformist, uzlaşmacı sendikal anlayışları kendine yedekleyerek “KEC kırmızı çizgimizdir” dediği ve sendikal anlayışımızı sendikal süreçlerin dışında bırakma politikasını açık ettiği 2014 yılında almıştır. Bu dışlama ve tasfiye politikasının, faşizmle barış ve uzlaşma siyasetinin sendikaya egemen kılınmaya çalışıldığı süreçte, devrimci sendikal anlayışımızın, uzlaşma siyasetinin uygulanmasında engel olacağının bilinciyle hayata geçirildiği açıktır. Bu, küçük burjuva milliyetçilerinin değil, faşizmin politikasıdır. KBM ise bu politikanın sol içindeki uygulayıcısı olmuşlardır. KEC, “faşizmle barış olmaz” gerçeğini her türlü sendikal ve halka açık platformda yüksek sesle söylemekten ve bu politikanın karşısında durmaktan, bu politikayı halka ve üyelere teşhir etmekten hiçbir zaman geri durmamıştır.
Uzlaşma siyaseti ve devrimcilerin tasfiyesi politikası faşzimin masasında organize edilmiş; reformist, küçük burjuva milliyetçilerinin, giderek de etkisine aldığı bütün solun sofrasında pişmiştir. Faşizmin, devrimcileri mücadelenin her alanından tasfiye politikasının sendikal alandaki yansıması olan devrimcilerin sendikal alandan tasfiye süreci, sendikalarda uzun süredir hakim durumda olan reformist anlayışların eliyle hayata geçirilmiştir. KEC’e çekilen sendikal kırmızı çizgiden kısa bir süre önce, devletin KEC’e kırmızı alarm durumunda saldırması tesadüf değildir.
2013 yılının Şubat ayında biri KESK MYK’sında, bir kısmı bağlı sendika genel merkez ve şubelerinde yönetici, bir kısmı üye olan 187 KEC’li kamu emekçisi ülke genelinde yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alınmış, gözaltına alınanların 78’i “KESK’i ele geçirmeye çalışma” iddiasıyla tutuklanmıştı. Faşizm, bu baskınları devrimci politikaları KESK’te hakim kılmaya dönük pratiğimizden duyduğu rahatsızlıktan dolayı hayata geçirdiğini gizlemiyordu. KESK’teki hakim anlayışlar, KEC’lilerin tutsaklığı sürecinde, arkadaşlarımızı sahiplenme tavrı göstermediler. Bir sonraki genel kurulda ise, devletin anlayışımıza yönelik tasfiye saldırısının, DEMEP tarafından anlayışımıza çekilen “kırmızı çizgi” ile desteklendiğine şahit olduk. Faşzimle barışma siyasetini sendikada hakim kılmak için devrimciler saf dışı bırakılmaya çalışılıyordu.
Sonraki süreçte, reformistlerin “uzlaşma ve barış” siyaseti giderek sendikaya hakim kılındı. Ve 2015 yılında devletin kamu emekçilerine, özellikle KESK bünyesindeki emekçilere dönük soruşturma, sürgün ve işten atma gibi araçlarla baskısını artırmasıyla sendikal memur hareketi kurulduğu günden beri devam eden gerileme sürecini tamamladı. KESK, giderek artan soruşturma ve sürgün saldırısı karşısında üyelerinin haklarını koruyan bir tavır almadı, bir direniş örgütlemedi. Sendikanın bu teslimiyetçi tavrı, OHAL koşullarında yüzlerce üyesinin işten atılmasına giden yolu açmış, faşizme, saldırılarına cevap vermeyeceğine dair güvence vermiştir.
Nitekim, 2016 yılında OHAL ilan edildiğinde KESK’teki direnme dinamikleri bütünüyle tasfiye edilmiş, KESK’li emekçilerin sendikaya güveni tamamen yitmiştir. KEC’in, böyle bir süreçte ülkenin gündemini belirleyen bir direniş örmesi uzlaşmacı, tasfiyeci sendikal anlayışlarla direnenler arasındaki farkı emekçiler nezdinde görünür kılmıştır. KESK’teki hakim anlayışların teslimiyetçiliği ve uzlaşmacılığı Yüksel Direnişinin gücünün etkisiyle teşhir olmuştur.
