Bulunduğu hapishanenin idaresi tarafından bugüne kadar hiçbir
tutsağın maruz kalmadığı eziyetlere maruz kalıyor.
İdare sürekli olarak irili-ufaklı eziyetler ile onunla sinir
savaşına girişmiş durumda.
Zorluklar Fikret Akar daha SAG başlamadan başlamıştı.
İdare Fikret Akar'ın Süresiz Açlık Grevi direnişini kırmak
için, kantinde şeker satmadı.
Bunun üzerine büyük bir ulusluslararası kampanya başlatıldı,
dünyanın dört bir yanından şeker gönderildi.
Aynı şekilde Fikret Akar bu hususla ilgili İnfaz Hakimliğine
başvurmuştu ve mahkeme hapishanenin kantinde şeker satmak zorunda olduğu
yönünde karar verdi.
Ancak Karatepe Yüksek Güvenlikli Hapishane mahkeme kararını
da dinlemiyor.
Sonunda kantinde şeker sattı. Ama herkese Kent ve Mevlana
marka şeker satarken, Fikret Akar'a sadece Kent verip, Mevlana vermedi.
Birde bu şekilde onun direnişini kırmaya çalıştı.
Başka ne tür eziyetlere başvurdu? B1 vitaminini 108 gün
sonra verdi.
İdare Fikret Akar'ı çok bilinçli sakat bırakmak istiyor.
Sen direniyor musun? O zaman sakat kalacaksın diyor.
Başka? Mahkeme kararına rağmen karbonat'da vermedi.
İdare karbonat için doktordan reçete yazdır dedi. Buna
kargalar bile güler, ama Fikret Akar bu reçeteyi çıkarttırdı. Fakat karbonatı
ona rağmen vermedi.
Birde özel eziyet olsun diye, Fikret Akar'ın hücresini
tadilata aldı. Küçük bir kaçık varmış, bunun için bütün hücreyi yıktı. Fikret
Akar geçici ve pis bir hücrede kalıyor. Ancak artık temizlik yapacak enerjisi
ve gücü yok şu anda.
Bütün bu eziyetlerden dolayı, 23 Temmuz'da Fikret Akar'ı
desteklemek için Karatepe idaresine protesto maileri gönderildi.
Elbette Fikret Akar'da çok kararlı bir tutum sergiledi.
"Eğer bugüne ve bu saate kadar bana Mevlana şekeri ve
karbonatı vermezseniz, hücremi yakarım" diye ültimatom verdi. O gün ve
saat Çarşamba 23 Temmuz idi.
Yani mailler ve Fikret Akar'ın ültimatomu bir araya geldi.
Ve ultamatomun bitmesine kısa süre kendisine Mevlana şekeri
ve karbonat getirildi.
Yani Yaşasın Uluslararası Dayanışma Ve Yaşasın
Direnişimiz.
Anti Emperyalist Cephe'nin tutsaklar komitesi olan İS4PP
(siyasi tutsaklar için ulusl. dayanışma)'nin çağrısı üzerine, Serkan Onur
Yılmaz'ın taleplerinin kabul edilmesi için, dünyanın dört bir yanından ve
Avrupa'nın bir çok Şehirinden Adalet Bakanlığına mailler gönderildi.
Çin, Beyazrusya, Latvuya, Ukrayna, Belçika, Hollanda,
Fransa, İngiltere, Avusturya, Yunanistan gibi bir çok ülkeden mailer
gönderildi.
İS4PP'nin Twitter adresinde 2 saat içinde 1100 kereden fazla
görüntü aldı.
Böylece Serkan Onur Yılmaz'ın direnişi ve Türkiye'nin onun
hayatını riske attığı dünyanın birçok yerinde duyulmuş oldu.
Serkan Onur Yılmaz 260'lı Günlere Yaklaşıyor.
Her An Şehit Düşebilir.
Biz Adalet Bakanlığından verdiği sözü tutmasını ve Antalya
Kuyu Tipindeki arkadaşlarını da Kuyu Tipi olmayan bir hapishaneye sevk etmesini
talep ediyoruz.
Eylem günü kampanyası kapsamında, 14 Temmuz 2025 akşamı Anti-Emperyalist Cephe (AEC), Türkiye’deki tecrit tipi hapishanelerde süren direnişe destek amacıyla çevrimiçi bir dayanışma toplantısı düzenledi.
Aşağıda toplantı için paylaşılan davet yer almaktadır:
Sevgili yoldaşlar,
Sizlerle Türkiye'deki tecrit hapishanelerine karşı süren mücadelemizi güçlendirmek amacıyla bu önemli daveti paylaşmak istiyoruz.
Bildiğiniz üzere, iki yılı aşkın süredir Türkiye’de emperyalizmin kuklası olan rejim tarafından inşa edilen yeni hapishane tiplerine karşı bir direniş sürmektedir. Bu hapishanler, halk direnişini, sömürüye ve baskıya karşı mücadele edenler arasındaki
dayanışmayı zayıflatmak ve yok etmek için tasarlanmıştır.
Toplantının amacı, farklı ülkelerde adalet mücadelesi yürüten tüm hareket ve bireyleri bir araya getirmek ve Türkiye hapishanelerindeki direnişe dair güncel gelişmeleri paylaşmaktı — zira 100–150–200–250 gündür süresiz açlık grevinde olan tutsakların sağlık durumu artık çok kritik bir noktaya ulaşmıştır.
