📇TARİH: 20 Mart 2026 CUMA
⌚️BAŞLAMA SAATİ: 19.00
📬ADRES: Moosbruggergasse
2/2
1120 VİYANA.
🎬FİLMİN KÜNYESİ:
ON FALLİNG...[Düşüş Üzerine]
📽Yön: Laura Carreira
👨👩🦰Oyn:
Joana Santos, Neil Leiper,
Ola Forman...
Filmin başkahramanı, İskoçya’daki
büyük bir lojistik depoda çalışan Portekizli göçmen işçi Aurora adlı genç bir
kadın. Aurora’nın depodaki günlük emeği, üretim ve dağıtım sürecinin bütününden
koparılmış, parçalanmış ve anlamdan arındırılmış.
Tekrar eden bedensel hareketler,
barkod tarama cihazları, kronometrelerle ölçülen zaman ve algoritmik performans
değerlendirmeleri, onu kendi emeğine yabancılaştırırken sömürüyü de
katmerlendiriyor.
Depodaki tüm işçiler, bu sömürü
çarkının ortak parçaları olmalarına rağmen sınıfsal bilinç açısından
birbirlerinden kopuk; kendi aralarındaki ilişkiler tamamen yüzeysel, geçici ve
kırılgan.
Bu atomizasyon, işçilerin
sömürünün kolektif karakterini kavranmasını engellerken bireyselleşmeyi,
yalnızlığı ve çaresizliği de pekiştiriyor.
Kapitalist düzenin sömürü motoru
olan emek-değer ilişkisi, film boyunca çarpıcı ama sade detaylarla ortaya
konulmuş.
Örneğin, yüksek performansla
çalıştığı bir dönemin sonunda Aurora’ya müdürü, onur kırıcı bir biçimde masadan
istediği bir çikolatayı ödül olarak alabileceğini söylüyor.
Başka sahnede ise şirket, rekor
kârları açıklamak üzere işçileri topladığında onlara kek dağıtıyor. Yine aynı
sahnede, şirket yetkilisinin deniz hayvanlarını korumaya yönelik sosyal
sorumluluk projeleriyle övünmesi, buna karşılık işçilerin ay sonunda öğle
yemeği parasını denkleştiremedikleri için kraker çalmak zorunda kalmaları,
sermayenin maskesini düşürüyor.
Hepsi işçilerin yarattığı toplam
artı-değer ile bundan aldıkları pay arasındaki uçurumu sembolize eden sarsıcı
kesitler olarak karşımıza çıkıyor.
Yabancılaşma, Aurora’nın iş dışı
günlük yaşamında da derinleşiyor.
Kaldığı paylaşımlı işçi yurdundaki
kopuk ikili ilişkiler, telefon ekranına bağımlı hale getirilmiş bireyler,
yalnızlık ve amaçsızlık hissi, düzenin yalnızca iş saatlerini değil tüm yaşamı
kuşattığını hissettiriyor.
İş, adeta yaşamın bir parçası
olmaktan çıkarak yaşamın kendisi haline geliyor ve kapitalist üretim
ilişkileri, bireyin zamanını olduğu kadar ruhsal dünyasını da tarumar ediyor.
Yaşama sevincini yitirmiş,
potansiyelini gerçekleştirecek zamanı, parayı ve enerjiyi bulamayan işçi
sınıfının durumu sarsıcı bir biçimde beyaz perdeye yansıtılıyor.
Portekizli yönetmen, hikâye
anlatısında bilinçli olarak dramatik zirvelerden kaçınmış.
Bu tercihi, aslında filmin politik
gücünü zayıflatmak yerine güçlendirmiş; çünkü düzenin yarattığı çöküşün ve
yıkımın ani bir düşüş değil, adım adım ve sessizce ilerleyen bir süreç olduğunu
izleyiciye gösteriyor...
Yalnızlığın, yoksulluğun ve
yaşanamayan hayatların çarpıcı biçimde aktarıldığı bu önemli eseri halkımıza
şiddetle öneriyoruz...
İyi Seyirler...
19.03.2026
VİYANA DAYANIŞMA KÜLTÜR EVİ.
(VİYEV-WİHAUS)
