KONU: Başta ‘’halk için adalet’’ ve ‘’adil yargılanma hakkı’’ talebim olmak üzere
aşağıda sırayla belirteceğim talepler için ölüm orucu direnişine başlamamla
ilgili dilekçemdir.
19.12.2021’den bu yana Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nden
Sibel BALAÇ, 25.12.2021’den bu yana Tekirdağ No’lu 1 F Tipi Hapishanesi’nden
Gökhan YILDIRIM; bakanlığınıza bağlı hapishanelerde, iki devrimci tutsak ölüm
orucundaydılar ve ölüm orucuna devam ediyorlar.
Fakat değişen bir şey var. Artık onlara bir ölüm orucu
direnişçisi daha ekleniyor. Dahası, yaşananlar öyle gösteriyor, talepler
noktasında adım atılmadığı sürece yeni ölüm orucu direnişçileri de direnişe başlayabilir.
Ben İleri Kızılaltun…
Bir devrimciyim…
Sosyalistim…
Yoksul-emekçi halkımızın bir ferdiyim…
Ve bugün Silivri Kapalı Hapishanesi’nde(İstanbul) tutuklu
bulunan bir devrimci tutsak olarak, ölüm orucuna başlamış bulunuyorum.
Çünkü bu ülkede adalet yok.
Halkımızın her kesiminden insanlarla birlikte her geçen gün
daha da artan adaletsizlikleri yaşayan biri olarak, bir devrimci olarak
adaletsizliği kabul etmiyorum.
Adaletsizliği kanıksatmak için, bana boyun eğdirmek için
yapılanları kabul etmiyorum.
Hukuksuz gözaltılar ve tutuklamaları, komplo davalarını,
verilen haksız-hukuksuz hapis cezalarını, işkenceleri, hak gasplarını, yalan ve
demagojileri, gerçekleri tersyüz eden ideolojik propagandaları… kabul
etmiyorum.
Adaletsizliği kanıksamıyorum ve asla kanıksamayacağım.
Ve bunun, devrimciliğimin doğal bir gerekliliği olduğuna
inanıyorum.
Halktan, halkın yaşamından, tarihten ve bilimden
öğrendiklerim bunu gerektiriyor.
Entelektüel vicdan, halk aydını olma misyonu ve bilimsel
namusum, emekçi-insanlık onurum bunu gerektiriyor; adaletsizliğe karşı mücadele
etmek ve asla kanıksamamak.
Gerekeni yapıyorum, daha fazlasını değil…
Halkımızın da adaletsizliği kanıksamaması için, hak ettiği
yaşama kavuşabilmesi için yapabildiğimi yapıyorum; marjinal ya da uç bir eylem
değil… Ve bugün, bu söylediklerimin pratik karşılığı ölüm orucu direnişidir.
Bakanlığınızın bilgisi dahilinde olan talepleri yinelemeden
önce kişisel, hukuki durumuma da değinmem gerekirse;
15.10.2021’den bu yana itirafçı-iftiracı yalancılarla ve
asılsız iddialarla, somut delil yoksunu bir komplo davasından tutukluyum. Daha
iddianamemi bile görmedim. Savcılığın ‘’mükerrerlik’’ nedeniyle, devam eden
mahkemelerimden birine gönderdiği dosya o denli boş ki –öyle olduğuna şüphe
yok- şu an denenen yöntem; tutukluluğu uzatmak için dosyayı askıda bırakmak.
Dosya önce kabul edilmiyor ve daha sonra birleşme olduğu bilgisi tebliğ
ediliyor. İddianamesini görmediğim dosyanın ilk mahkemesine birleştirme
‘’sayesinde’’ 6 Ekim 2022’de çıkabileceğimi öğreniyorum.
Özetin özeti denilebilecek bu hukuksuz durum, elbette
kişisel bir direniş nedenidir ancak ölüm orucu direnişine başlamamın ancak
küçük –çok küçük- bir nedeni olabilir.
Ölüm orucuna başladım.
Çünkü;
-Halk için adalet istiyorum
-Adil yargılanma hakkımı istiyorum
-İftiracı yalanlarıyla oluşturulan, uydurma dijital materyal
ve ‘’delil’’lerle oluşturulan komplo davalarının düşürülmelerini, verilen hapis
cezalarının iptalini talep ediyorum. Buna bağlı olarak Sibel Balaç’ın ve aynı
durumda olanların tahliyesini istiyorum.
-Yasal-demokratik mücadelenin önündeki, emekçi halkımızın
adalet mücadelesinin önündeki engellerin kaldırılmasını, tüm yasak ve anti
demokratik uygulamaların sona erdirilmesini talep ediyorum.
-Hapishanelerde bulunan yüzlerce hasta tutsak, artık bakanlığınızın
da kabul ettiği bir gerçektir. Gereği yapılmalıdır. Hasta tutsakların
tedavilerinin önündeki engeller kaldırılmalı, hasta tutsaklar serbest
bırakılmalıdır.
