1 mayıs FOSEM Fransa Gebze Hacıahmet Isparta Maraş Mektuplarımızla Tecriti Kıralım Muharrem Karataş Polonya Sevgi Erdoğan Vefa Evi TAYAD Tokat UTMP Zürich adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya açıklamalar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa bağcılar belgesel belçika beykoz beşiktaş boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler galatasaray gazi gençlik gerilla giresun grup yorum gözaltı gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere istanbul isveç isviçre italya izmir işçi meclisi kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba kültür sanat kütahya küçükçekmece kınık kıraç lubnan malatya maltepe mardin mersin munzur muğla nurtepe okmeydanı ortaköy piknik radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler taksim tavır dergisi tekirdağ tiyatro trabzon tuzla türkiye videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi çanakkale çayan çayan mahallesi çağlayan çekmece çerkezköy ömürtepe örnektepe İngiltere İsviçre şiir şiirler şişli

Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro’nun Yapmış Olduğu Açıklamayı Yayınlıyoruz

TÜRKİYE’DE KUYU TİPİ HAPİSHANELERE VE AĞIRLAŞTIRILMIŞ TECRİT UYGULAMASINA KARŞI SÜRESİZ AÇLIK GREVİNDEKİ TUTSAKLARA YÖNELİK ZORLA TIBBİ MÜDAHALE-ZORLAMA BESLEME UYGULAMASINA İLİŞKİN BASINA, KAMOUYONA VE MESLEKTAŞLARIMIZA BİLGİLENDİRME VE ÇAĞRIMIZDIR

Bilindiği gibi Türkiye’de son dönemde S, R ve Y tipi ve Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu (YGC) olarak adlandırılan, politik tutsaklar tarafından “kuyu tipi” hapishaneler olarak tarif edilen ağırlaştırılmış tecrit esasına dayalı hapishane uygulamasına karşı politik tutsaklar tarafından sürdürülen süresiz açlık grevi vb. eylem ve etkinlikler nedeniyle ciddi bir tartışma konusudur. Bugüne kadar birçok politik tutsak kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle açlık grevi yapmış, bu taleplerinin karşılanması üzerine açlık grevi eylemlerine son vermişlerdir. Ancak aynı taleple süresiz açlık grevini sürdüren politik tutsaklar Gürkan Türkoğlu, Hüseyin Özen ve Tahsin Sağaltıcı eylemlerinin 245. Gününde, 12 Nisan tarihinde, iradeleri dışında, zor kullanılarak hastaneye kaçırılmış; yaklaşık 10 gündür Antalya Şehir Hastanesinde zorla müdahale tehdidi altında tutulan açlık grevi eylemcilerinden Gürkan Türkoğlu’na, eyleminin 263. Gününde, 20 Nisan 2026 tarihinde zorla tıbbi müdahalede bulunulmuştur. Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen ise zorla müdahale tehdidi altında hala aynı hastanede tutulmaktadır.

Açlık grevi eylemcilerinden Gürkan Türkoğlu’na yönelik gerçekleştirilen zorla tıbbi müdahale ve zorla besleme uygulamaları ile Hüseyin Özen ve Tahsin Sağaltıcı’ya yönelik tıbbi müdahale ve zorla besleme tehdidi hakkında kamuoyunu ve ilgili makamları uyarıyoruz:

"Kuyu Tipi" tecrit modeline karşı, bu uygulamaya son verilmesi ve kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk talebiyle süresiz açlık grevini sürdüren politik tutsakların, iradeleri dışında hastaneye kaçırılarak zorla tıbbi işleme maruz bırakılmaları; yalnızca bir hak ihlali değil, açık bir işkence ve insanlık dışı muameledir.

1. Uluslararası Mevzuat ve Bildirgeler:

Tıbbi etik ve uluslararası hukuk, bilinci yerinde olan bir kişinin tedaviyi reddetme hakkını kesin bir şekilde tanır ve sonradan bilincin kapanmış bile olsa bu iradeyi geçerli kabul eder.

WMA Tokyo Bildirgesi: Dünya Tabipler Birliği’nin (WMA) 1975 yılında yayınladığı ve kısaca Tokyo Bildirgesi olarak bilinen “Gözaltında ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” hekimlerin mahpuslara yönelik işkence, zulüm veya insanlık dışı muameleye katılmasını yasaklar. (Madde 1)

Bildirgenin 5. Maddesi ise şöyledir: “Bir mahpus beslenmeyi reddettiğinde, eğer hekim, beslenmeyi gönüllü olarak reddetmenin yol açacağı sonuçlar üzerinde kişinin tam ve doğru bir yargıya varacak yetenekte olduğu kanısında ise, bu kişiyi damardan beslemeyecektir. Hükümlünün böyle bir yargıya varma yeteneği ile ilgili karar, en azından bir başka bağımsız hekimce onaylanmalıdır. Beslenmeyi reddetmenin yol açacağı sonuçların hekim tarafından hükümlüye anlatılması gerekir.” Bildirgeye göre; açlık grevi yapan bir mahpusun, tedaviyi reddetmesi durumunda zorla beslenmesi etik dışıdır. Açlık grevi yapan ve karar verme yetisine sahip hastalar zorla beslenemez; hekimlerin tek yükümlülüğü hastayı riskler konusunda bilgilendirmektir.

WMA Malta Bildirgesi: Tam adı “Açlık Grevcileri Üzerine WMA Bildirgesi” olan 1991 tarihli Malta Bildirgesine göre açlık grevi yapan bir kişi, özgür iradesiyle tedaviyi veya beslenmeyi reddediyorsa, bu karara saygı gösterilmeli, mahpusun bilinci kapansa dahi, daha önceden bu yönde beyan ettiği iradesi (tedavi istemediği yönündeki kararı) esas alınması gerektiğini vurgular.

Bildirgenin 4. Maddesi şu şekildedir: “Müdahale etmek ya da etmemek konusundaki son karar -temel çıkarları hastanın iyiliği olmayan­ üçüncü tarafların müdahalesi olmaksızın- hekimine bırakılmalıdır. Gerektiğinde hekim, hastaya açık­ça, onun (hastanın) tedaviyi reddetme, koma durumunda, yapay beslenme ve ölüm riski gibi kararını kendisinin onaylayıp onaylamadığını belirtmelidir. Eğer hekim hastanın reddetme kararını onay­lamıyorsa, onun başka bir hekim tarafından takip edilmesini sağlamalıdır.”

Malta Bildirgesi, açlık grevcisine, özellikle bilincinin kapanması sonrasında, uygulanacak tedavi (zorla besleme de dahil) hususunda en doğru kararı vermekte hekimin serbest olduğunu, buna karşın bildirgenin yukarıda alıntılanan 4. paragrafında belirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Bir başka ifadeyle özgür iradesiyle, beslenmeyi reddeden ve bu durumun bilincin kapanması sırasında da geçerli olacağını da belirten bir açlık grevcisinin önceden açıklamış olduğu iradesi kendisiyle ilgilenen hekim tarafından sonraki aşamalarda dikkate alınmak zorundadır.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) de bu yaklaşımı benimsemiştir. “Bilinci açık olan açlık grevcisi beslenmeyi reddettiğinde bu kişiler hekimler tarafından zorla beslenmeyecektir. Bunun aksi hem tıbbi etik, hem de hasta hakları açısından yanlış bir tutumdur.”[1]

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi: 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmış olan ve Türkiye’nin de tarafı olduğu, kısaca İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olarak bilinen “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi” de zorla tıbbi müdahaleyi yasaklayan niteliktedir. Sözleşmenin 5. Maddesinde “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.” Denilerek bu durum açıkça ifade edilmiştir. Sözleşmenin 6. Maddesinde ise “Müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek bir durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekler göz önüne alınacaktır.” denilerek kişinin bilinci kapansa dahi bilinci kapanmadan önceki iradesinin esas alınacağı açık bir şekilde vurgulanmıştır.

Tüm bu bilgiler ışığında, Tokyo ve Malta Bildirgeleri ile İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi hükümleri uyarınca açlık grevindeki politik tutsak Gürkan Türkoğlu’na yönelik zorla tıbbi müdahale uygulaması gerek tıbbi etik ilkeleri gerekse de uluslararası hukuk ilkeleri açısından kabul edilemez niteliktedir.

