Kitap tanıtım yazıları, kitap bittikten, son nokta
konulduktan, kitap yayına hazırlanıp basıldıktan sonra neşredilir. Çünkü hikaye
bitmiştir, kitap er meydanına çıkmıştır. Roman kahramanları bir köşeye çekilmiştir
artık. Hikayelerini tamamlamış, “kader”lerini yaşamış, halkın beğenisini,
eleştirisini beklemeye başlamıştır.
BU TOPRAKLAR BİZİM romanın kahramanları ise çok başkadır. BU
TOPRAKLAR BİZİM bir madenci romanıdır. Bir direniş ve zafer hikayesidir.
Kahramanları halktır ve hayatın tam ortasındadır. Roman biter, ancak onların
hayat denilen kavgadaki telaşları, coşkuları, hasretleri, korkuları, sevdaları bitmez...
işte bizim romanımızın kahramanları Maraş merkezli 10 ilde yaşanan bu büyük
depremde yerlerinde duramadılar. Çalıştıkları maden Soma’ya komşu ilçe,
Kınık’taydı. Depremin sabahında madende toplandılar ve Soma katliamında
kendilerine gelen desteği hatırlattılar birbirlerine. Soma Katliamı günlerinde
yöre insanını ayağa kaldıran halkın dayanışmasıydı. Katliamın sorumlularından
hesap sorma cüreti yaratan halkın dayanışmasıydı. Bir katliam daha yaşanmasın
diye örgütlenip dernek kurmalarını sağlayan halkın dayanışmasıydı.
Romanımızın kahramanları birer direnişçidir. Soma maden
havzasında ilk direniş çadırını kurma onuruna sahiptirler. Onlar; “asıl zafer,
direnmeye karar vermektir” diyebilen madencilerdir. Maraş’ta, Antep’te,
Hatay’da ve depremin vurduğu tüm şehirlerde halkın yaralarını sarmak,
acılarının ortağı olmak ve öfkeyi yerinde kuşanmak için bölgeye koşmayı
kararlaştırdılar. Üstelik bu bir yardım koşusu olmayacaktı. Ki Somalı
madenciler bu sözcükten nefret ederler. “Yardım” sadaka kültürünü besler çünkü.
“Dayanışma” ise mücadeleyi. Sırf bu yüzden soma katliamı sonrasında kurdukları derneğe
Maden İşçileri Dayanışma ve Mücadele Derneği dediler. Yardım kelimesini
sokmadılar uzun Çalıştıkları şirketin “madene inmez de giderseniz işten atarım”
tehdidine rağmen tereddütsüz yollara düştüler. Ve Hatay Samandağ’a ulaştılar.
Enkaz başında madencilikten bildikleri yöntemlerle tünel açtılar, domuz damı
kurdular, kazdılar, kazdılar... ve orada devletin kurtarmaktan imtina ettiği
canları Patronların tehditlerine boyun eğmedikleri gibi koca koca şirketlere
enkaz başında çağrı yaptılar. “İğneyle kuyu kazılıyor burada. Onlarca yüzlerce
insanlar canlı. Madencilere ihtiyaç var burada. Maden şirketlerine
sesleniyoruz. Gelsinler yetersiz kalıyoruz. Maden şirketleri işçileri yollasın
buraya.” Cürettir bu, yönetmek budur ve bu kadar sade ve nettir madencilerin
dilinde...
halkın tutsak avukatı Engin Gökoğlu, kitabımıza yazdığı
önsözde şöyle anlatır madencileri:
“Anadolunun binlerce yıllık direniş tarihini kuşanıp gelen
bir avuç Kınıklı Çepni ve yürekli madenciler başladılar bir kez cenge ve
başladı ekmeğin kavgası. Biz onları tanıdık, tanımaktan mutluluk duyduk. Belki
ilk kez görenler onları sert kaba görebilirler; ama dostlarına karşı her daim
yürekleri yufkadır. Kanlarındaki asilik eğilmeyen dik başları güzellikleridir.
Bazen dalgın, bazen yorgun; ama değer bilen, değer veren, bir parça ekmeğini
paylaşan cömert madenci ailelerinin öyküsüdür anlatılanlar. Karda mangal
yakmayı da dağda içki içmeyi de seven; balık tutmayı da elde silah ava çıkmayı
da aynı sıklıkla yapan en az üç çocuklu aile babalarıdır onlar. 15 dakika
toplantı yapmaktan sıkılan; ama toplantının önemini kavrayınca “Neden toplantı
yapmıyoruz?” diyen “küfrü” de “sloganı” da aynı içtenlikle söyleyen onlar.
Zeytini de tütünü de salçayı da yapan üreten onlar... 18’inde evlenip kırkında
torun seven de onlar. Kredi borçlarından muzdarip; ama yine yeni kerdiler
çekmeye hevesli onlar. Belki çok
ekmek yiyen; ama yediği ekmeğin hakkını veren, umutsuzluk
bize yasak diyen delikanlı aşiret gençliğinin hikayesidir bu kitap
BU TOPRAKLAR BİZİM romanının kahramanı olan madenciler ve
aileleri kendi hikayelerini yaratmaya devam ediyorlar. Madenciler bir haftadır
enkazda çalışıyorlar, evdeki ailelerine ekmek aş götüremiyorlar, çünkü madene
inmeyene yevmiye yoktur. Fakat bir halkın ekmek kadar değerli ekmek gibi aziz
bildiği bir şey daha vardır ki, o da umududur! Halkın dayanışması halkın
umududur, halkın direncidir, zalimlerin bir türlü teslim alamadıkları Anadolu
halkının isyan tohumudur. Bu tohum büyüyecektir, Depremin değil devletin
katlettiği insanlarımızın, Somada katledilen madencilerimizin, Çorlu’da
öldürülen evlatlarımızın acılarıyla beslenecek ve halkın adaleti boy
verecektir.
BU TOPRAKLAR BİZİM böyle bir halkın ve o halk için ömrünü
ortaya koyan devrimcilerin hikayesidir.
Kitabı Okumak İçin Tıklayınız
