Kendinizi tanıtır mısınız?
Pelin
Akbaş Yeşil. 37 yaşındayım. 5 yaşında bir kızım var. 14 yıllık okul öncesi
öğretmeni iken MEB’den ihraç edildim. 2014-2020 yılları arasında Eğitim Sen Hatay
Şubesi yönetim kurulunda görev yaptım.
İhraç edilme süreciniz nasıl oldu? Bildiğimiz kadarıyla daha öncede iki
defa açığa alındınız ve iki defa işe geri iade edildiniz bize bu süreci anlatır
mısınız?
15 Temmuz 2016’dan bu yana
çıkarılan KHK’lar ile yaklaşık 140 bin kamu emekçisi ihraç edilerek açlığa terk
edildi. OHAL bahanesiyle birlikte keyfi işten atmalar yaşanırken kamu
emekçilerinin iş güvencesi tamamen ortadan kalktı.
2016 yılında ilimiz Hatay’da
yaklaşık 1000 kişi ile birlikte KHK hukuksuzluğu yaşayanlar arasında ben de
vardım. O dönemde Eğitim Sen Hatay Şubesinin yürütme kurulundaydım ve Hatay
Şube, tüm Türkiye’ye örnek olan bir direniş sergiledi ve hepimiz görevlerimize
döndük.
Eylül 2019’ Eğitim Sen Genel
merkezinin, Hatay Şubesi yöneticilerinin tamamını keyfi ve asılsız suçlamalarla
görevden aldığı ve yerine kayyum atadığı yöneticilerden biri de bendim. AKP
iktidarı işimize, emeğimize, ekmeğimize göz dikmiş pervasızca saldırılarını
sürdürürken, ilk ihracımı yıllarca iş güvencemiz, geleceğimiz, ekonomik ve
demokratik haklarımız, bilimsel, parasız eğitim ve sağlık hakkımız, eşitlik ve
adalet için mücadele ettiğim, emek harcadığım sendikam tarafından yaşadım. Bu
ihraç daha sonra 2020 yılında yaşadığım haksız ve hukuksuz gözaltı, ev hapsi,
mesleğimden 2. Kez açığa alınma, yargılama sürecinde iddianameme delil olarak
eklendi.
Bugünlere böyle gelindi. 1 Ağustos
itibariyle 14 yıllık mesleğimden haksız hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç
edildim. İhracımda bahsi geçen 375 nolu KHK’nın geçici 35.maddesi, bakanlıklara
keyfilik tanıyan, istediğini istediği gibi, bir disiplin soruşturması süreci
geçirmeden ya da tamamlamadan atabilirsin rahatlığı veren bir madde idi ve
geçerliliği 31 Temmuz itibariyle sona erdi. Bu geçici maddenin geçerliliği sona
ermeden hemen önce 6000 kişi kamudan hukuksuz ve keyfi bir biçimde ihraç
edildi.
Mesleğiniz dışında sendikadan da ihraç
edildiniz, sendikal sürecinizi anlatılır mısınız?
Üniversiteden
mezun olduğum yıl bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışmaya başladım.
Özel çocukların en ufak bir şey öğrenmesinin sağladığı mutluluk ile ilk kez
orada tanıştım. 1 yıl kadar özel eğitim merkezinde çalıştıktan sonra Mardin’e
atandım. Bulunduğum ilçeyi dolaşırken ilk yaptığım şey Eğitim Sen tabelası
aramak oldu, bulamadım ya da yeterince dikkat edemedim diyordum. Tanıştığım her
öğretmene, Eğitim Sen’in temsilciliği var mı burada diye soruyordum. Bir
öğretmen arkadaşım bana temsilcinin numarasını verdi ve ben de aradım. Aday
öğretmendim, sözleşmeliydim. Sendikaya üye olmak istediğimi söyleyince temsilci
şaşırmış ve şaşkınlığını gizlemeyerek şunu söylemişti: “Hocam burada genelde
biz öğretmenlerin peşinden koşarız üye yapabilmek için. İlk defa bir öğretmen
beni arıyor ve sendikaya üye olmak istediğini söylüyor.”