Son iki yılda yaklaşık 20 devrimci tutsak, hukuksuz bir şekilde S, R ve Y tipi diye adlandırılan sözde "yüksek güvenlikli" hapishanelerine sevk edilmeyi reddederek bu uygulamalara direnmeyi başardı. Bu hapishanlere “kuyu tipi hapishaneler” diyorlar.
Şu anda sekiz tutsak, bu kuyu tipi hapishanelerden çıkarılmak ya da arkadaşlarının bu insanlık dışı yerlerden alınması talebiyle süresiz açlık grevinde:
Süresiz Açlık Grevinde Olan Tutsaklar:
Serkan Onur Yılmaz – 10 Kasım 2024’ten beri, Bolu F Tipi
Bakican Işık – 19 Aralık 2024’ten beri, Kandıra F Tipi No.2
Mithat Öztürk – 12 Şubat 2025’ten beri, Sincan Yüksek Güvenlikli No.2
Ali Aracı – 18 Şubat 2025’ten beri, Sincan Yüksek Güvenlikli No.1
Hasan Ali Akgül – 18 Şubat 2025’ten beri, Sincan Yüksek Güvenlikli No.1
Ayberk Demirdöğen – 11 Mart 2025’ten beri, Kırıkkale F Tipi
Fikret Akar – 30 Mart 2025’ten beri, Çorlu/Karatepe Yüksek Güvenlikli
Ümit Çobanoğlu – 29 Mayıs 2025’ten beri, Antalya Yüksek Güvenlikli
Bu direniş, emperyalist güçlerin yeni-sömürge ülkelerde hakları için mücadele edenleri yok etmeye ve yıldırmaya yönelik sistematik politikasına karşıdır.
Bütün emperyalist ülkelerde benzer tecrit hapishaneleri bulunmaktadır. Türkiye ise bu insanlık dışılığı daha da geliştirmiş; pencerelere üç demir parmaklık ve metal ağ çekerek ne ışığın ne de havanın içeri girmesini sağlamıştır.
Ancak dünyanın birçok yerinde bu politikalara karşı sessizlik hâkimken, Türkiye’deki devrimci tutsaklar direnmeye devam etmektedir.
Faşist baskılara asla boyun eğmediler — ve asla eğmeyecekler.
Dayanışmamız, dünyada direnen tüm halklarla ve tutsaklarla beraberdir ve sesimizi daha da güçlü ve etkili hale getirmeyi amaçlıyoruz.
Bu nedenle, 14 Temmuz 2025’teki bu çevrimiçi dayanışma toplantısına yoldaşlarımızı ve hareketleri davet ettik.
Toplantıda:
Katılımcılardan doğrudan dayanışma mesajları kaydedildi
Güncel bilgiler paylaşıldı
Olası yeni eylemler tartışıldı
Bu çağrı özellikle uluslararası yoldaşlara ve dayanışma hareketlerine yönelikti ve toplantı bağlantısı yaygın şekilde paylaşıldı, başkalarının da davet edilmesi istendi.
Katılımcılar ve Dayanışma Mesajları:
Zehra Kurtay – Halk Cephesi / Türkiye: Eski siyasi tutsak, şu anda Paris'te oturum hakkı için açlık grevinde
Sukriye Akar – AEC / Fransa: Eski siyasi tutsak, açlık grevcisi Fikret Akar’ın eşi
Bultza Herri Ekimena – Euskal Herria (Bask Ülkesi)
Hubert – Emperyalist Savaşa Karşı İttifak / Avusturya
Paulette – National Jericho Movement / ABD
Mikail Kononovich – Ukrayna
Anna – Belarus
Bruno Drweski – Komünist Yeniden İnşa Birliği / Fransa
Kevin McGinty – Saoradh ve IRPWA / İrlanda
Svetlana – İtalya
Erris – Secours Rouge – Supernova / Marsilya, Fransa
Panagiotis Masouras – Eski siyasi tutsak, T-34 İşçi Grubu / Yunanistan
Karpani – National Jericho Movement / ABD
Pavel Volkov – Eski Ukraynalı siyasi tutsak, gazeteci / Ukrayna
Nick Krekelbergh – Zannekinbond / Belçika
Peru Dayanışma Grubu
Lerzan Caner – Tayad / Türkiye
Gunay Dağ – Halkın Hukuk Bürosu (Türkiye) / Yunanistan: İltica hakkı için açlık grevinde
Yirmi beş yıl önce, 11 Eylül olaylarının ardından ABD
hükümeti, ABD emperyalist hegemonyasına karşı çıkan ülke ve örgütleri hedef
alan sözde bir “teröre karşı savaş” başlattı. Bu hükümet, örgüt ve hareketler
neredeyse anında “terörist” ilan edildi ve Britanya hükümeti de hızla bu tanımı
benimseyerek ABD ile olan “özel ilişkisini” vurgulamaya hevesli olduğunu
gösterdi.
Bu kampanya, Irak ve Afganistan’ın işgali ile diğer birçok
bölgede doğrudan veya dolaylı emperyalist saldırganlık için bahane olarak
kullanıldı. Bu saldırılar; demokrasi getirmek, barış tesis etmek, kadın
haklarını korumak, kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak gibi söylemlerle
meşrulaştırıldı. Ancak gerçek – kimi için erken, kimi için geç – ortaya çıktı.
O zamana kadar yüzbinlerce, hatta milyonlarca insan acı çekmişti. Ülkeler
yıkıldı, bölündü, yer altı ve yerüstü kaynakları talan edildi.
