Merhaba.
Size ağırlaştırılmış müebbet koşullarının hücre içine
yansıyan kısmını anlatmıştım daha önce. Bu mektubumda da yasal olarak tanınan
hakları anlatmak istiyorum. Çalınan; yaşam, sağlık, iletişim, eğitim, sohbet,
aileyle ilişki hakları olarak da okuyabilirsiniz bunları…
Çünkü kanunda yer almasına rağmen gerek bu hüküm biçimine
verilen isim, gerekse de insanlığın binlerce yıllık tarihinde geliştirilen
hukuk, ahlak, değer yargılarıyla uzaktan, yakından ilgisi olmayan bir infaz
rejimi olduğunu anlayın. İşkencenin, hukuk kılıfıyla yasal hale getirilmesidir
ağırlaştırılmış müebbet…
İsimlendirmeden başlayalım: ağırlaştırılmış müebbet… Yani
müebbetin ağır hali, böyle canlanıyor kafanızda değil mi? Tamamen çarpıtma!
Müebbet hapis, ömür boyu diye geçer ama belli bir sınırı vardır. 36-39 yıl
arasında adli-siyasi davalara göre değişen bir süresi var yatarının. Eğer
ağırlaştırılmış müebbet bunun ‘ağır’ hali olsaydı, bu süre zarfında kimi
uygulamalar daha ağır bir şekilde olurdu. Oysa hukuken de, pratikte de bütün
tutsak kitlesinden farklı bir muamele gören insan topluluğudur. Özünde uzun
süreli ölüm, zamana yayarak öldürme, ya da ağır tecrittir bu ceza. Böyle de
anmak gerekir. Bu isimler gerçekliği yansıtmakla beraber, modern hukuka aykırı
olacağı için bilinçleri bulandırmak adına ağırlaştırılmış müebbet denilmiş.
Hiçbir hukuk normu, kuralı tanımayan bir infaz rejimi var ortada.
Bir insanı ölene
kadar hapiste tutmak, tahliye umudu olmadan tutmak ilkçağın, ortaçağın
kölelik vahşet dönemlerinde bile olmayan bir cezadır. Hukuken de 2020
dünyasında, hukukun geldiği aşamada böyle bir cezalandırma mantığı yok. Bu, faşizm için de riskli bir durum. Şöyle
düşünün; benim tahliye umudum yok, sessiz sedasız otursam da ölünce tabutla
çıkacağım buradan; burada her türlü suçu işlesem, hatta 3-5-10-100 kişiyi de
öldürsem de ölünce çıkacağım buradan. Hapishane süresince işleyeceğim suçların
ağırlaştırılmış müebbet olan birinde hükmü yok. Faşizm bu cezayla kişiye
istediği suçu işleme kolaylığı da veriyor, kaybedecek bir şeyimiz yok çünkü…
Bir insanı ölene
kadar 10 m²’lik bir alanda tutamazsınız, 1 saatlik güneş/ rüzgâr yüzü
gösteremezsiniz. Bu insanı soluk alıp, yemek yeyip, uyumakla sınırlı bir
şekilde kodlayan bir robota çevirir. Harekete, güneşe, havaya ihtiyacı olan bir
varlıktır insan…
Bir insanı ölene
kadar insanlardan mahrum tutamazsınız. Hayvanlar bile en zor koşullarda
kendi türünden canlıları arayıp buluyor. Konuşmaya, paylaşmaya ihtiyacı olan
bir varlıktır insan…
Bu, ‘ölene kadar’ ifadesinin altını çizmemin bir nedeni var.
Bu cezanın tamamıyla insanı çökertme cezası olduğunu şuradan da anlıyorsunuz;
sizin cezanız onaylandığında savcı müddetname hazırlar. Ne zaman tahliye olacağınız yazılıdır bu
belgede. Ağırlaştırılmışların müddetnamesinde tahliye tarihi kısmında, normal yazı
puntosunun 3-4 katı büyüklüğünde ölene
kadar diye yazar. Yani devlet,
gözünüze soka soka seni burada öldüreceğim der, müddetnamede bunun ilanıdır. O
puntonun 3-4 kat büyüklüğünde olması da öç almadaki, düşmanlıktaki zevkin
yansımasıdır. Psikolojinizi çökertmenin ilk adımıdır.
