TÜRKİYE’DE KUYU TİPİ HAPİSHANELERE VE AĞIRLAŞTIRILMIŞ TECRİT UYGULAMASINA KARŞI SÜRESİZ AÇLIK GREVİNDEKİ TUTSAKLARA YÖNELİK ZORLA TIBBİ MÜDAHALE-ZORLAMA BESLEME UYGULAMASINA İLİŞKİN BASINA, KAMOUYONA VE MESLEKTAŞLARIMIZA BİLGİLENDİRME VE ÇAĞRIMIZDIR
Bilindiği gibi Türkiye’de son dönemde S, R ve Y tipi ve
Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu (YGC) olarak adlandırılan, politik
tutsaklar tarafından “kuyu tipi” hapishaneler olarak tarif edilen
ağırlaştırılmış tecrit esasına dayalı hapishane uygulamasına karşı politik
tutsaklar tarafından sürdürülen süresiz açlık grevi vb. eylem ve etkinlikler
nedeniyle ciddi bir tartışma konusudur. Bugüne kadar birçok politik tutsak kuyu
tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle açlık grevi yapmış, bu taleplerinin
karşılanması üzerine açlık grevi eylemlerine son vermişlerdir. Ancak aynı
taleple süresiz açlık grevini sürdüren politik tutsaklar Gürkan Türkoğlu,
Hüseyin Özen ve Tahsin Sağaltıcı eylemlerinin 245. Gününde, 12 Nisan tarihinde,
iradeleri dışında, zor kullanılarak hastaneye kaçırılmış; yaklaşık 10 gündür Antalya
Şehir Hastanesinde zorla müdahale tehdidi altında tutulan açlık grevi
eylemcilerinden Gürkan Türkoğlu’na, eyleminin 263. Gününde, 20 Nisan 2026
tarihinde zorla tıbbi müdahalede bulunulmuştur. Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen
ise zorla müdahale tehdidi altında hala aynı hastanede tutulmaktadır.
Açlık grevi eylemcilerinden Gürkan Türkoğlu’na yönelik
gerçekleştirilen zorla tıbbi müdahale ve zorla besleme uygulamaları ile Hüseyin
Özen ve Tahsin Sağaltıcı’ya yönelik tıbbi müdahale ve zorla besleme tehdidi hakkında
kamuoyunu ve ilgili makamları uyarıyoruz:
"Kuyu Tipi" tecrit modeline karşı, bu uygulamaya
son verilmesi ve kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle süresiz açlık
grevini sürdüren politik tutsakların, iradeleri dışında hastaneye kaçırılarak
zorla tıbbi işleme maruz bırakılmaları; yalnızca bir hak ihlali değil, açık bir
işkence ve insanlık dışı muameledir.
1. Uluslararası Mevzuat ve Bildirgeler:
Tıbbi etik ve uluslararası hukuk, bilinci yerinde olan bir kişinin
tedaviyi reddetme hakkını kesin bir şekilde tanır ve sonradan bilincin kapanmış
bile olsa bu iradeyi geçerli kabul eder.
WMA Tokyo Bildirgesi: Dünya Tabipler Birliği’nin
(WMA) 1975 yılında yayınladığı ve kısaca Tokyo Bildirgesi olarak bilinen “Gözaltında
ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı
Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” hekimlerin mahpuslara
yönelik işkence, zulüm veya insanlık dışı muameleye katılmasını yasaklar.
(Madde 1)
Bildirgenin 5. Maddesi ise şöyledir: “Bir mahpus beslenmeyi
reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı
sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu
kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya
varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce
onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından
hükümlüye anlatılması gerekir.” Bildirgeye göre; açlık grevi yapan bir
mahpusun, tedaviyi reddetmesi durumunda zorla beslenmesi etik dışıdır. Açlık
grevi yapan ve karar verme yetisine sahip hastalar zorla beslenemez; hekimlerin
tek yükümlülüğü hastayı riskler konusunda bilgilendirmektir.
