
YER: İstanbul Ümraniye Hapishanesi
TARİH: 4 Ocak 1996
“21 kişiyiz. Yüzlerce
gelmişler. Binlerce gelseler ne olur diye düşünüyoruz. Saldırmaya, teslim
almaya gelmişler. Ama yine hesap soran biziz. Hiç gerilemeden, saldıran, boyun
eğmeyen biziz... Ölüm ne ki? Biz ölümü yeneli çok oluyor. Yüzlerce kez,
binlerce kez yendik onu. Korunan onursa, namusunu savunan halkız biz. Halkı
teslim alamazlar. Milyonlarca halkı yok edemezler...”
Ümraniye Hapishanesi devrimci tutsaklara teslimiyeti
dayatmak için açılmıştı. Düşmanın bu politikaları 43 gün süren Süresiz Açlık
Grevi direnişiyle boşa çıkarıldı ve Ümraniye hapishanesi kapattırıldı. Daha
sonra tekrar açılan hapishanede direniş tarihi de yazılmaya başladı.
13 Aralık 1995 günü katliam hedefli ilk saldırı gerçekleşti.
Saldırıya direnişle cevap verildi. Düşman yenilgiyle çıktı bu çatışmadan.
4 Ocak'ta, düşman yenilginin tahammülsüzlüğüyle yeni bir
saldırı başlattı.
Saldırdı düşman. Tüm gücüyle, vahşice ve katletmek için...
Özgür tutsaklar savaşarak göğüslediler saldırıyı. Göğüs göğüse çarpıştılar.
“Yoldaşlar Saldırıyoruz...”, “Hücum! Hücum!..”
Mecit en önde çatışırken, bir taraftan da düşmanın her
hamlesine bu sloganlarla karşılık veriyordu. Bu, o güne kadarkilerden farklı
bir çatışmaydı. Barikatları kendi elleriyle kaldırıp düşmanın üstüne yürüyordu
tutsaklar.
Ümraniye direnişi Parti-Cephe taarruz kültürünün
hapishaneler cephesinde ifadesini bulmasıdır. Hapishanede veya dışarda, mekan
artık çok önemli değildir. Kazanılması gereken bir savaş vardır. Ve bu savaşı
kazanmak, düşman iradesini parçalamak, saldırıya, karşı saldırıyla cevap
vermekle mümkündür. Kazanılan bu zafer özgür tutsak kimliğini kavramayanlara,
hapishaneleri savaş dışında tutanlara bir mesajdı aynı zamanda. Ümraniye
direnişinde taarruz vardı. Ve bu çizginin üstünde yükselen zafer vardı. Bu direniş
özgür tutsak geleneğine eklenen yeni bir halka olmuştur.
95'te, hapishanelere ilişkin bir yazıda şunlar söyleniyordu:
“Devrimci tutsak tarih yazma bilinciyle hareket etmektedir. Eylemin siyasal
içeriğinden, geliştirdiği biçime kadar bu anlayışla davranmalıdır. (...)
Direniş biçimlerimiz fiili direnişlere hatta kitlesel kahramanlıklara doğru
evrilecektir.” Ve 4 Ocak 1996'da bunun önemli adımlarından biri atıldı. Doğru
politika, doğru önderlik, kafalardaki statükoları parçalayarak, Parti-Cephe
tarzını ortaya koydu.
“DHKP-C tutsaklığı her koşulda direnen, tüm baskı ve
katliamlara rağmen sindirilmeyen, faşizme meydan okuyan niteliğiyle evrensel
boyutta bir tarz, bir tutsak karakteri çizmektedir.
Bu tarz Ölüm Oruçlarından Buca'ya, Buca'dan Ümraniye'ye
uzanarak kendini ortaya koymuştur. Ve bugün tüm cezaevlerine yayılarak
devrimcilerin, halkımızın gözünde özgür tutsaklığı somutlamaktadır.” (M. Ali
Baran)
Ölecek, öldüreceklerdi. Direniş ve savaş çizgisiyle
oligarşinin tüm hesaplarına daha baştan aşılmaz bir barikat örülecekti. Öyle
çatıştı Ümraniye tutsakları. DHKP-C tutsak savaşçıları Abdülmecit SEÇKİN, Rıza
BOYBAŞ ve Orhan ÖZEN bu çarpışmalarda şehit düştüler. Onlarca tutsak ağır yaralandı.
(*)
Ümraniye’deki “Yoldaşlar Hücum” Komutu, Tüm Hapishanelerde
ve Dışarıda Yankılanıyor...
Ümraniye'de başlayan direniş tüm hapishanelere yayıldı.
Katliam duyulur duyulmaz birçok hapishanede rehin alma eylemleri, barikat
direnişleri başlatıldı. Özgür tutsakların göğüs göğüse çatışmadaki ve kazanmak
noktasındaki inancı, tüm hapishanelerde gösteriliyordu. Düşman özgür tutsağı
teslim alamazdı.
Direniş dışarıda da sahiplenilmiş halkın öfkesi sokaklara
taşmıştı. Mahallelerde kurulan barikatlar ve yakılan ateşler düşmanı köşeye
sıkıştırmış ve korkusunu büyütmüştür.
Ümraniye direnişi, dışarıyla içerinin
bütünleşmesi-aynılaşmasıydı. Her Parti-Cephe'li bulunduğu mevziyi savaş alanına
çevirmekle görevlidir. Tutsaklık koşullarında da, dışarıda da bu görev yerine
getirilmelidir. Gelenekler yaşatılmalı, düşman geri püskürtülmelidir. Ümraniye
direnişi bu bakış açısıyla içeride ve dışarıdaki direnişle adım adım zafere
yürümüştür. Özgür tutsaklar tüm olanaksızlıklarına, dört duvara rağmen
dışarıyla-içeriyi aynılaştırmış, çatışma kültürünü hayata geçirmişti. Bu teslim
olmama geleneğinin bir sonucudur. Bu zafere yürüme kararlılığının, devrim
inancının, iktidar bilincinin bir sonucudur. Direnişi güçlendiren de, ülke
topraklarına yayan da bu bilinçti. 4 Ocak 1996 Ümraniye direnişi düşmanın
hapishaneler politikasının iflası olmuştur.
Ümraniye direnişi, statükoları parçalayıp özgür tutsaklığın
direniş tarihine görkemli bir sayfa ekleyen yeni tarzda bir direniş çizgisidir.
Kitlesel kahramanlıklara giden yolda önemli bir köşe taşıdır.
“Kavgamız Dostluğumuzu, Dostluğumuz Zaferi Doğurdu...”
9 Ocak 1996'da taleplerin kabul edilmesiyle direniş zaferle
sonuçlandı. Buca ve Ümraniye direnişlerinin öne çıkan yanlarından biri de,
birçok örgütün, tüm tutsak kitlesinin katılmış olmasıydı. İlk birlik
adımlarının atıldığı direnişlerdir. Kazanılan zafer birliğin ve dostluğun
anlamını güçlendirdi ve birliğin yükseleceği zemini yarattı.