Ölene kadar hapis/ ölene kadar tek tutma/ ölene kadar dar
bir alanda 1 saatlik havalandırmayla tutma/ ölene kadar insanlarla temasını
engelleme… Bu hususlar, müebbetin ağırlaştırılmış hali olmadığını göstermeye
yeter. Bir de şunları ekleyin: ölene kadar mutfak-temizlik ihtiyaçlarını
tuvalette karşılamaya zorlama/ 2 haftada 1 telefon, 2 haftada 1 görüş (ayda 1
açık, 1 kapalı olmak üzere)
‘Görüş’ konusunu açmakta fayda var. Çünkü bunda da çok özel
bir muamele yapılıyor. Görüşe gelebilenler sadece 1. derece yakınlar ve vasiniz.
Diğer tutsak kitlesi aile dışında 3 arkadaş görüşçüsü hakkını kullanırken
ağırlaştırılmışlar kullanamıyor. Olur da acil bir şey olur, ya da görüş saatini
kaçırırsa görüşçünüz, diğer tutsaklar için savcılık görüşme hakkı verebiliyor.
Ama ağırlaştırılmış müebbetlerde bu hak da verilmiyor. Yani görebildiğiniz
insan sayısı bile kısıtlı. Ananız, babanız, kardeşiniz, varsa eş ve çocuğunuz.
Bunlara herhangi bir şey olursa görüşçüsüz kalırsınız, fiilen görüş hakkınız da
ortadan kalkmış olur.
Durun, bitmedi…
Görüşçülerin kısıtlanması da yetmemiş yasayı düzenleyen
faşist kafaya, o görüşçülerle aynı anda görüş yapmanız da yasak. Yani 45 dk
görüş hakkınız varsa, anne-baba kardeşiniz gelmişse hepsini bu 45 dk içinde tek
tek giriş çıkış yaparak görüştürürler. Anneniz girer 10 dk görüşür, o çıkmada
diğer görüşçüyü ana kapıdan bile sokmazlar. O arada belki 5 dk boş oturur
babanızın gelmesinin beklersiniz. Onunla da 10 dk görüşürsünüz. O da çıkar, siz
5 dk daha boş boş beklersiniz. Sonra kardeşiniz gelir… Zaten 45 dk olan görüşü
fiilen 40 dk yaptırırlar size. Çünkü hücrenizden görüş alanına gidiş- geliş-
arama süreniz de bu 45 dk dâhil çünkü. Yasada ‘görüş başlayınca görüş saati
başlar’ yazar ama yasa dediğiniz nedir ki? Siz ağırlaştırılmışsınız, fiilen 3
kişi gelmişse 10’ar dk dan 30 dk görüş yaparsınız. Bunun yarısı her birine hal
hatır sormakla geçer, bir şey konuşamazsınız. Görüş hakkı, özünde görüşme
hakkıdır ama ağırlaştırılmışlar için pratikte görme hakkından ibarettir.
Görüşebileceğiniz koşul yoktur. Anneniz babanızla beraber fotoğraf bile
çektirmezler. Ayrı ayrı görüş yapıyorsunuz çünkü. Fotoğrafta bile ana-babanızla
yan yana gelemezsiniz.
Hazır hukuktan, yasadan ve uygulamasından bahsediyorken bu
konuyla ilgili son gelişmeleri de paylaşayım ki nasıl bir hukuksuzluk
cumhuriyetinde olduğumuzu anlayın. Aslında dışarıda yaşanan hukuksuzlukların
bir yansıması ama çarpıcı olduğu için anlatacağım.
Ailelerle teker teker görüşme hakkıyla ilgili, bir tutsağın
başvuruları sonucu konu Yargıtay’a gitmiş. Görüş yönetmeliğinde kapalı görüş
için teker teker yazılmış, fakat açık görüşte böyle bir ibare yok. Bu nedenle
Yargıtay açık görüşte ailenin beraber geleceğine hükmetmiş. Yargıtay üst derece
bir mahkemedir ve doğallığında kararları içtihat niteliği taşır, buna uyulması
zorunludur. Buna rağmen hapishane idaresi talebimi reddetti. Kararın yanlış
yazıldığı iddasıyla reddetmişler. İnfaz Hakimliğine başvurdum, orası kabul
etti. Fakat hapishane savcısı itiraz etti ve ACM Yargıtay kararını tanımayarak
başvurumu reddetti. Üstelik kararında; yönetmelikteki ibarenin yanlışlıkla
yazılmadığını, buna dayanarak eğer aileler beraber görüşe girerse, güvenlik
zafiyeti olacağını, ağırlaştırılmışların doğal olarak farklı bir muameleye tabi
tutulması gerektiğini söylemiş! Yani bir yerel mahkeme üst derece mahkemenin
kararını tanımıyor. Üstelik kendini de kanun koyucu yerine koyup, onun
yanlışlıkla yazdığını iddia ediyor. Böyle bir mantık olabilir mi diyeceğim ama
birçok mahkemede bunu sizler de görüyor, yaşıyorsunuz. Yargıtay Bşk. bas bas
bağırıyor, yerel mahkemeler bizi tanımıyor diye. Cumhurbaşkanının Danıştay,
Yargıtay, AYM, AİHM kararlarını tanımadığı yerde; burada, yerel mahkemenin,
hapishane idarecisinin Yargıtay kararını tanımaması doğal. Ama normal değil.
Ağırlaştırılmış müebbetlerin özel bir tecrite tabi tutulduğunun göstergesidir
bu. Yasada sınırlı haklar da bunun gibi keyfiliklerle engelleniyor. ‘Siz
ağırlaştırılmışsınız, tabii ki hakkınız olmayacak’ mantığıyla hareket ediyor.
İdarecisinden, mahkemesindeki cüppeli celladına kadar böyle…
Devam edeyim olmayan haklarımıza;
7 yıllık Ölüm Orucu Direnişi ve 122 şehitle kazandığımız
sohbet hakkı birçok hapishanede 10 kişi 10 saat olarak uygulanmıyor.
Ağırlaştırılmışlar ise tamamen bu hak dışında kabul ediliyor. 45/ 1 sayılı
genelgede ağırlaştırılmışlara bu hak tanınmaz denilmiyor oysa. Tam tersine en
çok da tek başına kalan insanların bu hakka ihtiyacı var.
Spor, kütüphane, çeşitli eğitim faaliyetlerine beraber çıkma
hakkı tretmana bağlı değil. Bunun yanında çıkmak isteyen de teker teker
çıkarılıyor. Spora, kurslara tek başınıza çıkarılıyorsunuz. Orada bile ikinci
bir insanı görmeniz yasaklanıyor. Gerek havalandırma süresinde, gerekse de bu
faaliyetlerde her zaman iyi hal tek başına kalmanıza gerekçe olarak sunuluyor.
Hasta olduğunuzda yanınızda refakatçi olması bir
zorunluluktur. İhtiyaçlarınızı tek başınıza karşılayamayacağınız durumlarda
refakatçi verilir. Ama ağırlaştırılmışlık öyle bir rejim ki bu gibi durumlarda
dahi refakatçi verilmiyor. Ameliyat olursunuz ve tek başınıza iyileşmeyi beklersiniz.
Bu nedenle ölümcül bir durum olana kadar ağırlaştırılmışlar ameliyat olmayı
göze alamazlar.
Ölümde, ağır hastalıklarda cenazeye gitme hakkı verilir
tutsaklara –ki, çoğu, siyasi şubenin kararlarıyla normal tutsaklar bile
kullanamaz bu hakkı…- . Ama ağırlaştırılmışsanız zaten böyle bir hakkınız hiç
yoktur. Ölene kadar sevdiklerinizden ayrısınızdır, cenazelerine bile
katılamazsınız.
Tüm bunlar, ağırlaştırılmış müebbet olmanın, müebbet hapsin
ağır hali değil, bambaşka bir infaz rejimi olduğunu gösteriyor. O derece ki,
infaz kanununda, hapishanelerle ilgili yönetmeliklerde, yasalarda yapılan
hiçbir değişim ağırlaştırılmışları kapsamaz. Ağırlaştırılmışlar için ayrı bir
yasa gerekir. Bu, kişiyi yavaş yavaş öldürmek için tasarlanmış tecritin en ağır
halidir. Ağırlaştırılmış tecrit ya da yavaş yavaş öldürme rejimi dememin nedeni
budur. Modern hukuk sistemlerinde de, insan ahlak ve etik değerleriyle de
hiçbir şekilde örtüşmeyen bu infaz modeli derhal kaldırılmalıdır.
Dirençle selamlıyor, kucaklıyorum. Umutla kalın…
