1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere istanbul isveç isviçre italya izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere İsviçre şiir şiirler şişli

Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Bülteni: Kızıldere Son Değil Umudun Bayraklaştığı Yerdir! Kızıldere Devrimin Kalesidir! Kalemiz Ve Bayrağımız Olduğu Sürece Yalnız Değiliz Zafer Bizimdir!


 



SAYI: 59                                                                               TARİH: 28 Mart 2026

 

KIZILDERE SON DEĞİL

UMUDUN BAYRAKLAŞTIĞI YERDİR!

KIZILDERE DEVRİMİN KALESİDİR!

 

Kalemiz ve bayrağımız olduğu sürece

yalnız değiliz

ZAFER BİZİMDİR!

 

“Bugünün dünyasında tek başına kalmayı göze almadan emperyalizme karşı savaşmak mümkün değildir!” DAYI

 

“Yalnız değiliz! Tüm dünya halklarıyla birlikteyiz.

Güçsüz değiliz; gücümüz inancımızda,

tarihsel ve siyasal haklılığımızdadır.

Biz kazanacağız! Çünkü biz halkız ve haklıyız.” DAYI

 

Boyun eğmenin akıllılık sayıldığı yerde, devrimde ısrar

elbette “delilik” sayılacaktır.

 

Bizi yalnızlıkta boğmak istiyorlar.

Yalnız değiliz, dünya halklarının kurtuluş cephesiyiz.

Emperyalizme meydan okumayı delilik sayıyor, bizi deli damgasıyla tecrit etmek istiyorlar. İşbirlikçiliğin, dönekliğin, emperyalizme teslimiyetin ‘akıllılık’ sayıldığı yerde, biz bin kere deliyiz!

Mahirler, Kızıldere yolundan dönselerdi ya da ellerini kaldırıp teslim olsalardı faşizme, bir THKP-C geleneği yaratılabilir miydi o teslimiyetten? Hayır!

Teslimiyetten çıkacak olan; tarihini, bugününü, geleceğini, ideallerini, hedeflerini, ruhunu satmış Amerikan askerliğidir. Teslimiyet; ideolojik, politik, örgütsel, ahlaki, kültürel ölümdür.

Marksist-Leninistler, hiçbir koşulda yalnız değildir. Dünya halklarını temsil ederler.

İki ideoloji var. Emperyalizmin ideolojisi yani burjuva ideolojisi ile halkların ideolojisi yani proletaryanın ideolojisi Marksizm-Leninizm.

 

Yalnız olan, bir avuç emperyalist tekeldir.

Dünya halklarının örgütlendiği, savaştığı her yerde yalnızlıkları teşhir olmuş, kâğıttan kaplan oldukları açığa çıkmıştır. O kâğıdı parçalayıp attığınızda görürsünüz ki, o kaplanın ardında bir avuç sapık, asalak, çürümüş burjuva cesetten başka bir şey yoktur.

Onların tüm geceleri Kızıldere kâbusuyla doludur. Gecekondulardan gelen halkın, gırtlaklarını keseceği korkusuyla yaşarlar. Bombalarla yıktıkları üslerimizde de attıkları kuyuların diplerinde de kâbusları olmaya devam ediyoruz.

Sayımız bir iken de sayımız bin, on bin iken de dünya halklarının tek gelecek umudu biziz.

Hangi zorlu süreç olursa olsun, hangi baskı ve saldırı biçimiyle karşılaşırsak karşılaşalım, burjuvazi ve NATO solcuları el birliğiyle türlü demagojilerle marjinalleştirmeye çalışırlarsa çalışsınlar; biliyoruz ki bu sadece fiziki bir yalnızlık durumudur. Çünkü tarihsel ve siyasal olarak devrimciler asla yalnız kalmazlar.

Devrimci olmak; vatanının bağımsızlığı, halkının kurtuluşu için ömrünü bu mücadeleye adamak demektir. Kavganın bilincine varan her devrimci; yüreği ve ruhuyla, ezilen dünya halklarıyla bir bütündür. Marksist-Leninistler attıkları her adımda, tarih boyunca özgürlükleri için mücadele eden savaşçıları, önderleri, savaşan halkları yanlarında hisseder. Devrimciler her koşulda, halklar halayının  parçası, kolektif bir bütünün ayrılmaz parçasıdırlar.

Halkı ezip sömürenlerin iktidarını devirip, sosyalizmi kurmak; eşit, adil, özgür bir gelecek yaratmak istiyoruz. Bundan 150 yıl önce Marks ve Engels, 100 yıl önce Lenin ve Stalin, 60 yıl önce Fidel ve Che, 45 yıl önce Mahir, Hüseyin, Ulaş... Hepsi ortak bir düşün ardında düştüler yola.

Spartaküs’ten Bruno’ya, Marks’tan Lenin’e, Baba İshak’tan Şeyh Bedreddin’e, Atçalı Mehmet Efe’den Nazım Hikmet’e, halkların özgürlüğü için savaşmış kim varsa bizim yoldaşımızdır. Düşleriyle, mücadeleleriyle, deneyimleriyle, geleceğe ışık tutan bilgelikleriyle her zaman yanı başımızdalar.

Hal böyleyken, nasıl yalnız tek başımıza kalabiliriz ki?

Tek başına olmak, yalnız olmak değildir.

Ezilen halklar, tarihin her kritik dönemecinde tekti.

Marks ve Engels kendi dönemlerinde Avrupa’da tekti.

Lenin ve Bolşevikler tekti.

Mao tekti. Nerede devrim varsa, orada ona önderlik eden tek doğru ideoloji vardı: Marksizm-Leninizm.

Ezen sınıf karşısında tek olmak, doğru olmaktır. Doğru tektir. Yanlış çoktur.

Biz de hep tek başımızaydık aslında… 1970 Aralık’ından bu yana, Anadolu İhtilali’ne giden yolu tek başımıza açmaya devam ediyoruz…

“Cunta 45 milyon halkı teslim alamaz” diyerek, faşist cuntaya karşı direnirken tektik. Bir tek biz mültecileşmedik.

Diyarbakır, Mamak hapishanelerinde milliyetçiler, oportünistler, reformistler teslim olurken, düşman köpeklerine ‘komutanım’ diye tekmil verirken, cuntanın hapishanelerinde direnenler olarak tektik.

Romanya’da karşı-devrimciler eliyle sosyalist Çavuşesku’lar katledilirken, Irak işgal edilirken, emperyalizme karşı net tavrımızla tektik.

2000-2007 Büyük Direniş’te, NATO’nun tecritle teslim alma politikasına karşı ölüm orucuyla zafer kazanırken tektik.

Her türlü reformist, uzlaşmacı, teslimiyetçi çizginin karşısında militan direniş çizgisini savunurken tekiz.

Emperyalizm tüm dünyada silahlı örgütleri teslim aldığı, silahlarını yaktırdığı bir süreçte; halkın silahlı mücadelesinin tasfiyesine karşı direnirken tekiz.

Çünkü biz Marksist-Leninist’iz.

 

Tarih Direnenleri Yazar, Direnenler İse Tarihi…

50 yılı aşkın mücadele pratiğimiz boyunca “tek başına” olmak, yalnız yürümek, hiçbir zaman tereddüt yaratmadı bizde. Sosyalizme inancımız, stratejimize güvenimiz, önderlerimizle, yoldaşlarımızla bir bütün olmamız yetti sağa sola savrulmadan dimdik yürümemize.

Hiçbir zaman nicelikte aramadık gücü. Doğrudur, bu da bir güç ifadesidir; ancak o niceliğin temelinde yatan özdür esas olan.

Lenin, parti içinde azınlıkta olduğunda bile devrime yürüme cüretini göstermeseydi, nasıl devrim olurdu Sovyetlerde?

Mao, Uzun Yürüyüş’ü örgütlediğinde on binlerce kayıp ve binlerce mil yolun ardından “yalnız kaldım” deyip dursaydı, nasıl ulaşırdı zafere?

Mahirler, Kızıldere yolundan dönselerdi ya da ellerini kaldırıp teslim olsalardı faşizme, bir THKP-C geleneği yaratılabilir miydi o teslimiyetten?

Tarih, soyut bir şey değildir bizim için. Çünkü kanımızla yazıyoruz onu. Her birimizin emeği, iradesi, direnişiyle, feda feda yazılıyor tarih.

Şimdi “Bir tek siz kaldınız” diyor düşman!

“Kızıldere’nin adı bile değişti; ama siz hâlâ aynı şeyleri söylüyorsunuz” diyor. Dünyada Marksist-Leninist örgüt mü kaldı, silahlı mücadeleyi savunan mı var bu çağda?.. diyorlar. Varsın öyle desinler. Biz devrimci irademizi milyonların özlemleriyle birleştirip yürüyoruz geleceğe. Bundan öte bir gerçeklik yoktur.

Milyonlar aç ve yoksul! Adaletsiz bırakılmış! Kendi yurdunda esir hale getirilmiş!

Teslim mi olacağız bu zulme ve adaletsizliğe?

Kimse ses çıkarmıyor diye biz de susup oturacak mıyız? Kimse savaşmıyor diye biz de boyun mu eğeceğiz çağın imparatorluğuna? Saraylar-saltanatlar önünde diz mi çökeceğiz? Hayır! Bin kere hayır!

Şafak, Bahtiyar, Elif gibi, Çiğdem ve Berna gibi, Pınar ve Emrah gibi onurla dimdik yürüyecek, inançla vuracağız zulme.

Emperyalizme ve oligarşiye karşı başka türlü zafer kazanmak mümkün değildir.

Mücadelenin tüm alanları ve halkımız bizi bekliyor.    

Devrimci iradeyi, mücadelenin tüm alanlarına, hayatın her yanına hakim kılmalıyız. Sahip olduğumuz ideolojik güç; karşımıza çıkan tüm engelleri aşmamıza, tüm kapıları açmamıza yeter. Tarih bizden yana, gelecek bizim. Yeter ki biz kavganın hakkını verelim.

Evet, yine tekiz! Varsın öyle olsun!

Boyun eğmenin akıllılık sayıldığı yerde, devrimde ısrar elbette “delilik” sayılacaktı.

Varsın emperyalizmin akıllı işbirlikçi askerleri olacağımıza, halkımızın deli savaşçıları olalım.
Tek başımıza savunalım devrimi!

Tek başımıza savunalım silahlı mücadeleyi!

Dünyada tek Marksist-Leninist örgüt biz kalalım varsın!

Ne olur? Böyle de iktidar iddiamızdan bir gram eksiltmeden; halk ve vatan sevgimizi, tarih ve sınıf bilincimizi, sınıf kinimizi her gün daha da büyüterek kararlılıkla savaşıyoruz zaten!

Doğru bildiğimiz yolda tek başımıza da olsak, yürümeye devam edeceğiz!

Dayı’nın ifadesiyle söylersek: “Bugünün dünyasında yalnız başına kalmayı göze almadan, güçlü olmak ve düşmana karşı savaşmak mümkün değildir. Yalnız başına emperyalizme, oligarşiye ve onun uzantılarına karşı savaşmak; hiçbir teknikle, silahla, güçle değiştirilemeyecek dünyanın en büyük gücüdür. Bu, kendine güvendir. Bu, ideolojik sağlamlıktır.”

Bu devrimci tercihimiz ve ideolojik sağlamlığımızla hep tek başımıza kaldık. Mahir, Hüseyin, Ulaş’ların yarattığı “Koskoca karanlıklar imparatorluğuna kafa tutan Adalılar” olmaktan vazgeçmeyerek, “Kurtuluşa Kadar Savaş”ın gereğini yaptık.

Biz, emperyalistlerin kendilerini en güçlü sandıkları ve bu zafer sarhoşluğuyla “Yeni Dünya Düzeni” ilan ettikleri 1990’ların başında “Atılım” ilan etmenin onurunu taşıyanlarız.

Biz, bu iradeyle milyonları örgütleyecek, dünyanın Türkiye’sinde Devrim Yapacağız!

Devrimden sonra da emperyalist dünyaya aynı cüretle meydan okuyup, sosyalizmi ete kemiğe büründüreceğiz Anadolu topraklarında!

Evet; tekiz!

Hayır; asla yalnız kalmayacağız! Emperyalizmi yerle yeksan edecek, ezilen tüm dünya halklarını özgürleştireceğiz.

Emperyalizm ve uşakları yenilecek, Biz Kazanacağız!

 

KIZILDERE ADALETİMİZDİR!

Adaletsizlik; sömürüdür, zulümdür.

Adaletsizlik; halkın aşağılanması, onurunun kırılmasıdır.

Tersine çevirmenin tek yolu ADALET’tir.

Halkların onuru, kişiliği, kimliğidir ADALET!

 

ADALET İÇİN KURTULUŞA KADAR SAVAŞACAK,

UMUDU YENİLMEZ KILACAĞIZ!

Bunu cüretle söyleyebildiğimiz müddetçe, asla tek başımıza değiliz.

Ülkemizde 80 milyonun, tüm dünya halklarının temel talebidir ADALET.

Faşizme ve Adaletsizliğe Teslim Olmamak, Halkın En Doğal Hakkıdır.

Faşizmden tüm katliamlarının hesabını sormak için,

İşkencelerin zindanların kuyu tiplerinin hesabını sormak için,

Sömürünün, açlığın hesabını sormak için;

ADALET İSTİYORUZ.

ADALET İÇİN SAVAŞIYORUZ.

Kuyunun dibinde de

Emperyalizmin karşısında da

Yalnız değiliz, umutsuz değiliz;

Çünkü bizim Kızıldere’miz var!

Anadolu İhtilali’nin manifestosu olan, herkesin umutsuzluk ve karamsarlık gördüğü yerde bize umut olmayı öğreten Kızıldere’de ne vardı?

1- Kızıldere’de baş çelişkiyi esas alan anti-emperyalist bilinç vardı.

2- Devrimci değerleri, devrimin prestijini her şeyin üzerinde görmek vardı.

3- Yalnız Anadolu halklarına değil, tüm dünya halklarına iktidarlarını nasıl kuracaklarını gösterme sorumluluğu vardı.

4- Devrimci dayanışma vardı. O kerpiç evde iki devrimci örgütün savaşçıları yan yana, omuz omuza çarpıştılar ve ölümle karşı karşıya gelinen o son ana kadar, ölmek ama teslim olmamak tavrında iradelerini ortaklaştırdılar.

5- Kızıldere’de Önderimiz Mahir Çayan’ın “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözlerinde somutlanan, düşmanla ölümüne savaşma ve kazanma iradesi vardı.

6- Kızıldere’de başeğmezlik vardı.

7- Kızıldere’de uzlaşmazlık vardı.

8- Kızıldere’de geleceğe inanç vardı.

9- Kızıldere’de hesap sorma bilinci vardı.

10- Kızıldere’de emperyalizme ve faşizme boyun eğmeyen, teslim alınamayan Marksist-Leninist ideoloji, devrime yürüme kararlılığı vardı…

 

KIZILDERE EVİMİZ

UMUT YENİLMEZLİĞİMİZDİR

Kızıldere Son Değil, Umudun Bayraklaştığı Yerdir!

DOĞUM YERİMİZ KIZILDERE

ÖLÜMSÜZLÜĞÜMÜZ PARTİ-CEPHE’dir.

 

Bugün emperyalizmin hakimiyetindeki dünyada, Marksist-Leninist ideolojiyi savunan bir tek biz kaldık. Bu tesadüf değildir.

Bizi, ülkemiz ve dünya solundan bu kadar kalın çizgilerle ayıran; Kızıldere’dir, Mahir Çayan’dır.

Ülkemiz ve dünya solu; Çin, SSCB, Arnavutluk şablonlarıyla ideolojik zehirlenmeye uğrarken, Mahir Çayan Türkiye devriminin yolunu çizdi.

Bize Kesintisiz Devrim’i ve Kızıldere’yi bıraktı.

Dayı, Mahir’in Kesintisiz Devrim’de yazdığı her satırı, yoksul halkımızın yaşamının her anına ve alanına taşıdı.

Yenilmezliğimiz bundandır.

Kızıldere Anadolu’dan yayılan dünya halklarının umududur. 

Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor.

Savaş, Devrimci Sol ile sürdü, Parti-Cephe ile iktidarı alacak!

Bedreddinlerden Pir Sultanlara, Pir Sultanlardan Mahirlere, Mahirlerden Elif, Şafak, Bahtiyar ve Günaylara, Pınar ve Emrah’a Teslim Olmadık Olmayacağız!

Tarih Bizim Teslim Olduğumuzu Yazmadı, Yazmayacak!

Halklar Bizim Teslim Olduğumuzu Görmedi, Görmeyecek!

Anadolu Tarihi Baş Eğmemenin Tarihidir! Cepheliler’in Kökü, İşte Bu Tarihtedir.

Kızıldere Teslimiyetin Değil, Cüretin, İktidar İddiasının Kalesidir.

“Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan”, sınıfsız sömürüsüz bir dünyayı, bağımsız, sosyalist bir Türkiye’yi kurana kadar savaşacağız!

 

Tek başımıza da kalsak,

KIZILDERE EVİMİZ

UMUT YENİLMEZLİĞİMİZDİR demeye devam edeceğiz.

Tek başımıza da kalsak,

UMUT VATANDIR

UMUT ŞEHİTLERDİR

UMUT HALKTIR

UMUT YENİLMEZDİR demeye devam edeceğiz.

Tek başımıza da kalsak,

KIZILDERE SON DEĞİL SAVAŞ SÜRÜYOR demeye devam edeceğiz.

 

HALK VE KURTULUŞ…

İki yenilmez silah!

 

KIZILDERE, DEVRİMİN KALESİDİR.

İktidar iddiası ve savaşma kararlılığının yaratıldığı yerdir.

Bugün ‘Kızıldere Son Değil Savaş Sürüyor’ sloganı maddi bir gerçek olmanın ötesine geçmiş, Anadolu İhtilali'nin güvencesi olmuştur.

 

56 yıl önce THKP-C ile siyasi arenaya çıktığımızdan bu yana, sosyalizme inancımızdan, iktidar iddiamızdan bir milim şaşmadık.

54 yıl önce fiziken imha olduk; ama küllerimizden yeniden doğduk. İktidar iddiasının adı, 30 Mart 1994’te DHKP-C oldu.

32 yıldır düşmana korku salmaya, dosta güven vermeye, söylediğini yapan yaptığını savunan olmaya devam ediyoruz.

ABD emperyalizminin, uşak köpeği İsrail siyonizmiyle birlikte Ortadoğu’yu kana bularken, dünya halklarına tehditler savururken, okullarda çocukları, kundakta bebeleri, siperlerde savaşçıları katledip korku yaymaya çalışırken diyoruz ki; Emperyalizmin Kurbanı Değil CELLADI OLACAĞIZ!

Şehitlerimizi Anma, Önderlerimizi Selamlama, Umudun Kuruluşunu Kutlama Haftası’nda; bine yakın şehidimizden ve 300’ün üzerindeki tutsak yoldaşımızdan aldığımız güçle diyoruz ki; emperyalizm ve işbirlikçi oligarşi yenilecek, BİZ KAZANACAĞIZ!

Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, Dünya Halklarının Kurtuluş Cephesi Olmanın Verdiği Sorumlulukla, Asla Yalnız Kalmayacağını Bilmenin Coşkusuyla, Halkımızı Komitelerde ve Meclislerde Örgütlemektir.

Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, Kurtuluşa Kadar Savaşma İddiamızı ve Kararlılığımızı Büyütmektir.

Bugün Her Parti-Cepheli’nin Temel Görevi, İktidara Yürümektir.

 

Kızıldere Son Değil Umudun Bayraklaştığı Yerdir!

Doğum Yerimiz Kızıldere, Ölümsüzlüğümüz Parti-Cephe!

Mahir, Hüseyin, Ulaş

Kurtuluşa Kadar Savaş!

Etiketler: , , ,
This is the most recent post.
Önceki Kayıt
[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.