2. İşkence Niteliğinde Müdahale ve "Zorla Besleme" (Force-Feeding)

Gürkan Türkoğlu’nun bilincinin kapanması üzerine iradesi dışında yapılan serum ve vitamin takviyeleri, tıbbi bir yardım değil, kişinin vücut bütünlüğüne ve onuruna yönelik saldırgan bir müdahaledir. Bu durum ayrıca Wernicke-Korsakoff Sendromu (WKS) olarak bilinen, temel olarak vücutta B1 vitamini (tiamin) eksikliği nedeniyle ortaya çıkan, beyinde ciddi ve kalıcı hasarlara yol açabilen nörolojik bir durumun ortaya çıkmasına da sebep olmakta; kişilerin ağır şekilde denge ve hafıza sorunu yaşamalarına, fiziksel olarak yaşamlarını tek başına devam ettirmelerine engel olan bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

AİHM ve diğer uluslararası hukuk mekanizmaları da kişinin rızası olmaksızın uygulanan zorla tıbbi müdahaleyi ve zorla beslemeyi "zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele" olarak tanımlamaktadır. Her ne kadar AİHM’in bazı kararlarında tıbbi zorunluluk bulunması halinde zorla beslemenin bir yöntem olarak uygulanabileceğine hükmetmiş ise de son derece basit ve karşılanabilir bir talep olan “Kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk” talebinin karşılanması halinde kişinin açlık grevi eylemine kendiliğinden son verecek olması karşısında Gürkan Türkoğlu’na yönelik zorla besleme uygulamasında tıbbi zorunluluk bulunduğu iddiası temelsizdir.

3. Hekimlerin ve Sağlık Personelinin Sorumluluğu

Hastanede bu müdahaleleri gerçekleştiren hekimler; Hipokrat Yemini’ni, mesleki etik ilkelerini ve Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmektedir.

Etik Sorumluluk: Hekimler devletin memuru değil, evrensel tıp etiğinin uygulayıcılarıdır. Hastanın onamını almadan yapılan her müdahale, hekimi suç ortağı haline getirir.

Hukuki Sorumluluk: Zorla müdahalede bulunan, bu talimatı veren ve uygulayan tüm yetkililer ile sağlık personeli; hem iç hukukta hem de uluslararası yargı önünde "işkenceye iştirak" ve "kişi hürriyetini kısıtlama" suçlarından hukuken sorumludur.

4. Sonuç ve Çağrı:

Kuyu tipi hapishane modeline ve ağırlaştırılmış tecrit uygulamalarına karşı son derece haklı ve meşru bir taleple açlık grevi eylemini sürdüren Gürkan Türkoğlu, Hüseyin Özen ve Tahsin Sağaltıcı üzerindeki zorla müdahale uygulamasına ve tehdidine derhal son verilmelidir. Mahpusların tıbbi takipleri, etik kurallara uygun şekilde ve güven duydukları bağımsız hekimler tarafından yürütülmelidir.

Unutulmamalıdır ki; zorla müdahale sakat bırakır, yaşam hakkını savunmaz; aksine kişinin iradesini yok sayarak onu fiziksel ve psikolojik olarak tahrip eder. Bu nedenle, başta Antalya Şehir Hastanesi’nde Gürkan Türkoğlu’na yönelik ilk zorla müdahale uygulamasını gerçekleştiren hekimler olmak üzere tüm hekimleri tıbbi etik kurallarına uymaya; hükümet yetkililerini, adalet bakanlığını ve hapishane idarelerini hukuka uygun davranmaya, temel hak ve özgürlüklere saygı duymaya ve kişilerin yaşam haklarını hedef alan ve işkence niteliğindeki uygulamalara derhal son vermeye çağırıyoruz. Ayrıca tüm meslektaşlarımızı, tüm hak savunucularını; tüm baroları, ulusal ya da uluslararası ölçekteki tüm hukuk ve insan hakları örgütlerini; Türkiye’de ağır insan hakları ihlallerine neden olan Kuyu Tipi hapishane modeline karşı haklı ve meşru bir talep ileri süren Türkiyeli politik tutsakların direnme haklarını hedef alan, dahası yaşam haklarına yönelen; zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlali niteliğindeki zorla tıbbi müdahale uygulamasına karşı tavır almaya; Türk hükümetini bu uygulamadan vaz geçirme konusunda her türlü hukuki ve siyasi girişimde bulunmaya  çağırıyoruz.

Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro



[1]  http://www.ttb.org.tr/aclik_grev/tibbi.html

[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.