KESK’in teslimiyetçi çizgisinin kitleler nezdinde teşhir olması, KEC’in sendika genel merkez binasında sürdürdüğü oturma eylemiyle direnişi güçlendiren bir mevzi daha kazanmış olması devleti rahatsız etmiş, faşizm Yüksel Direnişine güç kaybettirmek, direnişi marjinalleştirmek, direnişin halklar nezdinde kazandığı meşruiyeti engellemek için KEC’lilerin ve direnişçilerin sendikadan atılması için sendika yönetimine baskı uygulamıştır. (Polisin kendilerini sıkıştırdığını, oturma eylemi devam ederken Sendika MYK’sı ile yaptığımız beşinci görüşmede KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz ifade etmiştir). Tüm meslek odaları ve sendikaların Devlet Denetleme Kuruluna bağlandığı, sendika yürütmesinde kalmanın cumhurbaşkanının iki dudağı arasına sıkıştırıldığı, artık sendikaların kağıt üzerinde kurumlar haline geldiği böylesi bir süreçte devletle çatışmayı hiçbir şekilde göze alamayacak olan reformist anlayışlar KEC’lileri ve direnişçileri, devletle yaptıkları açık ya da örtük işbirliği sonucunda sendikadan fiziki şiddet kullanarak atmışlardır.
Devrimcilerin ve direnişçilerin şiddet kullanılarak sendikadan atılmasının sendikanın işbirlikçi tutumunu açık etmesi sonucunda Süleyman Soylu olaya müdahale etmiş, sendikadan atılmamızın üstünden iki ay geçmemişken Yüksel Direnişçileri şafak baskınlarıyla gözaltına alınmış, Süleyman Soylu meclis bütçe görüşmelerinde, KESK’e çökmeye çalışanların olduğunu ve kendilerinin duruma müdahale ettiklerini açık açık söylemiştir. KESK, Süleyman Soylu’nun Yüksel Direnişçilerine operasyon yapıldığı günlerde söylediği “KESK’e çökmeye çalıştılar, biz müdahale ettik” sözlerine, defalarca çağrıda bulunmamıza rağmen bir açıklama getirmemiştir.
Yine Ankara Emniyetinden sendikaya gelen iki yazıda, Emniyet tarafından sendikaya koruma teklif edilmiş; sendika yürütmesinden emniyete ne cevap verdiklerini açıklamalarını defalarca istememize rağmen, böyle bir açıklama yapılmamıştır.
Direnişçileri sendikadan atanlar, faşizmin temsilcilerine sendikanın kapısını açmakta, onlarla çaylı pastalı sohbetler etmekte bir beis görmemişler, konfederasyon genel merkez binasında Kamu Baş Denetçisi Şeref Malkoç’u ağırlamış; miting yapacakları illerdeki, AKP’nin emir eri valilerini makamlarında ziyaret etmiş; faşizmin eğitim alanında uyguladığı politikalardan sorumlu olan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’u Eğitim-Sen genel merkezinde ağırlamış; faşist MHP’nin eski kadrolarından, 90’lardaki katliamların doğrudan sorumlularından olan Meral Akşener’i ve Sivas katliamında kitleyi provoke eden Temel Karamollaoğlu’nu yapacakları basın açıklamasına davet etmek için ziyaret etmişlerdir.
Düşmanlarını dost belleyenler, direnişçilere ve devrimcilere karşı düşmanlaşmış; faşizmin devrimcilere yönelik tasfiye politikasının sol içindeki uygulayıcısı, faşizmin sol eli olmuşlardır.
Eğitim-Sen GM’nin İddiası: “Eğitim-Sen Merkez Disiplin Kurulu Bağımsız ve Üye İradesi İle Seçilmiş Bir Kuruldur” 
Eğitim-Sen Genel Merkezi, KEC’lilere ve direnişçilere verilen cezaları meşrulaştırmak için cezaların sendikanın merkez disiplin kurulu tarafından verildiğini ve bu kurulun bağımsız, üye iradesiyle seçilen bir kurul olduğunu söylüyor. Yani, cezayı biz vermedik, bağımsız bir kurul verdi, diyor.
