Zafere kadar heyetinin Filistin'e doğru uzun yürüyüşü sürüyor. Avrupa'nın
birçok şehrini Filistin bayraklarımızla kırmızı flamalarımız ile kefiyelerimiz
kırmızı bilekliklerimizle geziyoruz. Yolda birçok insanın dikkatini çekiyoruz.
Birçok insanın desteğini topluyoruz. Mersin'e gidiyoruz uzun yürüyüşümüzle biz
onlara güç oluyoruz onlar da bize.
24 Eylül günü Brüksel’den Paris'e doğru trene bindik. Trene binerken trenin
kapısındaki kontrolcü kefkiyelerimizi Filistin kazaklarımızı görünce
üzerinizdekiler ne kadar güzel dedi. Kendisine Filistin'e gittiğimizi anlattık,
hem şaşırdı hem de bize iyi dileklerini belirtti. Filistin'e gittiğimizi
anlatınca insanların gözleri parlıyor. Paris'e varınca ilk olarak açlık grevi
direnişçisi Zehra kurtay'ın çadırını ziyaret edeceğimiz için gidip Zehra ablaya
şeker almak istedik. Girdiğimiz markette kasadaki çalışana çay satıp satmadıklarını
sorduğumuzda biz satmıyoruz ama yan tarafta Carrefour var onlar da vardır diye
cevap verdi biz de onun üzerine oraya gitmediğimizi Filistin için boykot
ettiğimizi söyledik. Afrikalı bir abla olan çalışan yumruğunu sıkıp havaya
kaldırdı ve bize haklı olduğumuzu boykot etmek gerektiğini onların yeterince
bizim üzerimizden kazandıklarını ve sömürülerinin bitmesi gerektiğini anlattı.
Ardından Zehra ablanın çadırına gittik ve Zehra ablayı kucaklayıp onunla
konuşup ve direniş halaylarımızı çektikten sonra metro'ya binip Mısır
konsolosluğa doğru yol aldık. Metro'da Filistin için sloganlar attık. Metro'da
ki insanlar bize bugün Filistin için eylem mi var diye sordular. Her eyleme
gitmeye çalıştıklarını anlatılar. Yolunuz açık olsun Filistin halkı kazanacak
diyerek bizi uğurladılar. Konsolosluğun önüne eylem saatinden önce varınca o
mahallede biraz yürüdük. Sadece biz uzun yürüyüşçüler 10 kişiydik birde desteğe
gelenler eklenince sokakta üzerimizde kefiyelerimiz, kızıl fularlarimizla çok
dikkat çektik sanki yürüyüş yapıyorduk. Yolda kornaya basıp selam verenler,
zafer işareti yapanlar oldu. Yürürken yaşlı bir Fransız teyze bizi durdurup
Filistinli olup olmadığımızı sordu. Türkiyeli olduğumuzu ama Filistin'e
gittiğimizi söyledik. Bu sözlerimiz üzerine çok güçlüsünüz, çok haklısınız diye
bize belirtiler. Fransız teyze 1960 yıllarında çocukluğunu Ürdün'de geçirdiğini
Filistinlilerle büyüdüğünü onları çok sevdiğini anlattı. Bize onlardan kalan
üzerinden ayırmadığı bilekliğini gösterdi. Mısır konsolosluğu önünde ki
eylemimiz esnasında yoldan geçerken eylemi görüp gelip çekim yapanlar oldu.
Gelip arkamızda duran bize destek verenler oldu. Bir grup genç bize iyi
yolculuklar diledi. Umarız kapının açılmasını sağlarsınız dedi.
Sonra yolda ölüm orucu direnişçisi Serkan Onur Yılmaz'ın zorla müdahale
tehdidiyle hastaneye kaçırıldığını öğrendik. Bunun üzerine Türkiye konsolosluğu
önüne gittik. Yine yolda bize selam verenler, elini kalbinin üzerine koyanlar,
yumruğunu sıkıp havaya kaldıranlar oldu. Kendimizi çok güçlü hissettik,
yolumuza çıkan insanların gözlerindeki umudu gördükçe ne kadar doğru bir
hedefle ne kadar haklı bir yola girdiğimizi bir kez daha anladık.
Günün sonunda bir panele katıldık. Panelde ilk başta çok insan yoktu ama biz
var olanlara kendimizi anlatırken tam panel bitiminde birden bir grup insan
geldi. Birçoğunun üzerinde kefiyeler vardı. Öğrencilerin bir eyleminden
geliyorlardı. Bir yeniden anlattık onlara kendimizi, yolumuzu hedefimizi...
İnsanlar bizi büyük bir dikkatle dinledi. Asıl sorunun Siyonizm’in yani İsrail
devletinin ABD emperyalizmin karakolu, en büyük askeri devlet üssü olduğunu anlatınca
insanlar evet çok haklısınız duymak istediklerimiz bunlar ama Fransa'da
Filistin için dayanışma örgütlerinin öncüleri bizi hep susturuyorlar yok işte Siyonizm
demeyin yok işte İsrail'e laf söylemeyin diye susturuyorlar. Bizim sizin gibi
öncülere ihtiyacımız var dediler.
Diğer yandan söylediğimiz her şeye katılan insanların içinde Lübnanlı ve
Cezayirli bir abla İsrail'in bir tümör olduğunu ve tümörü almadan hastayı
tedavi edemeyeceğimizi anlattı. Bugün Arap devletlerinin teslim olduğunu
korktuklarını ama İsrail sadece Filistin için değil bütün Arap ülkeleri için
bütün dünya halkları için bir tehlike oluşturduğunu anlattı. Mesele Yahudi
Müslüman çatışması değil, İsrail'in temsil ettiği siyasi konumu ve işgal.
Bize 8 Ekim'de Mısır konsolosluğu önüne gideceklerine dahil söz verdiler.
Dualar ettiler. Yolumuzu açın dediler, sizin gibi insanlara ihtiyacımız var
dediler. Siz bizim öncülerimiz siniz bizde arkanızdan geleceğiz.
Bize söylenen her söz verilen her destek bizi çok güçlendiriyor. 5 gündür
yollardayız, Filistin'e can olmaya gidiyoruz. Ve yolda bize söylenen her söz
her umut dolu bakış bize çok güç veriyor. Çok gururluyuz ve ne kadar şanslı
olduğumuzu anlıyoruz çünkü bizim topraklarımızda Mahir Çayan ve
Marksist-Leninist devrimcilerin yarattığı bir direniş geleneği var ve biz bugün
o gelenek sayesinde yaratılan örgütlü mücadele sayesinde varız.
Bir merkezden bir merkeze gidiyoruz.
Filistin'e can olmaya gidiyoruz!
Sizde bize katılın!
