https://halkinsesiradyo.net/index.php/2024/11/01/sorular-cevaplar-savas-nedir/
https://www.youtube.com/watch?v=4C2WOCkIFLs
1) Savaş
Nedir?
“Savaş
politikaların başka araçlarla sürdürülmesidir.” (Clausewitz)
“Savaş
siyasetin devamıdır. Bu anlamda savaş siyasettir ve savaşın kendisi siyasi bir
eylemdir, eski zamanlardan bu yana siyasi nitelik taşımayan tek bir savaş
görülmemiştir.” (Mao)
Clausewitz’in
dediği biçimiyle “savaş, çok daha büyük çapta olmak üzere, düellodan başka bir
şey değildir. Bir savaşı oluşturan sayısız kişisel düelloları tek bir kavram
içinde toplamak istersek, iki güreşçiyi düşünmemiz uygun olur. Her biri fizik
gücü sayesinde, diğerini iradesine boyun eğdirmeye çalışır; en yakın amacı hasmını
alt etmek, yıkmak, böylece tüm direnişini yok etmektir. Savaş, hasmı irademizi
yerine getirmeye zorlayan bir şiddet hareketidir.”
Tarih boyunca
yaşanan tüm savaşlarda politik bir nitelik vardır. Hangi görünümde yapılıyor
olursa olsun tüm savaşlar temelde sınıf savaşıdır. “Bölgesel savaşlar”, “dünya
savaşları”, “din savaşları”, “mezhep savaşları” olarak adlandırılan tüm
savaşlar, sınıfsal çelişkilerin, iktidar kavgalarının doğrudan veya dolaylı
sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
2) Kaç Türlü
Savaş Vardır Ve Temsilcileri Kimlerdir?
Marksist-Leninistler
savaşları ikiye ayırır: Haklı savaşlar, haksız savaşlar. Bu ayrım yapılmadan
hiçbir savaş doğru değerlendirilemez. Doğru değerlendirilemeyen bir savaş
karşısında yer alınacak saf da doğru olmayacaktır.
Var olan savaş
karşısında; “Savaş kimler arasında veriliyor? Savaşı hangi politikalar
yönlendiriyor? Savaş kimin çıkarına hizmet ediyor? Emperyalistlerin yürüttüğü
bir savaş mı, sömürülen halkların emperyalistlere karşı kurtuluşu için verilen
bir savaş mı? Sömürücü azınlığın sömürüsünü sürdürmek için yürüttüğü bir savaş
mı, yoksa sömürülen halkların kendi iktidarı için yürüttüğü devrimci bir savaş
mı?” sorularını sormalıyız. İşte bu sorular bizi doğru bir değerlendirmeye
götürecektir.
“Sosyalistler,
halklar arasındaki savaşları, her zaman barbarca ve insanlıktan uzak bularak
mahkum etmişlerdir. Ancak bizim savaşa karşı tutumumuz,(barışı destekleyip
savunan) burjuva pasifistlerden de, anarşistlerden de temelde ayrılır. Biz,
savaş ile bir ülkedeki sınıf mücadelesi arasındaki kaçınılmaz bağı gördüğümüz
için onlardan farklıyız; biz sınıflar ortadan kalkıp sosyalizm kurulmadıkça
savaşların ortadan kalkmayacağını biliyoruz; biz ayrıca iç savaşları, yani
ezilen sınıfın ezen sınıfa, kölenin köle sahibine, serfin toprak beyine ve
işçilerin burjuvaziye karşı verdiği savaşları tamamen ilerici ve zorunlu kabul
ettiğimiz için de onlardan ayrılıyoruz” diyen Lenin bu noktada ve savaşlara
nasıl bakılması gerektiğini çok net ifade ediyor.
Dün olduğu gibi
bugün de “haklı savaşlar” dediğimiz savaşlar sömürülen halkların
emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı verdiği devrimci savaşlardır ve
sömürülen halkları temsil eder. “Haksız savaşlar”ı ise emperyalistler ve
işbirlikçileri temsil eder. İlerici her savaş haklıdır ve ilerlemeye engel olan
her savaş haksızdır.
3)
Emperyalist Savaşların Özü Nedir?
Emperyalistler
yaşadıkları pazar sorunu nedeniyle savaşlara girerler. Emperyalizmin yönetememe
krizi süreklidir. Sürekli bir bunalım halindedir. Bu da sürekli bir pazar
ihtiyacını doğurur. Emperyalistler tekeller için yeni pazarlar elde etmek ve
mevcut pazarları koruyabilmek için savaşır. Savaş, emperyalizmin doğası
gereğidir.
Emperyalistler
iki nedenden ötürü savaşır. Birincisi; halkları köleleştirmek, sömürgeleştirmek
ve sömürgelerini korumak için. İkincisi; kendi aralarında pazar paylaşımı için
bölgesel veya dünya çapında savaşır.
Sömürü ve
emperyalist tekellerin çıkarları için halklara karşı savaşmak, tüm
emperyalistlerin ortak niteliğidir.
“Karışıklıklar
çıkarmak, yenilgiye uğramak, yeniden karışıklıklar çıkarmak, yeniden yenilgiye
uğramak ve onların yok olmalarına kadar hep böyle davranmak, halkların davasına
karşı emperyalistlerin ve dünyadaki bütün gericilerin mantığı işte budur ve
onlar hiçbir zaman da bu mantıktan ayrılmayacaklardır. (…)
Savaşmak,
başarısızlığa uğramak, yeniden savaşmak, zafere ulaşana kadar böyle davranmak,
işte halkların mantığı budur, halk da hiçbir zaman bu mantıktan
ayrılmayacaktır.” (Mao)
4) 1. Ve 2.
Paylaşım Savaşlarının Nedenleri Ve Sonuçları Nelerdir?
Tekelci kapitalizm,
elinde biriken sermayeyi akıtacak yeni pazarlar bulmak zorundadır. Sermayesini
işletemezse kar elde edemez. Bu da kapitalizmin krizi demektir. Yaşadığı krizi
çözememek emperyalizmin sonu demektir. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı işte bu
nedenle ve bu koşullarda çıkarılmıştır. Burjuvazinin anlattığı gibi 1. Dünya
Savaşı değildir. Bu savaş emperyalistler arası dünyanın yeniden paylaşılması
savaşıdır. 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı 1914-1918 yılları arasında olmuştur.
Bu savaşta 70 milyon kişi silah altına alındı. Savaşta 10 milyon insan öldü. 20
milyondan fazla insan sakat kaldı. Emperyalist tekeller, alabildiğine büyüyüp
güçlendiler.
Emperyalistler
1920’lerin sonlarında o güne kadar yaşadığı krizlerin en büyüklerinden birini
yaşamaya başladı, krizin derinleşmesiyle emperyalist ekonomiler sarsıldı,
işsizlik, yoksulluk çığ gibi büyüdü. Bunalım her geçen gün şiddetleniyordu.
Krizlerin süreklileşmesi, halkların memnuniyetsizliğini büyütüyor ve işçi
sınıfının mücadelesi, halk hareketleri gelişiyordu. Burjuvazi hem işçi
sınıfının mücadelesi hem de yaşadığı krize karşılık faşizm silahını öne sürdü.
Ve İtalya, Almanya ve Japonya’da faşizmi iktidar yaptı. Faşizmin iktidar
olmasıyla silahlanma daha da arttırıldı. Ve 2. Paylaşım Savaşı için hazırlıklar
hızlandırıldı. Almanya, İtalya ve Japonya’nın bir taraf olarak başlattıkları 2.
Paylaşım Savaşı 1939-1945 yılları arasında olmuştur. Bu savaşta 24’ü Sovyet
halkı olmak üzere 54 milyon insan öldü, 35 milyon insan sakat kaldı.
Her iki
paylaşım savaşı da emperyalistlerin bunalımlarını ortadan kaldırmamıştır.
Aksine savaşlar sonrası peş peşe birçok ülkede Demokratik Halk İktidarları
kuruldu. Emperyalistler pazar alanlarının büyük bir bölümünü yitirmiş oldular.
Ve bugün
emperyalizm 3. bunalım dönemini yaşamaktadır.
5)
Emperyalizm Halka Karşı Ne Tür Savaşlar Yürütür?
1900’lerin
başında var olan emperyalizm ile ezilen dünya halkları arasındaki çelişki her
geçen gün derinleşti. Var olan bu çelişkiyi halklar kendi çıkarları
doğrultusunda çözmesin diye emperyalizm her türlü yolu, yöntemi denedi.
Ekonomik, askeri, politik, ideolojik, psikolojik her alanda saldırılarını
arttırarak bugünlere geldi.
Emperyalizm,
belli kurgularla uyguladığı zorbalığı, kendini halkın gözünde haklı gösterecek
yöntemler geliştirirken, bağımlı halklar üstünde de zihinsel, ideolojik
egemenlik kurmaya yönelir. Zihinsel anlamda bir egemenlik yaratamadığı sürece
emperyalizmin sıradan ve meşru hale gelmesi mümkün değildir.
Emperyalizm
açısından sorun yalnızca askeri ekonomik zoru uygulamak değildir. İdeolojik,
politik olarak ve psikolojik savaş yöntemleriyle daha etkili olacağını
bilmektedir. Ve bu nedenle de askeri yöntem dışında ideolojik, psikolojik savaş
yöntemlerini de uygulamaktadır.
6)
Psikolojik Savaş Nedir? Emperyalizm Böyle Bir Savaşı Neden Yürütür?
Psikolojik
savaş; “Bir ulusun, savaş haricinde, propaganda ve etkinliklerden planlı bir
şekilde yararlanarak, yabancı grupların görüşlerini, tavırlarını, duygu ve
davranışlarını kendi ulusal amaçları doğrultusunda etkilemeyi amaçlayan düşünce
ve bilgileri iletmesidir.” (Parayı Verdi Düdüğü Çaldı)
Emperyalizmin
uyguladığı psikolojik savaşın hedefleri şunlardır:
1) Halkların
örgütlerini, isyan geleneklerini, direniş ruhlarını, inançlarını, kültürlerini
yok etmek.
2) Var olan
örgütlenmeler arasında, taraflar arasında anlaşmazlıklar yaratmak.
3) Halkta moral
bozukluğu yaratmak.
4) Halkları
yalnızlaştırmak, devrimcilere desteğin önüne geçmek.
5) Kitlelerde
bilinç bulanıklığı yaratmak.
6) Gerçekleri
yalanlarla karıştırarak çarpıtmak.
Psikolojik
savaş emperyalistler açısından maliyeti en düşük olan savaş yöntemidir. Aynı
zamanda kendi sömürücü, katliamcı yüzünü en iyi gizleyebildiği savaş
yöntemidir.
Emperyalizm,
moral değerlerini, umudunu kaybetmiş, sinmiş, kültürel yozlaşmaya ve bozulmaya
uğramış bir toplum yaratmaya çalışır. Ancak böyle bir toplum, emperyalizmin,
onun işbirlikçilerinin vahşice sömürüsüne boyun eğer. Bundan dolayı emperyalizm
ideolojik ve psikolojik saldırı araçlarını çıkarmış ve kullanmıştır.
7) “Her
Türlü Savaşa Hayır” Doğru Bir Söylem Midir?
“Her türlü
şiddete”, “her türlü savaşa”, “her türlü silahlanmaya” karşı çıkanlar sınıfsal
bakış açısını kaybedenlerdir. Bu biçimiyle bir savaş karşıtlığı yapmak
emperyalizmin sömürü ve talanının devamını istemek anlamını taşır. Sömürü varsa
savaşın nesnel koşulları da vardır. Dünyada emperyalistler var olduğu sürece
savaşlar bitmez.
“Her türlü
savaşa hayır” sözünü burjuvazinin sözcüleri kullanır. Burjuvazi haklı haksız
savaş ayrımını hep örtbas etmeye çalışır. Bunun için de “savaş karşıtı”ymış
gibi kendini gösterir. Burjuvazi bütün savaşların kötü olduğunu beyinlere
yerleştirmeye çalışır. Fakat dünya tarihinde en büyük, en kanlı savaşların
yaratıcısı kendisidir. Emperyalizm doğası gereği başından beri silahlıdır ve
varlığını korumak için her dönem silahlarına sarılmıştır. “Her türlü savaşa”
karşı olmanın propagandasını yapmak tam tersine savaşların devamına hizmet
etmektir. Bu nedenle “her türlü savaşa hayır” değil “emperyalist savaşlara
hayır” demek doğru olandır ve savaşlara sınıfsal bakmaktır.
8) Savaşlar
Kaçınılmaz Mı, Daha Ne Zamana Kadar Sürecek?
Bu soruya kolay
ve kısa vadeli bir cevap veremeyiz. Savaşların tamamen ortadan kalkması
sosyalizmin zaferine bağlıdır. Buna ilişkin Lenin; “Sosyalizmin tek bir ülkede
zaferi, bir çırpıda genellikle bütün savaşları ortadan kaldırmaz. Ancak, biz,
tek bir ülkede değil, bütün dünyadaki burjuvaziyi devirir, yener ve onları
mülksüzleştirirsek, savaşlar olanaksız duruma gelir” demiştir. Yine Lenin;
“proletaryaya karşı silahlanmış bir burjuvazi, modern kapitalist toplumun en
büyük, temel ve belli başlı gerçeğidir. İşte bu gerçek karşısında, devrimci,
sosyal demokratları silahsızlanmayı istemeye özendirmek! Bu sınıf savaşımı
görüşünü büsbütün bırakmak, devrim düşüncesini yadsımak demektir. Bizim
sloganımız, burjuvaziyi yenmek, onları mülksüzleştirmek ve silahsızlandırmak
için proletaryayı donatmak olmalıdır” demiştir.
Savaşların
durması bir bütün olarak burjuvazinin mülksüzleştirilmesi ve silahsızlandırılmasıyla
mümkün olabilir.
“(…) savaşı
ortadan kaldırmanın tek bir yolu vardır; savaşa savaşla, karşıdevrimci savaşa
devrimci savaşla, (…) sınıfsal karşıdevrimci savaşa sınıfsal devrimci savaşla
karşı koymak… İnsan toplumu, gelişme akımı içinde sınıfların ortadan
kaldırılmasını ve devletlerin ortadan kaldırılmasını sağladığı zaman
karşıdevrimci, devrimci, haksız, haklı diye hiçbir savaş kalmayacaktır. Bu,
insanlık için ebedi bir barış devri olacaktır.” (Mao)
Ebedi barış ise
Mao’nun dediği gibi sınıfların tamamen ortadan kalkmasıyla olacaktır.
9)
Proletaryanın Sınıf Savaşı Hangi Cephelerden Nasıl Yürür?
Proletaryanın
sınıf savaşı, ideolojik, ekonomik ve politik olmak üzere üç cephede birden
yürür. Burjuva ideolojisi ve saptırmalarına karşı proletaryanın devrimci savaşı
ideolojik bir savaştır. İşçi ve emekçi sınıfların hayat ve çalışma şartlarını
düzeltme şeklindeki günlük mücadelesi ekonomik mücadeledir. Doğrudan gerici
sınıfların yönetimini hedef alan mücadele ise politik savaştır. Politik
mücadele, devrimci yayınla yapılan politik propagandadan, politik nitelikteki
kitle gösterilerinden, politik grevlere ve gerilla savaşına kadar çeşitli
biçimlerde sürdürülür. Gerilla savaşı politik mücadelenin en üst ve en etkili
biçimidir.
10)
Emperyalizmin 3.Bunalım Dönemine Ait Savaş Stratejisi Hangisidir Ve İçeriği
Nedir?
Emperyalizmin
3. bunalım dönemine ait savaş stratejisi Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi
(PASS)’dir.
PASS, kır ve
şehir mücadelesini, silahlı propaganda ve öteki politik kitlevi mücadele
biçimlerini diyalektik bir bütün olarak ele alır. Ve ülkemiz emperyalizmin
yeni-sömürge bir ülkesi olduğu için ülkemizdeki savaş stratejisi de PASS’dir.
Bütün halk
savaşları politikleşmiş askeri savaştır (PAS). Ülkemiz özgülünde silahlı
propagandanın temel olmasından dolayı bu strateji PASS olarak formüle edilir.
PASS’nin ayırt
edici özellikleri şunlardır;
Ülkemiz halk savaşı, silahlı propagandanın
temel mücadele biçimi olduğu bir öncü savaşı aşamasından geçecektir.
Ülkemiz halk savaşı kır ve şehir diyalektik
bütünlüğünü öngören Birleşik Devrimci Savaş ilkesine göre sürdürülecektir.
Ülkemizde halk
savaşının başından itibaren kurtarılmış bölgeler oluşması mümkün değildir.
Ülkemiz halk savaşının örgütsel ilkesi Politik
Askeri Liderliğin Birliği ilkesidir.
Ülkemizdeki
halk savaşında temel güçler işçi sınıfı, köylülük ve küçük burjuvazidir.
11) “Soğuk
Savaş” Ne Demektir?
Emperyalizmin
psikolojik ve ideolojik saldırısı “soğuk savaş dönemi” diye nitelediği
Sovyetler Birliği’nin bir güç olarak ortaya çıkmasından sonra yoğunlaşmıştır.
1. Emperyalist
Paylaşım Savaşı sırasında Sovyet Devrimi’nin olmasıyla emperyalizm,
pazarlarının altıda birini kaybetti. Bu durum 2. Paylaşım Savaşı’nda da devam
etti. Kızıl ordunun desteğiyle peş peşe birçok ülkede Demokratik Halk
İktidarları kuruldu. Ve dünyanın üçte biri emperyalist zincirden koptu.
Emperyalizm,
Sovyetler Birliği’ne karşı her türden karşı propagandayı hem iç politikalarında
hem dünya genelinde kullandı. Böylece içte ve dışta büyük bir korku yaratmayı
hedefledi. Bunu sadece politik, askeri olarak değil, aynı zamanda medya, eğitim
sistemi, kültür, sanat vb. etkinlikleriyle de hayata geçirdi. Savaşın askeri
alanların dışında bütün bu araçlarla sürdürülmesi soğuk savaş olarak
adlandırıldı.