Genel merkez ve bağlı sendika yürütme kurullarının kapılar ardındaki ilkesiz ittifak ilişkileriyle belirlendiğini, halihazırda sendikada egemen olan bir iki reformist anlayışın bu ittifaklarda belirleyici olduğunu ve kirli ittifak ilişkilerinin hakim olduğu genel kurul süreçlerinde belirleyici olanın üye iradesi değil söz konusu ittifaklar olduğunu biraz sendikal süreçlere hakim olan herkes bilir. Tepede, reformist sendikal anlayışlar tek ilkeleri teslimiyet, uzlaşı ve icazetçilik olan ittifaklar yaparlar, yürütmeler de bu ittifaklara göre belirlenir. Disiplin kurulları da aynı süreçle belirlenir ve yönetimdeki egemen anlayışların üyelerinden ya da onlara yakın kişilerden oluşur. Disiplin kurullarının sendikaya egemen, reformist anlayışların belirlediği politikadan bağımsız bir karar almaları söz konusu bile olamaz. Eğer öyle olsaydı, sendikadan şiddet kullanılarak atılan bizlere soruşturma açılırken, şiddet uygulayanlara da soruşturma açılması gerekmez miydi? Bu kurullar bağımsız ve MYK’nın güdümünde hareket etmiyor olsaydı, sendikadan atılmamız sırasındaki saldırıda, saldırıyı başlattıkları ve fiziki şiddet uyguladıkları çok açık bir şekilde görülen Aziz Özkan, Sinan Ok, Mevlüt Çakmak gibi kişilere de en azından soruşturma açılması gerekirdi. Ama öyle olmadı.
Kaldı ki mesele, Disiplin Kurullarının bağımsızlığı ya da üye iradesini temsil edip etmemesi değildir. Mesele, politik bir tartışmanın, sendikanın demokratik özüne uygun olmayan şekilsel bir organla çözülmeye çalışılmasıdır. Sendika bir sınıf örgütüdür ve sınıf örgütlerinde sorunlar politik araçlarla ele alınır. Anlayışlar arası ideolojik mücadele “disiplin” sorununa ve disiplin kurullarında bulunan kişilerin ve siyasetlerin insafına bırakılarak çözülemez. İdeolojik mücadele ne kadar sert yürütülürse yürütülsün, sonuçları ne olursa olsun mesele bir disiplin olayı olarak ele alınamaz.
Sendikada Muhalefet, Eleştiri Hakkı ve KEC’in Sendika İçi Demokrasiyi İşletme Çabası
Sınıf örgütündeki sorunların çözümünde “birlik-eleştiri-birlik” ilkesi esas alınır.  Birliğin korunmasının koşullarının sağlanması ve sendika içinde yönetimde olsun olmasın her anlayışın ve her üyenin fikir beyan etme, politika üretme, muhalefet etme hakkının korunması; zengin, üretken, canlı bir politik tartışma ortamının yaratılması için her türlü demokratik eleştiri yapma hakkı güvenceye alınmalıdır. Eleştiri hakkı, bürokratizm batağına saplanmış sendikal anlayışların dayattığı gibi, sadece sendikal kurullarda yapılan kısır tartışmalarla sınırlı tutulamaz. Bu kurulların işlemediği, içinin boşaltıldığı ve demokratik, canlı bir tartışma zeminin kalmadığı durumlarda üyeler ya da anlayışlar fikirlerini, eleştirilerini, yöntemleri demokratik olma şartıyla her biçimde sunabilirler. Sendikalarda yürütme kurullarında bulunan anlayışlar eleştirinin biçimini beğenmeseler, içeriğine katılmasalar da öncelikle eleştiri ve düşünceyi ifade etme hakkını güvenceye almak için eleştiricinin düşüncelerini ifade edeceği ve tartıştıracağı zemini yaratmalıdır. Konu, en geniş platformlarda, en geniş üye tabanına mal edilerek sendika geneline yayılmalı, Mao’nun “yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın” anlayışıyla zengin ve üretken bir tartışmaya dönüştürülmeli ve bu tartışmalardan yeni ve ileri olanın doğması sağlanmalıdır.  
Biz, sürecin en başından beri bu anlayışla hareket ettik. Sendika genel merkez binasında “KESK, başta Nuriye ve Semih Olmak Üzere İhraç Edilmiş Tüm Üyelerine Sahip Çıkmalıdır” talebiyle başlattığımız oturma eylemi sürerken, çeşitli görüşmelerde eylemi bitirmemizi isteyen KESK MYK üyelerine, konuyu tabanda tartıştırmasını, üyelerine çağrı yapmalarını, eğer üyeler sendikanın ihraç edilmiş üyelerine sahip çıktığını, eleştirilerimizin yersiz olduğunu ve sendikadan böyle bir talepleri olmadığını ifade eder ve genel eğilim oturma eylemimizi bitirmemiz gerektiği yönünde olursa eylemi bitireceğimizi ifade ettik. Ancak bu talebimize, KESK MYK üyelerinden Elif Çuhadar tarafından “sen kimsin ki ben seninle üye önünde tartışacağım” sözleriyle karşılık verildi. Aynı görüşmede, sendika genel merkez binasından çıkmamız, oturma eylemimizi sonlandırmamız gerektiği, “üyeyi zor tutuyoruz” tehdidiyle, aba altından sopa gösterilerek ifade edildi ve bu görüşmeler Sendika MYK’sı tarafından tek taraflı olarak sonlandırıldı. Daha sonra aynı anlayışların belirleyici olduğu genel mecliste, sendika binasından çıkarılmamız yönünde karar alındı.
Daha sonra sendikadan şiddet kullanılarak atılmamız, sendika kapılarının bizlere kapatılması ve soruşturmalar gündeme geldiğinde de bu anlayışla hareket etmeyi sürdürdük, sorunu çözmek için meşru-demokratik araçlar kullanmaya devam ettik ve KESK MYK’sına da bu çerçevede çağrı yaptık. Kamu Emekçileri Cephesi olarak bir imza kampanyası başlattık ve Türkiye’nin her yanında ulaşabildiğimiz tüm şubelerde “soruşturmaların geri çekilmesi, konunun disiplin kurulları ile değil; devrimci bir tarzda, eleştiri-özeleştiri mekanizmasının işletilerek çözülmesi” talepli imzalar topladık. İmzaların toplanmasından sonra tüm üyelere ve KESK MYK’ya açık çağrı yaptığımız bir tartışma toplantısı organize ettik. Aydınlar aracılığıyla KESK MYK’yı bu toplantıya ayrıca davet etmek istedik ancak MYK, Şebnem Korur Fincancı Hoca’nın konuyla ilgili görüşeceğini anlayınca kendisiyle görüşmeye bile yanaşmadı, Şebnem Hoca’nın görüşme yönündeki talebini defalarca cevapsız bıraktı. Daha sonra TİHV Başkanı Metin Bakkalcı kendilerine çağrımızı iletti ancak MYK bu tartışma toplantısını görmezden geldi ve katılımcı göndermedi. Yaklaşık 130 kişinin ve aydınların katılımıyla toplantıyı gerçekleştirdik.
Sendikadaki reformist anlayışların temsilcileri, imza toplama sürecinde de anti-demokratik tutumunu sürdürdü. Eğitim-Sen 3 No’lu şube yürütmesinden Ayfer Koçak, İstanbul’daki okullarda imza toplayan Yüksel Direnişçisi Nazife Onay’ı, önce, imza toplamaya devam ederse hakkında soruşturma açmakla tehdit etti, “pislik, terbiyesiz” ifadelerini kullanarak arkadaşımıza hakaret etti. Daha sonra da söz konusu şube sözünde durdu ve arkadaşımız Nazife Onay üyelerden “soruşturmaların durdurulması” talebiyle imza toplamaya devam ettiği için hakkında soruşturma başlattı. Eğitim-Sen Merkez Disiplin kurulu tarafından ceza verilen arkadaşlarımızdan biri de Nazife’dir. 
Bize, Merkez Disiplin Kurulunun bağımsızlığından, demokrasiye saygıdan dem vuranlar bütün bu sürece faşizmden öğrendikleri anti-demokratik uygulamaları ve şiddet yöntemleriyle damga vurmuşlardır.
“Hatay’a Kayyım Atamadık”
Eğitim-Sen Hatay Şube KEC’in politikalarıyla yön verdiği bir şubedir ve KESK’in genel politikalarıyla uyum içinde çalışmadığı bir gerçektir. Çünkü hatay Şube, teslim olmayı değil, direnmeyi; Amerikan Emperyalizminin askeri olanların değil, emperyalizme karşı savaşanların yanında olmayı seçmiştir.
