Her hafta olduğu gibi bu haftada adaletsizliğe karşı sessiz
kalmayıp, yaşatılan zulmü sineye çekmeyip Adalet talebimizi yine haykırıyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda da dile getirdiğimiz iki insandan, iki
direnişçiden bahsedeceğiz.
Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım 200 günü aşkın süredir ölüm
orucunda! Tam 200 gündür açlıklarıyla adaletsizliği teşhir ediyorlar.
Sibel ve Gökhan diyor ki "Bizler halkımıza ve bize
yaşatılan adaletsizliğe son verilene kadar haklarımıza ve taleplerimize ölene
kadar sahip çıkacağız."
Bu ölüm pahasına insanlık onurunu yaşatma kararlılığıdır.
Ölüm orucu direnişi bu kararlılığın ilanıdır.
Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırımın talebi halkımızın yani
bizlerin talebidir.
Sibel ve Gökhan istiyor ki başta Ali Osman Köse olmak üzere
tüm hasta tutsaklar tahliye edilsin!
Ülkemiz hapishanelerinde halen binlerce hasta tutuklu ve
hükümlü vardır ve tedavi hakları, yaşam hakları ellerinden alınmaktadır.
Raporlara göre şu an hapishanelerde 600'ü ağır olmak üzere 1605 hasta tutuklu
ve hükümlü mevcuttur. Hapishane de tedavileri mümkün değildir. Zaten hapishane
dediğimiz yer başlı başına sağlıksız bir ortamken hasta birisi nasıl
iyileşebilir.
Devlet tutsakları tahliye etmeyip tedavilerinin önünde engel
olarak işkence yapmaktadır.
Mafyaları ve katliamcıları hasta diyerek tahliye eden AKP
iktidarı özellikle devrimci tutsaklara karşı uygulanan bu işkence politikasına
derhal son vermelidir.
2020 yılında AKP iktidarı hem Sivas Katliamının sanığı olan
Ahmet Turan Kılıç'ı hasta diyerek tahliye etti hem de 2020 yılında aynı gerekçeyle
mafya bozuntusu çocuklarımızı zehirleyen katliamcı Alaaddin Çakıcı'yı da
tahliye etmiştir.
Evet çocuklarımızı uyuşturucuyla zehirleyenler ellerini
kollarını sallayarak gezmektedir. Uyuşturucuyu satan mafya-çeteler uyuşturucu
trafiğini düzenleyen bakanları tutuklanmadığı sürece de ölüm oranları ve
kullanım oranları artacaktır.
Gökhan Yıldırım bu ölümlerin önüne geçmek istediği için 46
yıl ceza aldı. Gençlerimiz yozlaşmasın, uyuşturucu bataklığına saplanmasın diye
mücadele ettiği için AKP iktidarının hakimi ve savcısı ona ceza verdi.
Sibel Balaç'ın tutukluluk nedeni ise 2016 yılında ilan
edilen OHAL ile birlikte çıkartılan KHK'lara karşı başlatılan Yüksel Direnişine
destek vermesidir. Yüksel Direnişi KHK'lar ile doruk noktasına çıkan kamu
emekçilerinin iş güvenliğinin hiçe sayılmasına karşı başlatılmış bir eylemdir.
Bir öğretmen olarak Sibel Balaç'ın bu eyleme katılması çok meşru ve doğaldır.
Fakat AKP iktidarının polislerince hazırlanan sahte dijital materyal delil
gösterilerek Sibel Balaç tutuklanmış ve AKP iktidarının hakimi ve savcısı Sibel
Balaç'a 8,5 yıl ceza vermiştir.
Sibel ve Gökhan'ın taleplerinden birisi de budur. Bugün tek
bir kişinin yalan beyanına dayanarak ortada olmayan dijitaller kullanarak ya da
üzerinde polis tarafından oynanarak yaratılan delillerle birçok kişi
tutuklanarak yıllara varan cezalar alıyorlar. Bunun hukuken hiçbir doğruluğu
yoktur.
AKP iktidarı yarattığı sahte delilerle ve iftiracılarla
halkın ve devrimcilerin üstünde baskı kurmak istiyor bugün hapishanede
tutsaklara uyguladıkları baskıda buna bir örnektir. Yıllar önce kazanılan
haklar tutsaklara her dönem yeni bahanelerle yasaklanıyor ve bir süre sonra
kalıcılaştırılıyor.
Halkımız;
Sibel ve Gökhan'ın haklı ve meşru talepleri işte bunlardır.
Onların ölmesinin önüne geçmenin tek yolu, direnişlerine sahip çıkmak, onların
direnişini dört bir yana yaymak, her türlü yol ve yöntemle direnişi büyüterek
faşizmin karşısına dikilmektir.
Kahrolsun Faşizm Yasasın Mücadelemiz
.png)