Sadece birkaç gün önce Britanyalı milletvekilleri, Palestine
Action’ı terör örgütü ilan etmek için oy kullandı.
Neden?
Çünkü eylemleriyle Palestine Action, ezilen Filistin
halkının sesi haline geldi. Ağır sansür altındaki Britanya medyasını bu gerçeği
duymaya zorladı. Bu da kukla Başbakanın arkasındaki gerçek gücü rahatsız etti.
Britanya devletinin Siyonist çıkarlarla olan derin bağları iyi bilinir ve
belgelenmiştir. Bu etkiler parti liderlerini ve hatta hükümetleri yönlendirecek
kadar güçlüdür.
Britanya devletinin 2000 Terörle Mücadele Yasası
çerçevesinde “terörizm”i nasıl tanımladığına bakalım:
Yasanın 1. bölümüne göre “terörizm”, bir kişiye ciddi şiddet
uygulamak, mülke ciddi zarar vermek, bir kişinin (eylemi gerçekleştiren kişi
hariç) hayatını tehlikeye atmak, kamu sağlığı veya güvenliğini ciddi biçimde
tehdit etmek veya elektronik sistemleri bozmak gibi eylemleri içerir ya da bu
eylemlerle tehdit etmeyi kapsar. Bu eylemlerin, hükümeti etkilemek veya halkı
korkutmak amacıyla ve siyasi, dini, ırksal ya da ideolojik bir amaca hizmet
etmek üzere yapılması gerekir.
Buradaki kilit kelime “ciddi”dir. Eğer eylemleriniz “ciddi”
hale gelirse—yani etkili, rahatsız edici ve düzeni sarsıcı olursa—bir tehdit
olarak görülürsünüz. Hyde Park Köşesi'nde bir kürsüye çıkıp dertlerinizi
bağırarak anlatmanız tolere edilir. İşte burjuva “demokrasisi”nin sahte
görüntüsü budur: Ne isterseniz söyleyebilirsiniz, yeter ki harekete geçmeyin.
Bu tanıma göre, Birleşik Krallık, ABD ve İsrail; Filistin,
Lübnan, Yemen, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Ukrayna ve daha birçok ülke
terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Bu terör eylemleri hâlâ devam etmektedir.
İsrail, uluslararası insan hakları örgütleri, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi ve en önemlisi dünya çapında milyarlarca insan tarafından
lanetlenmiştir. Ancak Britanya devletinden anlamlı bir kınama gelmemektedir.
Sessizlik hâkimdir. Fakat sıradan insanlar harekete geçtiğinde, derhal
“terörist” ilan edilirler.
Bu, açık ve net bir iki yüzlülüktür.
Britanya hükümetine göre; bebekleri, çocukları, sivilleri
vurmak; evleri, hastaneleri, okulları yıkmak; Gazze’de soykırım yapmak kabul
edilebilirdir. Ama savaş suçlarından kâr eden şirketlerin altyapılarına zarar
vermek ya da üzerlerine kırmızı boya dökmek 'terörizmdir'.
İşte emperyalizmin çıplak yüzü budur.
Emperyalizmin istediği; sessiz, bilgisiz, edilgen ve
itaatkâr bir halktır.
Biz, Anti-Emperyalist Cephe olarak adaletsizlik karşısında
asla sessiz kalmayacağız.
Emperyalizme, faşizme ve Siyonizme karşı vicdan ve cesaretle
mücadele eden tüm kişi ve örgütlerle tam dayanışma içerisindeyiz.
Britanya hükümetinin Palestine Action ve benzeri grupları
kriminalize etme girişimlerini kınıyoruz.
Anti Emperyalist Cephe, dünya halklarını emperyalizme karşı
birleştirmek istiyor.
Bunun için AEC'nin yaptığı temel çalışmalardan biri,
emperyalizmin dezenformasyonunu teşhir etmek ve gerçekleri göstermek.
AEC gerçekleri sadece "kuru söylemler" üzerine
göstermiyor.
Heyetlerle bizzat emperyalizmin saldırısı altında olan
ülkelere gidip, oradaki durumu belgeliyor ve dünya halkları ile paylaşıyor.
Raporuna Anayasa Koruma Örgütü iki noktaya değinmiş:
Birincisi AEC'nin Hamas lideri Yahya Sinvar'ı direnişin
tarafında olduğu için, sahiplenmesini.
İkincisi, 2024 yılında AEC uluslararası bir heyetle,
Suriye'ye gitmesini.
Bu bir uluslararası heyetin Suriye'ye darbe yapılmadan
önceki son geziydi.
Ve bunun için tarihe çok değerli belge kazandırmış olduk.
Neden? Çünkü 10 yıldan fazla, ABD başta olmak üzere,
İngiltere, Fransa, Almanya gibi emperyalist ülkeler, tabi yanı sıra Türkiye,
Suudi Arabistan, Katar gibi işbirlikçiler Suriye'deki iktidarı yıkıp, kendi
kuklalarını yerleştirmek istiyor.
Bunun için bitmez, tükenmez yalanlar yayıyorlar.
Bunun başında diktatör Esad geldi. Biz Esad iyidir veya
kötüdür demiyoruz. Bunun kararını verecek olan Suriye halkıdır.
Ancak Esad'ın yerine getirilen eli kanlı Ahmet Şara herhalde
demokrasinin temilcisi olamaz.
Bizim 2024 yılında kendi gözlerimizle görüp belgelediğimiz
Suriye nerede?