WMA Malta Bildirgesi: Tam adı “Açlık Grevcileri
Üzerine WMA Bildirgesi” olan 1991 tarihli Malta Bildirgesine göre açlık grevi
yapan bir kişi, özgür iradesiyle tedaviyi veya beslenmeyi reddediyorsa, bu
karara saygı gösterilmeli, mahpusun bilinci kapansa dahi, daha önceden bu yönde
beyan ettiği iradesi (tedavi istemediği yönündeki kararı) esas alınması
gerektiğini vurgular.
Bildirgenin 4. Maddesi şu şekildedir: “Müdahale etmek ya da
etmemek konusundaki son karar -temel çıkarları hastanın iyiliği olmayan üçüncü
tarafların müdahalesi olmaksızın- hekimine bırakılmalıdır. Gerektiğinde
hekim, hastaya açıkça, onun (hastanın) tedaviyi reddetme, koma durumunda,
yapay beslenme ve ölüm riski gibi kararını kendisinin onaylayıp onaylamadığını
belirtmelidir. Eğer hekim hastanın reddetme kararını onaylamıyorsa, onun
başka bir hekim tarafından takip edilmesini sağlamalıdır.”
Malta Bildirgesi, açlık grevcisine, özellikle bilincinin
kapanması sonrasında, uygulanacak tedavi (zorla besleme de dahil) hususunda en
doğru kararı vermekte hekimin serbest olduğunu, buna karşın bildirgenin
yukarıda alıntılanan 4. paragrafında belirtilen hususların dikkate alınması
gerektiğini belirtmektedir. Bir başka ifadeyle özgür iradesiyle, beslenmeyi
reddeden ve bu durumun bilincin kapanması sırasında da geçerli olacağını da
belirten bir açlık grevcisinin önceden açıklamış olduğu iradesi kendisiyle ilgilenen
hekim tarafından sonraki aşamalarda dikkate alınmak zorundadır.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) de bu yaklaşımı benimsemiştir.
“Bilinci açık olan açlık grevcisi beslenmeyi reddettiğinde bu kişiler
hekimler tarafından zorla beslenmeyecektir. Bunun aksi hem tıbbi etik, hem de
hasta hakları açısından yanlış bir tutumdur.”[1]
İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi: 4 Nisan 1997
tarihinde imzaya açılmış olan ve Türkiye’nin de tarafı olduğu, kısaca İnsan
Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olarak bilinen “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması
Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi” de zorla
tıbbi müdahaleyi yasaklayan niteliktedir. Sözleşmenin 5. Maddesinde “Sağlık
alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve
bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.”
Denilerek bu durum açıkça ifade edilmiştir. Sözleşmenin 6. Maddesinde ise “Müdahale
sırasında isteğini açıklayabilecek bir durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî
müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekler göz önüne
alınacaktır.” denilerek kişinin bilinci kapansa dahi bilinci kapanmadan
önceki iradesinin esas alınacağı açık bir şekilde vurgulanmıştır.
Tüm bu bilgiler ışığında, Tokyo ve Malta Bildirgeleri ile İnsan
Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi hükümleri uyarınca açlık grevindeki politik
tutsak Gürkan Türkoğlu’na yönelik zorla tıbbi müdahale uygulaması gerek tıbbi
etik ilkeleri gerekse de uluslararası hukuk ilkeleri açısından kabul edilemez
niteliktedir.
2. İşkence Niteliğinde Müdahale ve "Zorla
Besleme" (Force-Feeding)
Gürkan Türkoğlu’nun bilincinin kapanması üzerine iradesi
dışında yapılan serum ve vitamin takviyeleri, tıbbi bir yardım değil, kişinin
vücut bütünlüğüne ve onuruna yönelik saldırgan bir müdahaledir. Bu durum ayrıca
Wernicke-Korsakoff Sendromu (WKS) olarak bilinen, temel olarak vücutta B1
vitamini (tiamin) eksikliği nedeniyle ortaya çıkan, beyinde ciddi ve kalıcı
hasarlara yol açabilen nörolojik bir durumun ortaya çıkmasına da sebep olmakta;
kişilerin ağır şekilde denge ve hafıza sorunu yaşamalarına, fiziksel olarak
yaşamlarını tek başına devam ettirmelerine engel olan bir tablonun ortaya
çıkmasına neden olmaktadır.
