Fransa’da “Komünist Yeniden İnşa Birliği (URC)” Zehra Kurtay’ın direnişini sahiplendiklerini deklere etti.
Açıklamanın çevirisini paylaşıyoruz;
Zehra Kurtay, Nader Ayache ve diğerleriyle dayanışma
“Cumhuriyetin lanetlileri”, var olma hakları için hayatlarını tehlikeye atıyor
Biz, Komünist Yeniden İnşa Birliği (URC) militanları olarak, tıpkı güvencesiz işçiler gibi adaletsiz kapitalist sistemin kurbanı olan tüm sans-papiers’lerle (belgesiz göçmenlerle) mücadelede dayanışmamızı güçlü bir şekilde bir kez daha vurguluyoruz. Sivil olarak “yok” sayılmaları, onları Kafkaesk bir gerçekliğe hapsediyor; ülke ekonomisine aktif biçimde katkı yaparken her işçiye tanınması gereken temel haklara ulaşamıyorlar. Bu kabul edilemez sömürü, insan onurunu hiçe sayarak kârı her şeyin üzerine koyan bir sistemin absürtlüğünü gözler önüne seriyor.
Bazıları, yaşadıkları tacizi ve maruz kaldıkları utanmazca baskıyı duyurmak için, çaresizlik ve onur dolu bir eylem olarak uzun süreli açlık grevlerine başvuruyor ve hayatlarını tehlikeye atıyor. Yoldaşlarımız Zehra Kurtay ve Nader Ayache, baskıcı kapitalist sistemin insanlık dışılığının somut örnekleridir. Onlar yalnızca kendi yaşamları için değil, Fransız idaresinin açık adaletsizliklerine dikkat çekmek için de mücadele ediyorlar.
Fransa’yı Terk Etme Zorunluluğu (OQTF) kararlarının sistematik bir şekilde verilmesi, en kırılgan olanları kriminalize etmeyi amaçlayan bir baskı aracıdır. Bu taciz aracı, özellikle devletin iç ve dış politikalarına —özellikle de iki yılı aşkın süredir Gazze’de işlenen soykırımdaki suç ortaklığına— itiraz edenleri orantısız biçimde hedef alıyor. Komünist militanlar ve sömürüye, baskıya, sömürgeci savaşlara karşı duran herkes, gerçeği kabul etmek yerine muhaliflerini susturmayı tercih eden bir sistemin hedefi hâline geliyor.
Zehra ve Nader’in açlık grevleri yalnızca birer çaresizlik çığlığı değil, aynı zamanda güçlü birer politik eylemdir. Bu eylemler, insan acılarına sırt çeviren ve kabul edilemezi dile getirme cesareti gösterenlere yönelik baskıyı artıran bir devletin zulmünü açığa çıkarıyor. Bu mücadeleler, daha adil ve daha eşitlikçi, her insanın onurla muamele gördüğü bir toplum için verdiğimiz kavganın ayrılmaz bir parçasıdır.
Örnek niteliğindeki mücadelesi sayesinde, genç sinema doktora öğrencisi ve eserleri çeşitli festivallerde gösterilmiş, hatta bir filmi César Ödülleri için ön seçkiye kalmış parlak bir belgesel yönetmeni olan Nader, üç haftayı aşan açlık grevinin sağlığında yarattığı ağır tahribata rağmen, OQTF’nin üzerindeki Demokles’in kılıcı gibi sallanmasını engelleyen ve çalışmalarını sürdürmesine imkân tanıyan bir oturum belgesi almayı başardı.
Bu küçük zafer, siyasi mülteci olarak 2007’den beri Fransa’da bulunan sürgün devrimci gazeteci Zehra’ya da umut veriyor. 2020 yılında oturum yenileme başvurusu sırasında Zehra, mülteci statüsünün tamamen iptal edildiğini ve derhal uygulanabilir bir OQTF kararıyla karşı karşıya olduğunu şaşkınlıkla öğreniyor; bu karar, ülkesine iade edilmesi hâlinde maruz kalacağı ölümcül tehditler düşünüldüğünde fiilen bir idam hükmü anlamına geliyor. Zira Zehra, Ankara rejimi tarafından resmî “terör arananlar” listesine konulmuş durumda. Bugün Zehra Kurtay, 160 günü aşkın süredir açlık grevinde ve ölümcül bir risk altında.
Zehra, Nader ve açlık grevindeki tüm sans-papiers’lerle tam ve koşulsuz dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir. Herkesi baskının son bulması için harekete geçmeye, OQTF kararlarının kaldırılmasını talep etmeye, iltica ve oturum hakkını savunmaya çağırıyoruz. Hep birlikte, milyarderlerin ekonomik çıkarlarını temel insan haklarının üzerine koyan emperyalist bir devletin şiddetini teşhir etmeliyiz.
Birlikte, mücadelede omuz omuza vererek sesimizi baskıya karşı yükseltebilir, dayanışmanın baskının yerini aldığı bir geleceği inşa edebiliriz. Sans-papiers mücadelesi, özgürlük, toplumsal adalet ve her insanın yerinin olduğu bir dünya mücadelesidir.
Sömürgecilik, emperyalizm ve kapitalizm artık yalnızca birer barbarlıktır…
Dünya halkları, birleşelim!