Şimdiki Suriye nerede? Suriye'de taş üzerine taş kalmadı.
Azınlıkların, başta Aleviler olmak üzere can güvenliği yok. HTŞ'li caniler
kıtır kıtır doğruyor.
Diktatör Esad'ın laik Suriye'si yerine şeriyat getirildi.
Emperyalizmin demokrasisi bu olsa gerek.
En vahimi: İsrail Suriye topraklarını işgal etti ve
neredeyse Şam'a kadar geldi.
Emperyalist medya, şu anki kendi yetiştirmeleri olan Ahmet
Al Şara'nın Suriye'sini öve öve bitiremiyorlar.
Elbette dünya halkalrı, bugünkü Suriye'nin demokrasi ile hiç
alakası olmadığını, önceki Suriye'nin kat be kat daha iyi olduğunu kimsenin
bilmesini istemiyorlar.
O anlamda bizim gibi yaptığımız "Fact Finding
Mission'lardan" çok rahatsız oluyorlar.
Çünkü onların yalan ve dezenformasyonunu teşhir ediyoruz.
Bundandır ki, Alman Anayasa Koruma Örgütü Anti Emperyalist
Cephe'yi 2024 yılı raporunda DHKP-C kadrolarının gezisi diye karalamaya
çalışıyor.
Böylece Almanya AEC'yi hedef göstermek istiyor.
Almanya'nın AEC'ye Suriye gezisi nedeniyle saldırması son
derece anlaşılır. Çünkü onlar Esad'ın gitmesini ve şu anki yüzlerce insanın
kanı elinde yapışan Al Şuara’nın gelmesi için canla başla uğraştılar. Belki
Suriye'deki darbenin en görünen yüzü Türkiye olabilir.
Ancak Almanya'nın da hiç azımsanmayacak rolü var.
Bundan dolaylıda zaten darbe olur olmaz, Almanya Dış İşleri
Bakanı Baerbock, kendisinin elini bile sıkmayan Al Şuara’nın ayağına gitti.
Anayasa Koruma örgütünün raporu kıstırtıcıdır.
Hedef gösteriyor.
Anti Emperyalist Cephe'nin mücadelesini terörize etmeye
çalışıyor.
Bunlar beyhude çabalardır Alman Anayasa Koruma örgütü.
AEC hem Fact Finding Missionlarına, hemde dezenformasyona
karşı mücadelesine devam edecektir.
Hatta 2025 yılı raporu için size biz biraz yardım edelim:
Onun içine de Belarus'a yapılan Fact Finding Mission'u alırsın.
Almanya Al Şara gibi teröristleri desteklemek için, AEC gibi
Anti Emperyalistleri terörize etmekten vaz geçmeli.
Anti-Emperyalist Cephe, 13-16 Mayıs2025
tarihlerinde, emperyalist dezenformasyon saldırılarına karşı "Gerçeği
Bulma Misyonu" içinYunanistan,
Almanya, Fransa, Türkiye, İrlanda, Sırbistan ve Londra'dan gelen heyetlerle Beyaz
Rusya’da bir anti-emperyalist karavan düzenledi.
Anti-Emperyalist
Cephe’nin düzenlediği karavana katılan örgütler şunlardı: İrlanda'danSaroadh-Devrimci Cumhuriyetçi Sosyalist Partisi, Türkiye Halk Cephesi, DEV-GENÇ,
HFG Uyuşturucu ve Bağımlılıkla Mücadele Merkezi, Sırbistan'danRNP-F,Almanya'dan Freidenker ve Yunanistan'dan Press
Project,Anti-Emperyalist Cephe.
Yerel’de Karavan Beyazrusya’daki
Anti-Emperyalist Kolektif ile Belarus Komünist Partisi'nin desteği
ile gerçekleşti.
Anti-Emperyalist Cephe, 13-16 Mayıs 2025 tarihlerinde,
emperyalist dezenformasyon saldırılarına karşı "Gerçeği Bulma
Misyonu" için Yunanistan, Almanya, Fransa, Türkiye, İrlanda, Sırbistan ve
Londra'dan gelen heyetlerle Beyaz Rusya’da bir anti-emperyalist karavan
düzenledi.
Dün 9 Mayıs Anti-Emperyalist Cephe Kızıl ordunun 80 yıl önce
Berlin'i alarak faşizme karşı zafer kazanmasının yıl dönümü törenine
katıldı.
Rus, Türkmenistan, Beyaz Rus, Kırgızistan...elçilerinin de
katıldığı anma töreninde şarkı ve marşlar söylendi ve Londra'daki anıta çelenk
ve çiçekler bırakıldı. Bir avuç Ukraynalı ve İngiliz faşistin sesi yüzlerce
katılımcı tarafından bastırıldı.
Milyonlarca Sovyet halklarının ve kızıl ordunun can
pahasına kazanılan bu zaferde şehit düşen insanlara vefa borcumuz var.
Tören Londra'daki Sovyet anıtı önünde gerçekleşti.
Anti-emperyalist Cephe’nin uluslararası çağrısına yanıt
olarak, bugün 7 Mayıs 2025 tarihinde, Türkiye’de açlık grevinde olan direnişçiler
Sercan Ahmet Arslan, Mulla Zincir, Serkan Onur Yılmaz, Bakican Işık, Yurdagül
Gümüş, Mihat Öztürk, Hasan Ali Akgül, Ali Aracı, Ayberk Demirdöğen ve Fikret
Akar’a dayanışmamızı göndermek istiyoruz.
Bizim de bir günlük destek açlık grevi yaptığımız ve 2024
Ekim ayında başlayan açlık greviyle sürdürülen bu direnişe katılan 10 tutsak,
Türkiye’nin S, R ve Y tipi yüksek güvenlikli hapishanelerine karşı mücadele
ediyor. Bu hapishaneler, 6 metrekarelik hücreleri, günde 23 saat tek başına
tecridi, yalnızca bir saatlik tek başına veya en fazla 2 kişiyle sınırlı
havalandırma hakkı ve 24 saat kamerayla gözetim altında tutulan insanlık dışı
koşullarıyla biliniyor.
Uluslararası devrimci dayanışma, siyasi ve örgütsel görüş
birliği gerektirmese de, radikal hareketlerin önemli bir parçasıdır.
Hapishanelere –özellikle de yüksek güvenlikli hapishanelere– karşı yürütülen
mücadele ve bu mücadeleye verilen her destek, baskıcı devlet-kapitalist
sistemin en uç örneklerinden biri olan bu kurumların varlığına karşı zorunlu
bir tavırdır.
Bizler, hem tutsaklar hem de anarşistler olarak, Türk
devrimcilerinin mücadelesinin yanında olmaktan başka bir şey yapamayız.
1 Mayıs,
sosyalizmin kızıl bayrağının yükseltildiği gündür.
1 Mayıs, ezilenlerin ve sömürülenlerin
emperyalizme ve faşizme açık bir mesaj gönderdiği gündür: Egemenlikleri sona
ermektedir; halk artık onların kan dökücülüğüne, açgözlülüğüne ve ayrımcılığına
tahammül etmeyecektir.
Küba’dan Kore’ye, dünya genelinde milyonlarca
insan 1 Mayıs’ı kutlamakta ve artık ABD ile AB emperyalizminin dünya ekonomisi
ve siyasetine egemen olduğu bir dünyada yaşamadığımızı yüksek sesle ve açıkça
haykırmaktadır. Afrika halkları da bu çağrıya katılarak emperyalist
ilişkilerden kurtulmak istemektedir. Yüzyıllardır süren sömürü artık mümkün
değildir. Bu ülkeler, gerçek bağımsızlıklarını tek tek ilan etmektedir ve daha
fazlasının da edeceğinden eminiz.
Rusya’yı tecrit ederek emperyalizme bağımlı
hale getirme amacıyla başlatılan abluka ters tepti. Ukrayna bu amaç için bir
araç olarak kullanıldı ancak diğer tüm emperyalist araçlar gibi o da terk
edildi.
Ortadoğu toprakları —özellikle Filistin,
Lübnan, Suriye ve Yemen— cesetlerle doldu ve halkın kanıyla yıkandı. Soykırım
hâlâ sürüyor. İsrail, ABD ve İngiltere dünya halkları tarafından
lanetlenmektedir. Siyonizm ve emperyalizm, siyasi ve ahlaki olarak yenilmiştir.
Yoğun bir direnişle karşı karşıyalar. Bu halkın gücüdür. Unutulmamalıdır ki
direniş, yenilmez tek komutandır. Vatanını ve halkını korumak için cesaret ve
kararlılık gösterenleri selamlıyoruz.
Emperyalistler, faşistler ve siyonistler,
birleşmiş ve örgütlü halklardan korkarlar. Bu korku, onları daha da şiddetli
hale getirir ve bu da kaçınılmaz sonlarını hızlandırır. Bu nedenle her
anti-emperyalist ve anti-faşistin görevi, halkı örgütlemek, birleştirmek ve
halk düşmanlarına karşı mücadele ederek acıları sona erdirmektir.
Gelecekte daha nice 1 Mayıs’lar olacak ve bu
anlamlı ve tarihsel önemli günde, yarının gençleri, anne ve babalarının, büyük
anne ve büyük babalarının nasıl savaşıp kazandığını hatırlayacaktır. Bugün o
gündür.
Anti-Emperyalist
Cephe olarak tüm yoldaşlarımızı ve dostlarımızı bir araya gelmeye, anlamlı
ilişkiler kurmaya, teoriyi pratikle birleştirmeye ve dünya halklarının
düşmanlarını yenmeye davet ediyoruz.
Kutlama sırasında özgür tutsak
Hüseyin Karaoğlan'ın kardeşi Gülay bir konuşma yaparak, Anti Emperyalist
Cephe'nin çağrısına uyup, kuyu-tipi hapishanelerindeki tecrite karşı özgür
tutsakların başlattığı açlık grevi direnişine destek amaçlı bir haftalık açlık
grevine bugün başladığını, bayrağı bir haftadır açlık grevinde olan Uğur
arkadaştan devraldığını belirtti. Halkın, verilen bu mücadeleye duyarlı olması
dileğini dile getirdi. Anti Emperyalist
Cephe, 30 Mart'ta başlattığı eylem zincirini kesintisiz sürdürüyor.
Gülay'dan sonra 1 Mayıs'ın anlamını ve mücadelenin nasıl hem
içeride hem de dışarıda sürdürüldüğünü anlatan bir konuşma daha yapıldı. Gösteri
davul zurna eşliğinde halaylarla bitirildi.
Anti-Emperyalist Cephe'nin Rusya Federasyonu
Komünist Partisi 2. Uluslararası Faşizm Karşıtı Forumu'ndaki Konuşması
23 Nisan 2025 tarihinde
Moskova'da Rusya Federasyonu Komünist Partisi tarafından düzenlenen 2.