AİHM ve diğer uluslararası hukuk mekanizmaları da kişinin
rızası olmaksızın uygulanan zorla tıbbi müdahaleyi ve zorla beslemeyi
"zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele" olarak
tanımlamaktadır. Her ne kadar AİHM’in bazı kararlarında tıbbi zorunluluk
bulunması halinde zorla
beslemenin bir yöntem olarak uygulanabileceğine hükmetmiş ise de son
derece basit ve karşılanabilir bir talep olan “Kuyu tipi olmayan bir
hapishaneye sevk” talebinin karşılanması halinde kişinin açlık grevi eylemine
kendiliğinden son verecek olması karşısında Gürkan Türkoğlu’na yönelik zorla
besleme uygulamasında tıbbi zorunluluk bulunduğu iddiası temelsizdir.
3. Hekimlerin ve Sağlık Personelinin Sorumluluğu
Hastanede bu müdahaleleri gerçekleştiren hekimler; Hipokrat
Yemini’ni, mesleki etik ilkelerini ve Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası
sözleşmeleri ihlal etmektedir.
Etik Sorumluluk: Hekimler devletin memuru değil,
evrensel tıp etiğinin uygulayıcılarıdır. Hastanın onamını almadan yapılan her
müdahale, hekimi suç ortağı haline getirir.
Hukuki Sorumluluk: Zorla müdahalede bulunan, bu
talimatı veren ve uygulayan tüm yetkililer ile sağlık personeli; hem iç hukukta
hem de uluslararası yargı önünde "işkenceye iştirak" ve "kişi
hürriyetini kısıtlama" suçlarından hukuken sorumludur.
4. Sonuç ve Çağrı:
Kuyu tipi hapishane modeline ve ağırlaştırılmış tecrit
uygulamalarına karşı son derece haklı ve meşru bir taleple açlık grevi eylemini
sürdüren Gürkan Türkoğlu, Hüseyin Özen ve Tahsin Sağaltıcı üzerindeki zorla
müdahale uygulamasına ve tehdidine derhal son verilmelidir. Mahpusların tıbbi
takipleri, etik kurallara uygun şekilde ve güven duydukları bağımsız hekimler
tarafından yürütülmelidir.
Unutulmamalıdır ki; zorla müdahale sakat bırakır, yaşam
hakkını savunmaz; aksine kişinin iradesini yok sayarak onu fiziksel ve
psikolojik olarak tahrip eder. Bu nedenle, başta Antalya Şehir Hastanesi’nde
Gürkan Türkoğlu’na yönelik ilk zorla müdahale uygulamasını gerçekleştiren
hekimler olmak üzere tüm hekimleri tıbbi etik kurallarına uymaya; hükümet
yetkililerini, adalet bakanlığını ve hapishane idarelerini hukuka uygun
davranmaya, temel hak ve özgürlüklere saygı duymaya ve kişilerin yaşam
haklarını hedef alan ve işkence niteliğindeki uygulamalara derhal son vermeye çağırıyoruz.
Ayrıca tüm meslektaşlarımızı, tüm hak savunucularını; tüm baroları, ulusal ya
da uluslararası ölçekteki tüm hukuk ve insan hakları örgütlerini; Türkiye’de
ağır insan hakları ihlallerine neden olan Kuyu Tipi hapishane modeline karşı
haklı ve meşru bir talep ileri süren Türkiyeli politik tutsakların direnme
haklarını hedef alan, dahası yaşam haklarına yönelen; zalimane, insanlık dışı
veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlali niteliğindeki zorla tıbbi müdahale
uygulamasına karşı tavır almaya; Türk hükümetini bu uygulamadan vaz geçirme
konusunda her türlü hukuki ve siyasi girişimde bulunmaya çağırıyoruz.
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro
