Doruk Madencilik işçileri, aylardır ödenmeyen ücret alacaklarını TMSF öncesi ve sonrası gasp edilen kıdem ile ihbar tazminatlarını, rizası dışında dayatılan ücretsiz izinlerin kaldırılmasını sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarılan işçilerin işe iadesini, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını ve madenin kamulaştırılmasını protesto ediyor.
Aylardır gasp edilen ücretlerini, ödenmeyen kıdem tazminatlarını ve yok sayılan iş güvenliği gibi en temel haklarını alabilmek için mücadele eden Doruk Madencilik işçileri, bu uğurda Eskişehir’den zulmün başkenti Ankara’ya yürüdü.
Yürüyüşlerinin ardından Kurtuluş Parkı’nı bir direniş mevzisine çeviren işçiler, 8 gündür sürdürdükleri açlık greviyle taleplerini haykırıyor. Destansı direnişleri, düzenin bütün çelişkilerini bugün bir kez daha gözler önüne seriyor.
İşçilerin bu en temel talepleri karşısında sermayeye ve onun temsilcilerine göstermelik dahi olsa herhangi bir soruşturma açmayanlar, haklarını arayan işçilere barikatlarla, ablukalarla, biber gazıyla, coplarla ve gözaltı saldırılarıyla yanıt veriyor.
İşçileri köle gibi çalıştıran, haklarını gasp eden şirketin tek bir yöneticisine dahi dokunulmazken; hakkını arayan işçilere her gün kolluk güçleri marifetiyle saldırılıyor.
Bu tablo asla bir tesadüf değil, aksine neoliberal sömürü düzeninin en çıplak halidir. Kâğıt üzerinde tüm yurttaşlara eşit olduğu iddia edilen yasalar ve kanunlar, gerçekte sermayenin ihtiyaçlarına göre işletilmekte; onun çıkarları devletin zor aygıtlarıyla korunmaktadır.
Yeraltında alın teriyle, canı pahasına çalışan, bu ülkenin en büyük zenginliklerini yaratan madenciler; bu gerçek karşısında bedenlerini ortaya koyarak, polis ablukası altında Ankara ayazında betona yatarak açlık grevine başlamak zorunda kalmıştır.
Çünkü bugün yeni tip sömürge faşizmi ilişkileri tam da Kurtuluş Parkı’nda hayat bulmaktadır: Emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin çıkarlarına göre dizayn edilen emek rejimi; işçi sınıfına daha fazla yoksulluk, güvencesizlik ve sömürü dayatırken, buna karşı yükselen her sesi zor ve rıza aygıtlarıyla susturmaya çalışmaktadır.
Faşizmin polislerine verilen saldırı ve işkence emirleri, işte bu sömürü düzeninin sürekliliğini sağlama çabasından başka bir şey değildir.
IMF talimatlı neoliberal ekonomi politikalarıyla daha da derinleşen yoksulluk, eşitsizlik ve güvencesizlik; bugün Kurtuluş Parkı’nda bir direniş senfonisi olarak karşılık bulmuştur.
Egemenleri şatafatlı zulüm kalelerinde titreten yeni bir gerçeklik daha var:
Bu direniş, şimdiden halkımızda büyük bir karşılık bulmuş ve vatanın dört bir yanında yankı uyandırmıştır.
Çünkü halkımız, kendi yaşamını ve maruz bırakıldığı adaletsizlikleri bu direnişte görmektedir.
Maden işçilerinin sesi artık yalnızca bir parkta değil; tüm ülkenin evlerinde, sokaklarında, meydanlarında, stadyumlarında ve vicdanında yankılanmaktadır.
Kavgamızın şairi Nazım Hikmet’in dizelerinde dile gelen umut, bugün Doruk Madencilik işçilerinin direnişinde yeniden filizleniyor:
“elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…”
İşte bugün Kurtuluş Parkı’ndaki açlık grevinin yarattığı çelikten irade, zalimlerin korkulu rüyası haline gelmiştir.
Çünkü bu direniş yalnızca bir hak arayışı değil; aynı zamanda sömürü düzeninin teşhiridir. Gerçekler açığa çıktıkça, korkuları büyümektedir.
Tarih boyunca hiçbir zulüm, haklı bir direnişi susturamamıştır.
Çünkü ASLA YENİLMEYEN TEK KOMUTAN DİRENİŞTİR!
★ANKARA’DAKİ MADENCİLERİN TALEPLERİ DERHAL KARŞILANSIN!
★MADEN İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR!
★KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
★HALKIZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
27.04.2026
AVUSTURYA DİRENİŞLER MECLİSİ

