Silivri Kapalı Hapishanesinde kalan Selçuk
Kozağaçlı, Türkçe’nin hazırladığı “Cezaevinden mektuplar yazı dizisi” için bir
mektup kaleme aldı.
Halkın Hukuk Bürosu avukatı ve ÇHD Genel Başkan Selçuk
Kozağaçlı’nın mektubunu yayınlıyoruz:
Merhaba,
Hapishane, kâğıt/kalem kullanılarak yazılıp, zarflı/pullu
yolculuğa çıkarılmış “fiziksel” mektubun son kalesi. Bir gün hapishaneyi
ortadan kaldırdığımızda –ki bunu mutlaka başaracağız- arkasından hayıflanıp
özlenecek tek hatırası bu kalacak insanlığa.
Altı yüz on beş gündür yüksek güvenlikli “Silivri Kapalı”
hapishanesinde tutsağım. Bunun ilk beş yüz günü; on iki metrekarelik bir tecrit
hücresinde, ziyaretçilerim ve avukatlarım dışında kimseyle temas etmeden geçti.
Bir süredir, bir parça daha büyük bir hücrede iki kişi kalmamıza izin
veriliyor.
Havalandırmamızın duvarları sekiz metre yüksekliğinde ve
üzeri tel bir kafesle kapalı. Bazen alışkanlıkla “bahçe” diyorsak da aslında
sadece baca. Daha doğrusu kamerayla kesintisiz izlenen bir kuyu.
Yirmi beş metrekareye iki kişi düşen nüfus yoğunluğumuz
yüzünden sizi yanıltmak istemem, burası aslında bir hapishane kasabası. Geniş
bir tarım alanına tünel betonuyla tecavüz edilerek inşa edilmiş dokuz ayrı
hapishanede; sayıları on bine yaklaşan tutsak, binlerce gardiyan, asker,
bazılarının aileleri ve çocukları, öğretmen, imam, doktor dersem kasaba
benzetmem daha iyi anlaşılabilir. Bu çağa ait değil.
Giriş ve çıkış kapılarındaki kulelerde nöbetçi bekleyen,
etrafı sur ve hendekle değilse bile yüksek tel örgülerle çevrili bir orta çağ
kasabası. Kapısından girmekle ceza adalet sistemimizin bir başka rezilliği olan
“yarı açık-açık” hapishaneye de girmiş olduğunuz için sokaklarımız hareketli.
Geçmişte avukat olarak gelip gittiğim için ben kasabanın
görsel imgesine sahibim; yani camileri, marketleri, otoparkları, “otobüs”
garajlarını, okulları size anlatabilirim. Ama kasaba sakinlerinin yarısından
çoğu hiç görmeden, yıllarca bu dekorun bir parçası olarak burada yaşıyor.
Muhtemelen benimkine benzemiyordur imgeleri. Tecridi aşabilen sesler, kokular
ve telle filtrelenmiş görüntüler onların kasabası. Camilerin varlığını ezan
sesinden, marketleri “kapıya teslim” kantin satışlarından, okulu Pazartesi ve
Cuma bayrak törenlerinin cıvıltısından, garajı duruşmalara götürülmek üzere
doldurulduğumuz “ring” kamyonetlerinin pis ve dar, kameralı kabininden
tanıyorlar. Üniforma ve kelepçeye ise herkes eşit düzeyde teşne.
Tabii bir de ziyaretçilerin anlattıklarından biliyorlar.
“Periyodik olarak kapıları dövüyoruz, saati gelince
sloganlar atıyoruz, keyfi aramaları, tutumları, pervasızlığı protesto ediyoruz.
Onlarca yıldır yapılageldiği gibi”
Her belediye başkanında heyecan uyandıracak kadar turistik
bir kasaba burası; binlerce haftalık ziyaretçinin yanında bayramda on binlerce
insan sabahın erken saatinden hava kararıncaya kadar buralarda oluyor.
Uğultusunu duyuyoruz.
Bir ve üç kişilik tecrit, başka hiçbir saldırıya ihtiyaç
duyulmaksızın, yedi gün ve yirmi dört saat işkence anlamına geliyor. Bunu başka
fiziksel saldırılara ihtiyaç duymadıkları anlamında
Söylemiyorum, hapishane her daim şiddet mekanıdır. Aynı
zamanda direniş mekanıdır elbette.
Kapatılmasının haksız olduğuna inanların iradesini kırmak
güçtür. Gazeteleri sınırlanan, politik dergileri verilmeyen, kitaplarına kota,
mektuplarına sansür uygulanan insanlar direniyor.
Bugünlerde Grup Yorum üyeleri açlık grevinin kırklı
günlerindeler. Geçmişte çoğumuz yaptık ve gelecekte de yapılacak. Sesimizi
duyurmak, haksız saldırıyı geriletmek için sakatlığı, ölümü göze alıyor
insanlar.
Periyodik olarak kapıları dövüyoruz, saati gelince sloganlar
atıyoruz, keyfi aramaları, tutumları, pervasızlığı protesto ediyoruz. Onlarca
yıldır yapılageldiği gibi.
Diğer yandan “Yüksek Güvenlikli Kapalı” sakinleri kasabanın
sosyetesi kabul ediliyoruz. Diğer sekiz mahalle en fazla yirmi dört kişi için
yapılmış koğuşlarda sayıları elliyi bulan nüfus yoğunluğuna sahipken bizim en
kalabalık hücremiz üç kişilik. Adalet Bakanlığı tehlikeli teröristler
olduğumuz; hapishane idaresi de fazla “ünlü” olduğumuz için böyle olmak zorunda
olduğunu savunuyor. Bakanlığa değilse bile hapishane idaresine hak vermemek
mümkün değil. Bazı günler, aynı anda dolu olup birbirini görebilen on dört
camekanlı avukat görüş kabini gerçek bir “all star” havası yaşıyor. Osman
Kavala’dan, Eren Erdem’e; Ahmet Altan’dan Mümtazer Türköne’ye, Adnan Hoca’nın
“kızlarından”, Ebu Hanzala’ya bitmez tükenmez bir çeşitlilik. Generaller,
valiler, mahkeme başkanları, polis müdürleri burada vasat sayılıyor. İsimlerini
bildiklerimin bile isimlerini hatırlamak müşkül; o cenah yaşlandıkça sanki birbirine
benziyor.
Ve elbette devrimciler ve yurtseverler.
Uzun seslenmeler, türküler, marşlar, kapı dövmeler, saldırı
altında direnişler, saatli sloganlar onların bloklarından geliyor.
Hapishane nüfusunun sadece onda birini oluşturmalarına
rağmen hapishane mücadelesinin, neşesinin, kavgasının ve umudunun tamamı
onlarda.
Kulağımızın biri dışarıda elbette.
Sabah-akşam haber rutini: Fox TV.
Gün ortası sohbetler: Halk TV.
Kaçırdığımız bir şey var mı? CNN-NTV altyazıları
Eyvah kötü bir haber mi var?: TRT Teletext
Solculardan ses var mı?: Cumhuriyet (bazen var ama bunlar
yazmıyor sitemiyle)
Bir hata işleyip kendisini cezalandırmak isteyenler için de
A Haber var. İdam cezası kaldırıldığından yirmi dakikayı geçmemeye çalışıyoruz.
Yüz yirmi bin sayfa okuyup, bin sayfa yazdım. Üç bin
kilometre koşup, iki bin kilometre de yürümüşüm hesaplarıma göre. Lise son
sınıftaki kiloma kavuştum yıllar sonra. Neşemde ve kararlılığımda azalma yok.
Hazırım diyebilirim: Kaldığım yerden değil, beş bin kilometre ileriden mücadeleye
başlamak için. Kapatıldığım günden değil, bırakıldığım andan beş sene ileriden
mücadeleyi sürdürmek için. Bırakacaklar mı? Elbette bir gün, mecburen. Süre ve
mesafe arttıkça onların aleyhine işliyor denklem. Kendileri bilirler. Asla
vazgeçmeyeceğiz, asla teslim olmayacağız. Tam da bu nedenle mutlaka Biz
Kazanacağız! O zaman mektubun hakkını vererek bitirelim. Bir başka mektuba
kadar herkesi sevgiyle kucaklıyorum. Küçüklerin gözlerinden, büyüklerin
ellerinden öperim.
Gerçekten kazanacağız.
Selçuk Kozağaçlı
Silivri Kapalı Hapishanesinden
Kaynak: Gerçek Haber Ajansı