Uluslararası Antifaşist Forum'da Anti-Emperyalist Cephe'den Konstantina
Kartsioti söz alarak bir konuşma yaptı.
"Nazizm, Faşizm ve Sömürgeci Kapitalizm" başlıklı oturumda
İsrail'in politikası Filistin halkına yönelik faşist soykırım politikasıdır.
Bu oturumda ayrıca Filistinli
Örgütler, Lübnan Komünist Partisi, Yemen Sosyalist Partisi, Afganistan Komünist
Partisi, Irak Komünist Partisi, tüm Latin Amerika Komünist Partileri, Güney
Afrika Komünist Partisi, Çin Büyükelçisi ve diğer birçok örgüt konuşma
yaptı.Foruma 700 kişi katılmıştır.
Tüm sempozyumun sonunda, Rusya Federasyonu
Komünist Partisi temsilcisi ve moderatörü sonuç konuşmasında Anti-Emperyalist
Cephe'nin konuşmasının çok önemli olduğunu, çünkü emperyalizmin elindeki bir
araç olarak dezenformasyondan bahsettiğini belirtti.
Anti-Emperyalist Cephe'nin Rusya Federasyonu
Komünist Partisi
2.
Uluslararası Faşizm Karşıtı Forumu'ndaki Konuşması Sizinle Paylaşıyoruz
Merhaba yoldaşlar. Öncelikle,
Anti-Emperyalist Cephe olarak, Sovyet halkının Nazilere karşı kazandığı büyük
antifaşist zaferin 80. yıl dönümü için Rusya Federasyonu Komünist Partisi
tarafından düzenlenen Tarihsel Antifaşist Forum'a katılmaktan onur duyuyoruz.
27 milyon Sovyet insanının insanlığı en tehlikeli ve katliamcı sistemlerden,
Nazizm’den kurtarmak için hayatlarını verdiği tüm şehitlere saygı duruşunda
bulunuyoruz. Büyük komünist lider Vladimir Lenin'in doğumunun 155. yılını
onurlandırıyoruz.
Joseph Stalin’in liderliğini ve Kızıl Ordu'nun generali Georgy Zhukov'
u, hayatlarını emperyalizm, faşizm ve Nazizm’e mücadeleye adayan tüm kahraman
Sovyet savaşçılarını ve dünya genelindeki tüm komünist hareketleri anıyoruz.
Tüm direniş gösteren halklar
burada toplandık. Günümüzde faşizm, emperyalizmle birleşmiş farklı türleriyle
dünyayı sarmış durumda. ABD-AB-NATO emperyalizmi, Ukrayna gibi yerlerde
halklara saldıran faşist ve Nazi rejimlerini destekliyor. Filistin halkının ve
Orta Doğu'daki insanların, katil Siyonist İsrailliler tarafından katliamları
destekliyorlar.
Ben Yunanistan'dan geliyorum. Ve
AEC olarak size tüm selamlarımızı iletmek istiyorum.Aynı şekilde Türkiye'deki HALK CEPHESİ
arkadaşların selamlarını iletmek istiyorum.
Anti-Emperyalist Cephe olarak,
ABD-AB-NATO emperyalizminin saldırdığı Filistin, Suriye, Rusya, Donbass, Yemen,
Lübnan, İran, Afrika, Latin Amerika gibi ülkelerle ve halklarla dayanışma
içinde olma görevimiz var. Ülkeleri ziyaret edin ve emperyalizme karşı
mücadeleyi cephesi büyütün.
Öncelikle, Filistin, Suriye, Donbass' taki direniş şehitlerini anmak
istiyorum; emperyalizm ve faşizme karşı mücadelede hayatını kaybeden tüm
şehitlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
90'lar, dünya tarihindeki bir
dönüm noktasını işaret etti. Sosyalist ülkelerde birer birer karşı devrimler
organize edildi. Sosyalizm artık bir alternatif değildi, geriye sadece
emperyalizm kaldı.
Dünya, ABD'nin hakim olduğu bir
köy haline geldi. Bu, Büyük Orta Doğu Projesi'nin (BOP) amacıdır. Hedefler: Tunus, Mısır, Libya,
Suriye, 22 Arap ülkesi, 5 Arap olmayan Orta Doğu ülkesi, 5 Orta Asya ülkesi ve
3 Kafkas ülkesi.
Amaç: ABD çıkarları doğrultusunda
rejimleri değiştirmek.
Orta Doğu, emperyalizm için neden
bu kadar önemliydi?
Jeopolitik ve stratejik konumu,
zengin yer altı kaynakları, özellikle petrol, üç kıta arasında merkezi konumu
ve küresel ulaşım yollarının anahtar noktası olması nedeniyle. Bu yüzden bu
politikalara karşı mücadele etmeliyiz. Baş çelişki halen emperyalizm ile dünya
halkları arasında.
Emperyalizm ve Siyonizm, dünyanın
gözleri önünde katliama devam ediyor.
Bugün enternasyonalist olmak,
direnen Filistin halkının yanında durmak demektir.
Filistin örgütlerinin direnişini
desteklemek demektir. 7 Ekim 2023'teki El-Aksa Tufanı Operasyonu, tüm Filistin
Direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen bu operasyon, dünyanın tüm
halklarına, emperyalizm ve Siyonizmin "kağıt'dan kaplan" olduğunu ve
halk direnişiyle yenileceğini göstermiştir;
bu, 77 yıldır işgal altında
olsalar bile.