Üye
oldum, çünkü sendikanın mücadele tarihini, ne bedellerde kurulduğunu
biliyordum. Bir sendikaya üye olacaksam bu Eğitim Sen olmalı düşüncesindeydim.
Orada kaldığım süre boyunca pek çok etkinlikte yer aldım, emek harcadım.
2
yıl Mardin’de kaldıktan sonra memleketim Hatay'a tayin oldum. Her zaman
sendikanın aktif bir üyesi oldum, eylemlerine katıldım, etkinliklerine elimden
geldiğince destek sunmaya çalıştım.
14
yıllık meslek hayatımın 13 yılında emek verdiğim sendikada 6 yıl da Hatay
Şubenin yürütme kurulu üyesi olarak görev aldım. Kadın sekreterliği görevini
yürüttüm. Tüm bunları anlatmamın nedeni, inançla üye olup yıllarca emek
verdiğim sendikam ile yollarımızın tüm ahlaki değerlere aykırı şekilde
ayrılmış, daha doğrusu hakim anlayışların kirli oyunları sonucu öyle olmak
zorunda bırakılmış olmasıdır.
Bildiğiniz
üzere, son genel kurulda direnenler ile direnişe destek olanlar sendika
üyeliğinden ihraç edildik.
Peki
bu ihraca gelinceye kadar neler oldu? Daha önce de pek çok şekilde anlatsak da
kısaca şöyle özetleyebiliriz, direndik, direnenleri destekledik ve bunun
bedelini faşizmle birlikte sendikamız da bizi ihraç ederek ödetti diyebilirim.
6
yıl boyunca yönetiminde bulunduğum Eğitim Sen Hatay şube, 2011 yılından beri
direngenliğiyle bilinir. Suriye’ye emperyalist müdahaleye hayır demiş , Genel
Merkezin tutumumdan farklı bir tutum sergilemiş, ezilen halklarla taraf
olmuştur. Ayrıca iş güvencesi için, kamu emekçilerinin sorunlarının çözümü
için, baskılara, cezalara karşı mücadele etmiştir. Bu yükselen direnişten
rahatsız olan faşizm, ülkenin dört bir yanında devrimci kamu emekçilerine
saldırmış, Hatay'da da dönemin direngen yöneticilerini gözaltına almış,
tutuklamıştı. Gözaltı ve tutuklamalar, mücadeleyi bitirememiş, Hatay direnmeye
devam etmiştir. 2016’da OHAL’in ilanı ve ardından KHK’ların çıkması ile Hatay
Eğitim Sen üye ve yöneticisi 928 kişi ile birlikte açığa alındık. Direngen
ruhumuz iş başındaydı, susmadık, faşizme boyun eğmedik, nihayetinde kazandık
da. Türkiye’de sürekli direnen ve direnerek tüm açığa alınanları göreve
döndüren tek şubedir Hatay.
Direnmeyip
çözümü akil insan olmakta, sınıf mücadelesinden vazgeçmekte bulanlar da bizlere
düşman oldular. Kendi konumlanmaları ve sınıf mücadelesinden uzaklaşmaları,
çözümü direnişlerde değil, uzlaşmalarda aramaları direnen üyelerine
düşmanlaşmayı beraberinde getirdi. Faşizme kurulamayan barikat direnen
üyelerine karşı kuruldu. Disiplin soruşturması/ihraç adı altında sendikalarda
direnen üye istenmediğini, faşizme de bakın biz onlar gibi düşünmüyoruz,
sendikada biz de istemiyoruz! mesajını verdi.
Tüm
bunlara ilaveten, yaşadığım baskılar da sürdü. 28 Ekim 2020’de de gözaltına
alındım, uydurma bir suçlamayla ev hapsiyle cezalandırıldım. Ayağımda
elektronik kelepçe ile evimin dışında yapılması gereken işlerimi, temel
ihtiyaçların giderilmesini tek başıma karşılayamadığım şu süreçte sendikamdan
da ihraç edildim. Belirtmeden geçemeyeceğim, sendikam adeta koşulları fırsata
çevirircesine, beni ev hapsinde, Yüksel direnişçilerini de tutuklu iken ihraç
etti. Sendikam, tutuklu olan üyelerine, bana sahip çıkması gerekirken
direnmenin, direnişlerden yana olmamın bedelini ödetiyordu.