Hatay Şube’nin, Suriye’deki savaşa yaklaşımı, KESK’in genel politikasından tamamen farklıdır. Suriye’deki savaş sürecinin başında Hatay Eğitim-Sen Şube, “Suriye’de Emperyalist Müdahaleye Hayır” sloganıyla yürüyüşler örgütlemiş, Suriye’deki savaşı emperyalizm ile Suriye halkları arasındaki bir savaş olarak tespit etmiş ve rejim öncülüğünde yürütülen halkın savaşını anti-emperyalist niteliğinden dolayı desteklemiştir. Esad ile Suriye halkları arasındaki çelişkiyi ise emperyalist müdahale aşamasında ikincil bir çelişki olarak ele almış ve politikasını birincil çelişkiye göre belirlemiştir. M-L ve doğru olan tutum budur.
KESK ise Kürt Milliyetçi Hareketinin Suriye politikasındaki konumuna göre tavır almış, Kürt Hareketinin sonunda emperyalizmle işbirliğine varan, Suriye’de Amerika’nın askeri olma politikasına yedeklenmiş, bu politikaların savunuculuğunu yapmıştır.
Hatay Şube’nin Genel Merkez’den farklı olarak hayata geçirdiği politikalardan biri ve belki de en önemlisi, OHAL sürecinde Hatay’daki açığa almalardan sonra gösterdiği direniş tavrıdır. Şube, açığa almalara karşı aralıksız eylem yapan ve sürekli bir direniş ören, üyelerinin hepsini geri döndüren ülke genelindeki tek şubedir.
Hatay Şube, Yüksel Direnişine ve diğer direnişlere karşı tavrında da Genel Merkez’den farklı tutum almış, direnenlerin yanında olmuş, KESK’teki reformist ve teslimiyetçilerin KEC’lilere ve direnişçilere saldırısında tavrını direnenlerden yana belirlemiş, ülke genelindeki tüm şubelere sendika yönetiminin direnişçilere saldırısını kınayan yazılar göndermiş, direnişçilerin yanında olduğunu söyleyen açıklamalar yapmış, sendikanın tavrını mahkum etmiş ve üyeleriyle bu konuda toplantılar yaparak onlara gerçekleri anlatmıştır.
Burada esas tartışma konusu Hatay Şubenin mevcut yürütmesinin yerine kimlerin, hangi usulle geçeceği değildir. Sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışıyla hareket eden bir şube yürütmesinin, uzlaşmacı, teslimiyetçi anlayışlar eliyle yürütme görevinden el çektirilmesidir.
Hatay Şube’nin soruşturmalar yoluyla görevden alınmasının sebebi, KESK Genel Merkezinin teslimiyet politikalarını değil, direnişi ve faşizme karşı mücadeleyi, anti-emperyalist tutumu hayata geçirmiş olmasıdır. Hatay Şube’nin görevden alınmasını, “kayyım atanması” ya da “yerine yedek üyelerin göreve gelmesi” şeklinde “şirin” bir şekilde de ifade etsek gerçek budur. Gerçek, Hatay Şube’nin görevden alınmasının ve yerine kayyım atanmasının, devrimcilerin KESK’ten tasfiye edilmesinin bir parçası olmasıdır.

KESK, sözcüklerle oynamaktan, “daha ihraç etmedik, nihai karar genel kurulda verilecek”, “Hatay’a kayyum atamadık, yedek yönetim kurulunu görevlendirdik” gibi meseleyi basitleştirmeye, üyeyi kandırmaya çalışan manevralardan vazgeçmeli, direnişçi ve KEC’li üyelerine yaptığı saldırıların; direnişçilere ve halka karşı faşizmle yaptığı işbirliğinin; faşizmin bugünkü temsilcileriyle yaptığı dostane görüşmelerin; halkımızın, aydınlarımızın katlinden sorumlu iki katili şirin gösterme çabalarının hesabını vermelidir.
KEC’liler hakkında verdiği cezaları çekmeli; eleştiri özeleştiri sürecini işletmeli, üyelerine çağrı yapmalı ve konuyu tüm üyelerin önünde tartışmanın zeminini yaratmalıdır.
SORUŞTURMALARI GERİ ÇEKİN! CEZALARI İPTAL EDİN!
FAŞİZMLE İŞBİRLİĞİNDEN VAZGEÇİN!
EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ


[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.