"Filistin, nehirden denize
özgür olacak" sloganı,
gerçekten de bir Marksist-Leninist enternasyonalist slogandır, çünkü İsrail
işgalinin meşruiyetini reddetmektedir.
Emperyalist saldırganlığın yanı
sıra, 8 Aralık 2024'te Suriye, ABD-AB-NATO emperyalizmi tarafından, Türkiye,
Siyonistler ve Hayat Tahrir el-Şam (HTS), SNA ve Kürt Milliyetçileri SDG/PYD
gibi yerel işbirlikçileriyle birlikte tamamen işgal edilmiştir. Suriye'de
yaşananlar, emperyalist politikalardır, emperyalizmin düzenlediği bir
katliamıdır.
Bir kez daha söylüyoruz ki,
halkların emperyalist müdahalelere ve dezenformasyona karşı mücadelesini
desteklemeliyiz.
Burada Rusya Federasyonu Komünist
Partisi dezenformasyona karşı mücadele verirken, biz de emperyalizmin dünya
halklarının zihnini işgal etmek için ürettiği tüm bu dezenformasyona karşı
durmaya ve mücadele etmeye devam ediyoruz.
Emperyalizm, Suriye'de 2014'te
Euromaidan ile Ukrayna'da kullandığı aynı taktikleri kullanmıştır; Azov ve
sağcı sektörden neonazileri kullanmıştır.
Sonuç olarak, Filistin halkının
yanında duruyoruz; emperyalizme, faşizme ve Siyonizm’e karşı ortak bir mücadele
veriyoruz ve Filistin'in halkının yanında durmaya, direnişi desteklemeye
çağırıyoruz, çünkü ezilen halklar için tek çözüm, emperyalizme ve onların
kuklalarına karşı mücadeledir.
Bunu, Rusya'nın askeri
operasyonundan, Donbass'taki halkın antifasist mücadelesinden, Burkina Faso,
Mali, Nijer'deki Afrika ayaklanmasından, 7 Ekim operasyonundan ve dünyadaki tüm
direnişlerden gördük. Yunanistan'dan Rusya'ya, Türkiye'den Donbass'a, Yemen'den
Latin Amerika'ya, Lübnan'dan Afrika'ya, kahraman Filistin'e kadar tüm halkları
birlikte savaşmaya çağırıyoruz. Bu yüzden NATO ülkeleri içinde, Orta Doğu'daki
halklara saldırıların merkezi olan NATO üslerine karşı mücadele ediyoruz ve 4
Nisan'ı NATO'ya karşı eylemler için uluslararası bir gün olarak ilan ettik.
ABD, AB,
NATO, EMPERYALİZM, FAŞİZM VE SİYONİZME KARŞI BİRLEŞELİM SAVAŞALIM VE KAZANALIM.
FİLİSTİN
NEHİRDEN DENİZE ÖZGÜR OLACAK
YAŞASIN
HALKLARIN ANTİFAŞİST ZAFER GÜNÜ!
EMPERYALİZME
VE FAŞİZME KARŞI ŞAVASMAK BİR GÖREVDİR.
İlk gösteri Dublin’de Anti Emperyalist Eylem (AIA)
tarafından Pazar günü gerçekleştirildi. Saat 2’de Phibsborough’da toplanan
eylemciler, kortej oluşturarak Glasnevin mezarlığına doğru yürüyüşe geçtiler.
Anti Emperyalist temsilcilerinin de bayraklarıyla katıldığı yürüyüş
mezarlıktaki 1916 Easter ayaklanması şehitleri için yapılmış anıtın önünde sona
erdi. Burada saygı duruşunun ardından konuşmalar yapıldı ve direnişle ilgili
ağıtlar okundu. Yürüyüşe yüzün üzerinde insan katıldı. Buradan sonra, kitle
Dublin merkezdeki öğretmenler kulübünde bir araya gelerek bir toplantıya
katıldılar. Toplantıda önce uluslararası temsilciler söz aldılar. AEC
temsilcisinin yaptığı konuşma büyük ilgi gördü.
Konuşma metni şöyle:
Sevgili yoldaşlar, dostlar!
Biz Anti-Emperyalist Cephe olarak, İrlandalı yoldaşlarımızla
birlikte İrlanda devriminin başlangıcının yıl dönümünü kutlamaktan ve şehitleri
onurlandırmaktan gurur duyuyoruz.
Evet, bu tamamlanmamış bir devrimdir ve evet, bunu
tamamlamak için her ne gerekiyorsa yapmalıyız. Bunu başarmanın yolu birlikte mücadele
etmektir, çünkü örgütlü, birleşmiş ve kararlı bir halktan daha güçlü bir güç
yoktur.
Devrim yolu asla düz bir çizgi izlemez. Engebeli bir
arazideki nehir gibi kıvrılır, bazen durur gibi olur ama asla tamamen durmaz.
Durdurulamaz. Emperyalizm var oldukça, bağımsızlık mücadelesi de sürecek;
faşizm var oldukça demokrasi mücadelesi durmayacak ve kapitalizm var oldukça
sosyalizm mücadelesi sona ermeyecektir. Tüm kalbimizle ve bilincimizle
inanıyoruz ki bir gün bu topraklar da dahil olmak üzere birçok ülke sömürüden
ve baskıdan kurtulacaktır.