Tutuklu
olanlar gibi ben de kongreye gidemedim. Videoda izlediğim kadarıyla da 3
saniyede “kabul edenler etmeyenler tamam, oy çokluğuyla kabul edilmiştir”
şeklinde, tıpkı televizyonda meclis oylamalarında gördüğümüz, eleştirdiğimiz
şekilde bir oylama yapıldı. Kaç kişiydi onlar, kimlerdi? Merak ediyorum hayır
diyenler de kaç kişiydi, kimlerdi? Kongrede oy kullanmış delege sayısı 193
iken, gerçek bir temsiliyetten söz edilebilir mi? Şimdiye dek sürekli üyelere
bilmediğiniz şeyler var, dosyaları genel kurulda açacağız, videoları
yayınlayacağız gibi söylemlerde bulundular. Açacakları dosya da yoktu,
gösterecekleri görüntü de. Yalnızca aceleleri vardı, kime neyi kanıtlamak
istediklerini yorumlarınıza bırakıyorum ancak orada olup da ihracı istenen
üyelere de söz vermediler, savunma hakkı tanımadılar. Faşizm mahkemelerine bile
dudak uçuklatacak bir adaletsizlik örneği yarattılar.
İhraçların
kabul edilemez olduğuna dair yüzlerce kişi imzacı oldu, aydın, akademisyenler
ayrıca imza çağrısında bulundu, kongre salonunda konuşma yapanlar da bunu dile
getirdi, evet şundan dolayı ihraç edilmeliler diyemedi hiç kimse! Eğitim Sen
11. Genel Kurulu, yalnızca tüzüğü, etik kuralları değil, demokratik ilkeleri de
yok sayarak kulaklarını itirazlara tıkamış, kamuoyu görüşünü önemsemeyerek
sayısı bile açıklanmayan birkaç kişinin oyu ile ihraçları gerçekleştirmiştir.
Bu
ihraç hem ahlaki, hem siyasi, hem de tüzükçe kabul edilebilir değildir!
Size yapılan bir haksızlık var birçok
yerde de bunu dile getirdiniz. İhraç edilmeniz yaşamınızı, ailenizi, çevrenizi
nasıl etkiledi? Bu hukuksuz sürecin üstesinden nasıl gelmeyi düşünüyorsunuz?
Bugün
beni mesleğimden, öğrencilerimden, okulumdan uzaklaştıranlar, halkımıza da
gözdağı vermeye çalışmıştır. Emek, demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi
verenlerin, onların yanında olup destekleyenlerin cezalandırılma aracı olan bu
ihraçlar, toplumu korkutma, yıldırma, sindirme politikasının bir parçasıdır. İhraç edilirken
sadece MEB’den atmıyorlar, mesleğinizi özel sektörde de yapmanıza imkân
tanımıyorlar. ‘Ağaç kökü yesinler’ diyerek sivil ölüme terk ediyorlar. İhraç edilmem
öncelikle büyük bir haksızlık hissi yarattı ve bu durum psikolojik etkiler
yarattı. Sadece benim de değil ailem de bu süreçten etkilendi. 5 yaşındaki
kızım, ‘Anne neden okula gitmiyorsun diye soruyor,’ eşim de ekonomik krizden etkilendi
aylarca işsiz kaldı, ailece ekonomik olarak sıkıntılı süreç yaşadık, yaşıyoruz.
Bu süreçte başta ailem olmak üzere, arkadaşlarım da sürekli yanımdalar ve
destek oluyorlar. Dayanışma duygusu güç veriyor. “HAKSIZ İHRAÇLAR SON BULSUN! İŞİMİ,
ÖĞRENCİLERİMİ, EKMEĞİMİ GERİ İSTİYORUM!” Şiarıyla başlattığım imza
kampanası devam ediyor.
Son olarak bir şey eklemek ister misiniz?
Röportaj
için teşekkür ederim. İyi çalışmalar diliyorum.
