Bilmekteyiz ki: 30 Mart 17 Nisan Devrim Şehitlerini Anma
Günleridir.
30 Mart 1972' de Kızıldere Manifestosu' un yazıldığı direniş
ve bütün dünyada yenilgili koşulların yaşandığı 17 Nisan 1992' de Türkiye
Devriminin önderlerinin sosyalizm bayrağını göndere çektiği büyük direnişle
simgelenen Devrim Şehitlerini Anma Günleri, bugün açıkça ortaya çıkmıştır ki;
bu tarihler sadece Türkiye Devriminin kaderini değil, tüm dünya devriminin
kaderinin yeniden yazıldığı günlerdir.
Kızıldere, Mahir Çayan' ın Marksist Leninist dünya ve Türkiye
tahlilinin canla ve kanla yaşam bulduğu bir direniştir. Ve bu tahliller
üzerinde yükselen Türkiye Devriminin Yolunun o gün bugündür önüne dikilen her
türlü engeli aşarak şanla şerefle yoluna devam ettiği bir doğum yeridir.
17 Nisan 1992 Direnişi ise bu şanlı yolda, sosyalizm
davasının belki de en zor günlerinin yaşandığı günlerde, tüm inkarcılara,
faşizme ve emperyalizme meydan okuyarak, ''Sosyalizmin Orak Çekiçli Bayrağı
Ülkemizin Her yanında Dalgalanacak'' sloganında ifadesini bulan Marksizm’in
Leninizm’in ve sosyalizm davasının yeniden ayakları üzerinde doğrulacağının ve
emperyalizmin kabusunun devam ettiğinin ilan edildiği gündür.
Bu iki direniş, o gün bu gündür, devrim mücadelesinin
üzerindeki bütün terör uygulamalarına, acımasız işkence ve katliamlara, cümle
emperyalistler ve işbirlikçisi faşist devletler yanında emperyalizmin sol kolu
tarafından dört yandan amansız bir kuşatmaya alınarak düşünce değişikliği
dayatmasına karşı devrimci hareketin, destansı direnişinin mayalandığı
direnişlerdir.
Aynı zamanda dört taraftan faşist güçler tarafından
kuşatılmışken, teslimiyetin asla düşünülmediği ve tam bir feda kültürü ile
emperyalizme ve faşizme meydan okunduğu direnişlerdir bunlar. Dolaysıyla
Kızıldere' de Mahir' in ''Biz Buraya Dönmeye Değil Ölmeye Geldik'' haykırışı ve
Çifte Havuzlar' da Sabahat Karataş' ın ''Cesaretiniz Varsa Gelin'' haykırışının
birbirine karıştığı bu iki meydan okuyuş; bugün devrimcilerin dilinde
''Emperyalizmin Kurbanı Değil Celladı Olacağız'' haykırışına dönüşmüştür.
Ve bu günler, Dünya ve Türkiye halklarının umudunun doğduğu
ve yeniden ayakları üzerine dikildiği günlerdir.
Ve en nihayet, 30 Mart-17 Nisan Günleri, Fedanın en görkemli
anıtlarıdırlar.
Feda kültürü, tarih boyunca mazlum halkların rüyalarını
süsleyen en kutsal hayalleri için yaşamını ortaya koyma bilincidir. Mazlum
halklar sömürücü ve zalimlerin egemenlik kurduğu ilk günden bu yana, bu kutsal
hayallerine ulaşmak için, sayısız kez hayatını ortaya koyma pahasına isyanlara
kalkışmıştır. Yüz Milyonlarca evladını bu yolda feda ederek bu kültürü kurtuluş
için tartışma üstü bir noktaya taşımıştır.
Tarihsel olarak sömürücü ve zalimlere karşı isyanlar içinde
şekillenen biz Alevi hareketinin de var olması, varlığını ve kimliğini
koruyarak bugünlere ulaşmasında bu kültürün belirleyici etkisi vardır. Bir
başka deyişle feda kültürü Aleviliğin kimlik özelliklerinden biridir. Bu
değerlendirmeye katılmayanlar tarihimize baksınlar. İmam Hüseyin' e, Kerbela
Şehitlerine, Eba Müslim Horasani' ye, Babeklere, Alamut Kalesi Dailerine,
Hallac-ı Mansur'a, Nesimi' ye, Babailere, Pir Sultan' a, ve daha nice bu uğurda
canını esirgemeyen kutsal yol önderlerine baksınlar.
Ne için feda etmiştir bütün bunlar kendilerini? Ne için bile
bile hayatlarını ortaya koymuşlardır?
Mazlum halkların kutsal hayallerinin adaletli-özgür ve
eşitlik temelinde bir toplum ve yaşam kurma hayali olduğunu bilmeyen yoktur.
Biz Alevilerin tarihinde Rıza Şehri olarak tarif edilen bu davanın bugünkü
zorunlu bilimsel ifadesi, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm davasından
başkası değildir.
Dolaysıyla, bugün bu dava uğruna şehit düşen her devrimci,
feda kültürünün kutsal şehitlerinin günümüzdeki temsilcilerinden başka bir şey
değildir.
Biz Alevilerin Rıza şehri uğruna verdiği her kutsal şehidin
kanı dahil sömürücü ve zalimlere karşı verilen mücadelede şehit düşen her
mazlumun kanının birleşerek oluşturduğu bu ırmak, tarih boyunca akıp gelen ve
bugünkü devrim şehitlerinin kanı ile sulanıp geleceğe hedefine doğru ilerlemeye
devam etmektedir.
İşte bu nedenle diyoruz ki; eşitlik-özgürlük ve adalet
uğruna tarihte veya günümüzde fedayı kuşanan ve bunu kendi kültürünün bir
parçası haline getiren her halk gibi biz Aleviler ‘in de devrim şehitlerine
sahip çıkmak, varlık ve kimlik sorunumuzdur.
Her yerde ve her alanda, bu günleri devrim şehitlerinin ve
feda kültürünün anlamını tartıştığımız, bugün bu kültürün tartışmasız
taşıyıcısı olan devrim şehitlerinin önemini bilince çıkardığımız günlere
dönüştürmeliyiz.
Tüm anmalarda ve eylemlerde, devrimcilerle omuz omuza olmayı
tarihimize ve kutsal tüm şehitlerimize karşı bir boyun borcu olarak
kavramalıyız!
Bakınız bugünkü şehitlerimizin sözlerine, tarihteki kutsal
şehitlerimizin yaşamlarını ortaya koydukları her durumda haykırdığı sözlerin
anlamını ve hatta aynısını göreceksiniz.
Hüseyin İnan: '' Biz Korkuyu Kerbela' da Bıraktık Yoldaş''
demiyor mu Aynı kararlılıkla aynı kaderi paylaşan yoldaşı Deniz Gezmiş' e!
Mahir Çayan: ''Biz Buraya Dönmeye Değil Ölmeye Geldik''
derken, İdam sehpasına yürürken Pir Sultan' ın haykırışını duymuyor musunuz?
İbrahim Kaypakkaya' nın işkencede elleri ayakları kesilerek
katledilirken, Ser Verip Sır Vermeyen Yiğit Devrim Neferi olarak tarihe
geçerken, Hallac-I Mansur' u, Nesimi' yi idrak etmiyor musunuz?
Ahmet İbili: Bir Canım Var Feda Olsun Halkıma diyerek büyük
bir huzur içinde fedaya giderken, ''Ben Kerbela' ya Öldürüleceğim Bile Bile
Gidiyorum'' diyen İmam Hüseyin' in huzurunu ve dinginliğini idrak etmiyor
musunuz?
Fidan Kalşen: Kendini Yakarak feda eylemi yaparken
dakikalarca dimdik ayakta durup devrim sloganlarını atarken, Börklüce Mustafa'
nın ellerinden ve bacaklarından çıkrıkla çekilerek parçalanırken, ağzından
sadece ''İriş Ya Dede Sultan'' deyişini idrak etmiyor musunuz?
Burada sayısız örnek sıralanabilir. Türkiye devrimi,
özellikle faşizme karşı savaşa girdiğinden bu yana o kadar çok şehit verdi,
öyle kahramanlar yarattı ki, herkesin çevresinde bile böyle örnekler bulmak zor
değildir.
Bütün bunlar ortadayken, yenilgi yıllarda bayrağı yükseltmek
yerine yere atanların ''Hiç bir şey için ölmeye değmez'' inkarcılıklarına ve
teslimiyet teorilerine, tarih boyunca yüz milyonlarca şehidimiz için ''Boşuna
öldüler'' deme cüreti gösterme alçaklıklarına itibar edenler dahi bütün
şehitlerimize hakaret ediyor ve suç işliyor demektir.
Alevi saflarında, ''Biz Yaşamdan Yanayız'' nakaratlarını
tekrarlayıp duranlar da farklı değildir. Bu nakarat, devrimcilerin özellikle
feda kültürünün doruğu ve en güçlü iradesinin ifadesi olan Ölüm Oruçları
döneminde tekrarlanıp duruyor! O zaman bu arkadaşlara sormak isteriz: İmam
Hüseyin' in fedasına da karşı çıkmalısınız. Pir Sultan' ın, Hallac-ı Mansur'
un, Nesimi' nin ve hayatını ortaya koyan sayısız kutsal şehitlerimizin de
fedasına karşı çıkmalısınız. Hatta tüm isyanlarımıza karşı çıkmalısınız. Adı üstünde
İSYAN! isyanın ölüm kalım mücadelesi olduğunu, yaşamını ortaya koymadan isyan
edilemeyeceğini çocuklar bile bilir.
Dolaysıyla bu arkadaşlar ne dediğini de bilmiyor! Bu
söylemden derhal vaz geçmeleri Alevilik inancına samimiyetle sahip çıkmalarının
olmazsa olmaz gereğidir.
Son olarak bugün feda kültürüne, devrim şehitlerine sahip
çıkmak, Adalet mücadelesi için hayatlarını ortaya koyan kahraman evlatlarımız
Ölüm Orucu direnişçilerine sahip çıkmaktır. Bu hem onları yaşatma
sorumluluğumuz, hem de varlık ve kimlik sorunumuzdur!
Devrim İçin Toprağa Düşen Halkımızın Yiğit Evlatları Tarih
Boyu Tüm Şehitlerimizin De İçinde Yer Aldığı Akıp Gelen En Kutsal Nehirdir!
Yaşasın Adalet Özgürlük ve Eşitlik Uğruna Toprağa Düşen Tüm
Şehitlerimiz!
Devrim Şehitlerine Sahip Çıkmak Bugün Ölüm Orucu Direnişçilerine
Sahip Çıkmaktır!
Ölüm Orucu Şehitlerine Sahip Çıkmak Tarih Boyu Mazlum
Halklar Olarak Verdiğimiz Yüz Milyonlarca Şehidimize Sahip Çıkmaktır!
Kahrolsun Sömürücü ve Zalimler Kahrolsun Emperyalizm Ve
Faşizm Yaşasın Devrim Yaşasın Sosyalizm!
Aleviyiz Fedalarla Var Olduk, Fedalarla Yürüyenlerin
Safındayız!
03.04.2022
Avrupa Halk Meclisi Alevi Komisyonu