Hareketlerin ve örgütlerin emperyalizmin etkisi altında
olduğu bir çağda yaşıyoruz. Emperyalistler her yolla bağımsızlık ve özgürlük
için mücadele etmenin gereksiz olduğunu söylüyor; haklarınız ve özgürlükleriniz
için mücadele etmenin gereksiz olduğunu söylüyor. Ve ne yazık ki, emperyalizmin
ve işbirlikçilerinin boş vaatlerine inananlar da var. Tarih bize göstermiştir
ki özgürlük size verilmez. Onu almanız gerekir.
Onur ve haysiyet mücadelesi fedakârlık gerektirir. Bunun en
uç biçimi hayatınızı vermektir. Onlar bizim şehitlerimizdir. James Connolly’den
Bobby Sands’e, Kanlı Pazar şehitlerine kadar bu toprakların bağımsızlığı için
düşen her kadın, erkek, genç ve yaşlı bizim de şehidimizdir. Onlar bize yolu
gösterenlerdir. Onlar bizim izlediğimiz yoldur.
Fedakârlığın bir diğer biçimi ise özgürlüğünüzü
kaybetmektir; sevdiklerinizden, yoldaşlarınızdan ve halktan tecrit edilmek
demektir. Türkiye’deki tek kişilik hücrelerde tutulan 10 devrimci tutsak şu
anda açlık grevindedir. En önde Sercan Ahmet Arslan var ve bugün açlık grevinin
183. gününde. Yani 6 aydan fazla bir süredir aç.
Serkan Onur Yılmaz 162. gün,
Mulla Zincir 159. gün,
Baki Can Işık 123. gün,
Annesi, aynı zamanda bir devrimci tutsak olan Yurdagül Gümüş
110. gün,
Mithat Öztürk 67. gün,
Hasan Ali Akgül 62. gün,
Ali Aracı 62. gün,
Ayberk Demirdoğan 41. gün,
Ve Fikret Akar 22. gün.
Onlar diyor ki: “Beton bir kutuda yaşamaktansa onurluca
ölmeyi tercih ederiz.”
Direniş zafer kazandı. Daha önce 10 devrimci tutsak açlık
grevine girmişti ve uzun, acılı haftalar ve aylar sonunda talepleri karşılandı;
arkadaşlarının ve yoldaşlarının bulunduğu diğer hapishanelere sevk edildiler.
Bu direniş, sağlık kaybı gibi bedellerle kazanılıyor, bu
yüzden onlara yalnız olmadıklarını ve sağlıklarının bizim için önemli olduğunu
bildirmek bizim görevimizdir.
Tüm dostlarımızı ve yoldaşlarımızı 7 Mayıs’ta, Sercan’ın
açlık grevinin 200. gününde, bir günlük açlık grevine katılmaya çağırıyoruz. Ya
da onlara destek mektupları gönderebilirsiniz. Türk büyükelçiliğini arayabilir
veya mektuplar göndererek tek kişilik hücrelerde tutmanın işkence anlamına
geldiğini belirtebilirsiniz.
Bilgi almak için ULUSLARARASI SİYASİ TUTSAKLARLA DAYANIŞMA
PLATFORMU’nun (IS4PP.ORG) internet sitesine göz atabilirsiniz.
Dayanışma izolasyonu kırar ve izolasyon işkencedir.
Ve son olarak,
İrlanda’nın uzun bir mücadele, direniş ve kararlılık tarihi
vardır. 109 yıl önce başladı ve hâlâ sürmekte olduğuna inanıyoruz. Birleşik,
bağımsız ve sosyalist bir İrlanda kurulana kadar sürecektir.
YAŞASIN EASTER (PASKALYA) DEVRİMİ!
YAŞASIN ULUSLARARASI DAYANIŞMA!
KAHROLSUN FAŞİZM VE EMPERYALİZM!
BİZ HALKIZ; HAKLIYIZ VE KAZANACAĞIZ!
Konuşmaların ardından İrlanda’nın direniş ve mücadele
şarkıları söylendi.
21 Nisan 2025
Bir gösteri yürüyüşü ve anma töreni de İngiltere tarafından
işgal edilmiş Kuzey İrlanda’nın Derry şehrinde yapıldı.
Yürüyüş Creggan bölgesinde kütlesel bir katılımla başladı.
En önde bayraklarıyla İRA (İrlandalı Cumhuriyetçi Ordusu) gerillaları
kıyafetleriyle gençler yer aldılar, onları üç ayrı bando ve devamında da kitle
takip etti. Yine AEC’liler ellerinde kızıl bayraklarıyla kortejdeydiler. Kortej
Kanlı Pazar katliamının yapıldığı Özgür Derry anıtına yağmurla birlikte ulaştı.
Burada kurulan kürsüde konuşmalar yapılmadan önce FHKC’nin destek mesajı
okundu. Ardından Bask’lı bir arkadaş konuşma yaptı. Onu AEC temsilcisi izledi
ve Dublin’deki konuşmayı tekrarladı. Direnişteki her tutsağın adı okunduğunda
kitle alkışlarla karşılık verdi.
Töreni organize eden Saoradh’nın (anlamı Kurtuluş ve okunuşu
Siru) yöneticisinin ve IRPWA (Irlanda Cumhuriyetçi Tutsaklarla Yardımlaşma
Derneği) temsilcisi eski bir tutsağın konuşmaları takip etti. Devamında gençlik
örgütünden bir gencin yaptığı konuşma izledi. Anıta çelenkler bırakıldı.Saygı duruşunda bulunuldu.
Polis drone ve helikopterle töreni izledi ancak 20-25 gencin
kitle dağılırken gözaltına alındığı haberi geldi.