-Büyük bedellerle kazanılan, Adalet Bakanlığı’nın yasal
teminatı olarak 45/1 No’lu genelge kapsamında yer alan SOHBET HAKKI, tüm
hapishanelerde tam ve sürekli olarak uygulanmalıdır.
-Kitap ve yayın takip etme-okuma gibi en doğal
gereksimimizin, hakkımızın engellenmesine son verilmelidir.
-Uyuşturucuya, halkımızın uyuşturucu ile zehirlenmesine
karşı çıkan, bunun için mücadele eden Gökhan YILDIRIM gibi devrimciler değil;
uyuşturucu baronları, onların devlet içindeki paydaşları ve hamileri
tutuklanmalı, cezalandırılmalıdır.
-Halkımız üzerindeki ekonomik ve siyasal baskıların,
adaletsizliğin, saldırıların son bulmasını istiyorum.
Elbette ki bu taleplerle ilk kez karşılaşmıyorsunuz, bu
talepleri içeren bir dilekçeyi ilk kez almıyorsunuz. Bunlar Gökhan YILDIRIM ve
Sibel BALAÇ’ın direnişe başlarken dile getirdiği taleplerdir. Devrimci
tutsaklar olarak yazdığımız yüzlerce dilekçede, yaptığımız destek açlık
grevlerinde, attığımız sloganlarda, ailelerimizin sunduğu dilekçelerde, yapılan
basın açıklamalarında, yurt içi ve yurt dışı onlarca eylemde, basına yazdığımız
ve basında yer alan mektuplarımızda, haberlerde, çeşitli DKÖ’lerin ve
aydın-sanatçıların açıklamalarında, sosyal medya paylaşımlarında, çekilen video
mesajlarda… dile gelen taleplerdir bunlar…
Duydunuz bunları…
Ve fakat adım atmadınız, atmıyorsunuz…
Bunun yerine, bugün artık sürdüremediğiniz ‘’direnişi yok
sayma’’ yöntemine sarıldınız. Sansür için talimatlar verdiniz. Hapishane
idareleri aracılığıyla direnişçiler üzerinde baskı kurmaya çalıştınız. Kolluk
ve yasa-dışı yollarla aileler üzerinden direnişçilerin iradesini kırmayı
denediniz. Direnişe ses ve destek olan eylemleri engellemeye çalıştınız.
Gözaltı saldırıları gerçekleştirdiniz. Direniş etrafında gelişen sahiplenme ve
adalet mücadelesini terörize etmeye çalıştınız.
Son derece açık ve net olan taleplerimiz karşısında yalan ve
demagoji ile bilgi kirliliği yaratmak için uğraştınız.
Ama direniş sürdü ve sürüyor…
Çünkü adaletsizliklere yenilerini eklediniz…
Talepler dün de benim taleplerimdi, bugün de öyle. Bu
talepler için dün de mücadele ediyordum, bugün de… Değişen mücadele ve eylem
biçimimdir.
Artık ÖLÜM ORUCU ile devam ediyorum.
‘’Görüldü ki su yasaklanabilir; ama susuzluk asla.’’
–Eduardo Galeano
Her adaletsizlik, halka suyu yasaklamaktır; bunu
yapıyorsunuz. Susuzluk ise adalete olan özlemdir. Adalet mücadelemizdir. İşte
bunu, tıpkı susuzluğun yasaklanamaz olması gibi, yasaklayamıyorsunuz,
engelleyemiyorsunuz. Ki bu mümkün değildir.
Halkımızın adaletsizliklere karşı büyüyen öfkesi ve sokağa
çıkan adalet özlemi ve eylemleri…
Ve Sibel BALAÇ’ın, Gökhan YILDIRIM’ın 240. güne gelen
eylemleri, hücre hücre eriyen bedenleri…
Ve onlara katılan yeni bir direnişçi…
Bunun kanıtıdır. Adalet mücadelesi engellenemez, engellemeye
dönük her çaba yeni bir adaletsizliktir. Yeni bir mücadele nedenidir.
Sonuç olarak;
Gökhan YILDIRIM ve Sibel BALAÇ’ın sağlık durumları bugün
artık ölüm riski barındıran aşamadadır. Bir an önce serbest bırakılmaları ve
talepleri noktasında adım atılması gerekmektedir.
Taleplerimiz açıktır, somuttur ve de nettir, makuldür. Her
biri karşılanabilirdir ve karşılanmalıdır.
Bu nedenle ben de bugünle beraber -15.08.2022- ÖLÜM ORUCU’na
başladığımı bildiriyorum.
Somut adım atılmalıdır.
KAPALI HAPİSHANE 15.08.2022
Silivri/İSTANBUL
İleri KIZILALTUN
